Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

ESİRLER HAKKINDAKİ KARAR

Efendimiz Aleyhisselâm daha sonra esirlere ne şekilde bir muamele de bulunulması yolunda ashabına danıştı..

Hazreti Ebu Bekir es Sıddık (R.a) fikrini şöyle açıkladı.

-Ya Nebiyullah, esirler amcalarımızın oğullarıdır !.. Kabilemizdendirler.. Kardeşlerimizdir.. Benim reyim; onlardan kurtulmalık akçesi alman yolundadır... Onlardan alacağımız kurtulmalık akçesi ile kâfirlere karşı kuvvetli oluruz; ayrıca, Allahû Teâlâ`nın onlara doğru yolu göstermesi ve kendilerinin de bize yardımcı olmaları umulur!.

Bundan sonra Efendimiz Aleyhisselâm Hazreti Ömer-ül Faruk (R.a) a sordu:

- Senin kanaatin nedir, ya Hattaboğlu ?..

Hazreti Ömer fikrini açıkaldı:

- Vallahi ben Ebu Bekir`in fikrini pek yerinde bulmadım !.. Benim kanaatimce evvelâ Ömer`in akrabası olan filâncanın boynunun vurulması için bana izin vermelisin !. Akil için Âli`ye izin vermelisin; sonra da Hamza`ya kardeşi Abbas`ı öldürmesi için izin vermelisin.. Ki böylelikle müşriklere karşı içimizde bir zaaf ve yumuşaklık bulunmadığı bilinsin.. Bunlar unutulmamalıdır ki, müşriklerin eşrafı, ileri gelenleridir..

Daha sonra Abdullah bin Revaha fikrini belirtti sorulan soru üzerine:

-Ya Rasûlullah, onları, ağacı çok olan bir vâdi bulalım ve içine dolduralım.. Sonra da ağaçları tutuşturarak onları ateşe verelim..

Efendimiz Aleyhisselâm bu teklifler üzerine bir zaman sustu.. Sonra kalkıp içeri, çadırına girdi ve bir müddet orada durdu.. Bu sırada müslümanlar ortaya atılan bu fikirleri tartışıyorlar ve kısmı Hazreti Ebu Bekir es Sıddık (R.a) ın, bir kısmı da Hazreti Ömer (R.a) ın fikrini destekliyorlardı..

Nihâyet Efendimiz Aleyhisselâm çadırından dışarıya çıktı ve orada bulunanlara şöyle hitâb etti:

- Allahû azze ve celle bazı kişilerin kalblerine son derece rikkat ve yumuşaklık vermiştir ki, onlar sütten daha yumuşak ve incedirler.. Allahû Teâlâ bazı kişilerin de kalblerine katılık vermiştir ki, onlar taştan daha katıdırlar..

Ya Eba Bekr, senin hâlin İbrahim Aleyhisselâm`ın hâline benzer.. O Allah`a:

"Kim bana uyarsa, işte o bendendir.. Kim de bana karşı gelirse, şüphe yok ki Sen çok yargılayıcı ve esirgeyicisin" (İbrahim-36) Demişti.

Ya Eba Bekr, senin hâlin İsa Aleyhisselâm`ın hâline benzer.. O Allah`a:

"Eğer onları azâba uğratırsan, onlar Senin kullarındır.. Eğer onları bağışlarsan, şüphe yok ki, kudretiyle her şeye üstün gelen, bir hikmetle her şeyi yerli yerinde yapansın Sen"!.(Maide Sûresi-Âyet 118)

diye dua etmişti...

Ya Ömer, senin hâlin de Nuh Aleyhisselâm`a benzer; ki o Rabbine:

"Ey rabbim, yeryüzünde kâfirlerden yurt tutan kimseyi bırakma"! (Nuh-26) diye dua etmişti..

Ya Ömer gene senin hâlin, Musa Aleyhisselâm`ın hâline benzer ki, o Rabbına:

"Sen onların mallarını mahvet !.. Rabbımız, yüreklerini şiddetle sık ki, onlar inciltici azâbı görmedikçe iman etmeyecekler"!.. (Yunus 88.) dedi..

Şimdi yapılacak işi açıklıyorum: Esirlerden hiç birinden kurtulmalık akçesi alınmadıkça, onları serbest bırakılmasın!.. Yahut da onların - kurtulmalık akçesi vermedikleri takdirde- boyunlarını vurun !..

Yakalanan 70 kadar esirden ancak Ukbe bin Muayt, Nadr bin Haris gibilerin boyunları kurtulmalık akçesi vermek istemelerine rağmen vurulmuştu ki, bunlar Kureyş`in ateist yâni Allah`sızlarındandı..

*  *  *