Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

EBU CEHİL`İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ

Firavun ve Nemrud`dan daha büyük bir belâ olarak İslâm’a büyük ihanette bulunan ve Efendimiz Aleyhisselâm’a elinden geleni ardına bırakmayarak kötülük eden Islâm’ın en büyük düşmanı Ebu Cehil`de bu savaşta öldürülmüştü..

Ebu Cehil`in öldürülmesi şöyle oldu:

Muaz bin Amr Ra. o günü şöyle anlatır:

-Müşrikler Ebu Cehil`in etrafını sarmış ve kimse ona yetişemez, diye bağırıyorlardı.. Onların bu bağırışmasından Ebu Cehil`in onların arkasındaki adam olduğunu anladım ve o tarafa yöneldim.. Yanına sokulmak için bir fırsat aramaya başladım.. Nihâyet aradığım fırsat elime geçti.. Ve derhal yaklaşarak bir kılıç salladım!. Salladığım kılıç ayağı ile birlikte bacağının yarısını kesti!. Bunun üzerine kütük gibi yere devrildi..

Tam üzerine çullanıp onu iyice öldüreceğim sırada da Ebu Cehil`in oğlu İkrime arkamdan yetişerek bir kılıç darbesiyle kolumu kesti!. Elim, bir deriyle koluma bağlı halde yanımda sallanmaya başladı. Bu durumda ben kılıcımı öbür elime alıp çarpışmaya başladım. Savaşın şiddetinden olacak elimin acısını hiç duymuyordum. Bir ara derisinden sallanan elim fazla zahmet verince elimin üzerine ayağımla basarak kopardım ve bundan sonra rahatlayarak savaş bitene kadar tek elle çarpıştım..

Bu arada Ebu Cehil`i mecburen kendi hâline bırakmıştım..

Evet, onun Ebu Cehil`i yaralı bir halde bırakmasından sonra yanına bu defa da Muaz bin Afra geldi Ebu Cehil`in... Yaralı bir halde de görünce, artık kıpırdıyamayacak bir hâle gelesiye kadar kılıçladı.. Ebu Cehil âdeta ölü gibi kalmıştı..

Sonra Muaz bin Amr ile Muaz bin Afra doğruca Efendimiz`in yanına gelip olanları anlattılar ve :

-Ya Rasûlullah!. Ebu Cehil`i ben öldürdüm, dediler..

Efendimiz ikisinin de “Ben öldürdüm” demesi üzerine onlara sordu:

- Kılıçlarınızı sildiniz mi? Cevap verdiler:

- Hayır ya Rasûlullah !. Silmedik ?..

Bunun üzerine Efendimiz onların kılıçlarını inceledi ve neticede kararını açıkladı, kimin öldürdüğü yolundaki:

-İkiniz de öldürmüşsünüz, fakat asıl hak Muaz bin Amr`a aittir!.

Bundan sonra Efendimiz Aleyhisselâm çevresinde bulunanlara sordu:

-Acaba Ebu Cehil şimdi ne halde ?. Kim onu bulur bana?.. Eğer onu yüzünden tanımazsanız, dizine bakınız!.. Dizindeki yara izinden tanırsınız!.. Zîrâ gençken bir defasında Abdullah bin Cüd`a`nın ziyafetine gitmiştik. Ben ondan biraz büyükçe idim.. Fazla sıkıştırınca ben onu ittim!.. İki dizi üzerine düştü ve bir dizinden de yaralandı. Bu yaranın izi asla ondan kaybolmamıştır.. O izden tanıyabilirsiniz işte !..

Bunun üzerine Ebu Cehil`i aramaya gidenlerden İbni Mes`ud (R.a) onu buldu..

Ebu Cehil, âdeta son nefesini vermek üzere idi..

İbni Mes`ud onu bu halde bulunca, hayretle sordu:

- Aaa !. Ebu Cehil sen misin?..

Ebu Cehil başını salladı evet mânâsına..

İbni Mes`ud üzerine gitti:

-Ey Allah`ın düşmanı işte nihâyet Allah seni hor ve hakir eyledi mi?

Ebu Cehil zilleti kabule hiç yanaşmıyordu..

- Sizin öldürdüğünüz adamdan daha üstün biri olabilir mi ki?..

Neye hor ve hakir olacakmışım ?..

Sen bana asıl, bugün zaferin kimin tarafında olduğunu haber ver?

İbni Mes`ud cevap verdi:

-Zafer, Allah ve Rasûlü tarafındadır !..

Sonra Ebu Cehil`in kafasını kesmek üzere miğferini çıkarırken konuştu:

-Ey Ebu Cehil, seni ben elimle öldüreceğim !..

Ebu Cehil ise son defa konuştu:

-Sen kavminin önderini öldüren ilk köle değilsin..

Lâkin bugün senin elinle öldürülmem benim için çok acıdır !..

Keşke beni çiftçilerden (Yesrib`lilerden ) başka birisi öldürseydi..

İbni Mes`ud bundan sonra kılıcıyla Ebu Cehil`in kafasını kesmek istedi, fakat bunda muvaffak olamadı... Kılıcı savaşmaktan körelmişti.. Bunun üzerine Ebu Cehil`in kendi kılıcını aldı ve onunla kafasını kesti..

Sonra da doğruca Rasûlu Ekrem Aleyhisselâm’ın huzuruna Ebu Cehil`in başı elinde olduğu halde gelerek şöyle konuştu:

- Ya Rasûlullah, işte Allah ve Rasûlü`nün düşmanının başı !..

Ubu Cehil`in başı aldığı yaralardan dolayı tanınmaz bir halde idi.. Efendimiz S.a.v sordu:

- Bunun Ebu Cehil`in başı olduğuna dair yemin eder misin?.

İbni Mes`ud elindeki başın Ebu Cehil`in başı olduğuna dair yemin etti:

- Şerîki olmayan Allah`a yemin ederim ki, bu gördüğün baş, Ebu Cehil`in başıdır ya Rasûlullah !..

Efendimiz Aleyhisselâm bundan sonra Ebu Cehil`in ölümünden dolayı Allah`a şükür ve hamdü senâda bulundu..

Ubeyde bin Sabit, Nevfel bin Huveylid, Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef gibi azılı müşrikler öldürülürken, Hakim bin Hizam gibi bu savaşın yapılmasını istemiyen, müşrikleri daima geri döndürmeye çalışan, Efendimiz (S.a.v)i (müslüman olmamasına rağmen) destekleyen kişiler de bu arada öldürülmekten yahut esir alınmaktan kurtuluyorlardı..

Hakim bin Hizam daha savaş başlamadan evvel, Halas vâdisi tarafında, kendilerine doğru uzanan muazzam bir yolun meydana geldiğini ve o yoldan da bir çok atlının meydana getirdiği bir ordunun müşrik ordusuna saldırmak üzere bulunduğunu görmüştü.. O zaman:

-Bütün bu şeylerle Muhammed`in semâdan teyid edilmekte olduğunu biliyordum işte !. diye konuştu kendi aralarında..

Çok geçmeden savaş başlamış ve bozgunun emareleri belirmişti.. Müşrik ordusu bozgun içindeydi.. Hakim bin Hizam bu durumu görünce hemen geri dönerek kaçmaya başladı.. Durmadan, dinlenmeden, devamlı koşuyor, harb meydanından kaçıyordu..

Nihâyet bir miktar gittikten sonra bir deveye binmiş iki Mekke`li müşriği gördü.. Develerine kendisini de almalarını rica etti.. Onlarsa, develerini verdiler Hakim`e ve o böylece kaçtı Bedir`den, kurtuldu öldürülmekten, ya da esir edilmekten..

İslâm’a duyduğu yakınlığın ifadesi idi bu durum..

Bedir gazâsı sonunda müslümanlar, 6 sı Mekke`den Medine`ye hicret eden müslümanlardan ve 8 i de Medine`li müslümanlardan olmak üzere 14 şehid vermişlerdi..

Bedir`de şehid düşen müslümanlar şunlardı:

Muhacirlerden:

1. Ubeyde bin Haris, 2.Umeyr bin Ebu Vakkas, 3. Akil bin Bükeyr, 4. Safvan bin Beyza, 5. Mihca, 6. Züşşimaleyn bin Abd`i Amr

Ensardan:

1. Avf bin Haris, 2. Muavviz bin Haris, 3. Harise bin Süraka, 4. Yezid bin Haris, 5. Sa`d bin Hayseme, 6. Umeyr bin Humam, 7. Rafi bin Mualla, 8. Mübeşir bin Abdül Münzir.

Bu zevatın ölümünden sonar Bakara Sûresinin 154. âyeti kerimesi nâzil olmuştu :

"Allah yolunda fiysebilillâh öldürülenlere (ölüler) demeyiniz !..

Hayır, diridirler.. Fakat siz farkında olmazsınız" !..

Gene Bedir Gazâsında öldürülen müşriklerden bir kısmı da şöyle idi:

1. Ebu Cehil bin Hişam, 2. Utbe bin Rebia, 3. Şeybe bin Rebia, 4. Velid bin Utbe, 5. Hanzala bin Ebu Süfyan, 6. Ukbe bin Muayt, 7. Zem`a bin Esved, 8. Nevfel bin Huveylid, 9. Ebul Bahteri bin Hişam, 10. Nadr bin Haris, 11. Amr bin Süfyan, 12. Cabir bin Süfyan, 13. Münebbih bin Haccac, 14. Umeyye bin Halef, 15. Muaviye bin Amir, 16. Amir bin Zeyd, 17. Ukbe bin Zeyd, 18. Yezid bin Temin, 19. Abdulah bin Münzir, 20. Nübeyh bin Haccac..

Ve bunlardan başka 50 müşrik daha müslümanlar tarafından öldürülmüş bulunuyordu..

Bu gaza sırasında 25 yaşında olan Hazreti Âli, aşağı yukarı 20 ye yakın müşriği öldürmüştü..

Bundan sonra gazâ meydanında vurulmuş olan müşriklerin aşağı yukarı 24 tanesi o civarda kazılan bir kuyuya atıldıktan sonar Efendimiz Aleyhisselâm onların içinde bulunduğu kuyunun başına gitti.. O`nun bir ihtiyacı olduğunu sanan müslümanlar da peşinden yürüdüler..

Efendimiz Aleyhisselâm kuyunun başına geldiği zaman, içine atılmış bulunan müşriklere şöyle hitâb etti:

-Ey kuyuya atılanlar.. Ey Utbe bin Rebia.. Ey Şeybe bin Rebia.. Ey Umeye bin Halef.. Ey Ebu Cehil bin Hişam..

Sizler, Rasûlullah`ın kavminin en kötüleri idiniz.. Sizler, beni yalanladınız, başkaları ise beni tasdik etti.. Sizler beni yuvamdan çıkardınız, başkaları bana kucak açtı.. Sizler benimle çarpıştınız, başkaları bana yardım etti..

Neticede siz, Rabbınızın size vaad etmiş olduğu azâbı gerçekleşmiş olarak buldunuz mu?.

Ben, şüphesiz ki, Rabbımın bana olan vaadini gerçekleşmiş olarak buldum..

O sırada Efendimiz Aleyhisselâm’ın yanında bulunan Hazreti Ömer ve bazı ashab hayretle sordular:

-Ya Rasûlullah, Sen şu cesetlere, leşlere ne diye hitâb edersin ki?..

Efendimiz Aleyhisselâm onlara yeminle hitâb etti:

-Muhammed`in varlığı Yedi kudretinde bulunan Allah`a yemin ederim ki, benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi anlar bir halde değilsiniz !.. Ancak ne var ki, onlar bana cevap vermeğe kendilerinde güç bulamazlar !..

Daha sonra müslümanlar gazâda elde edilen ganimetleri paylaşmaya başladılar.. Ancak ganimetlerin taksiminde ihtilâfa düşüldü.. Zîrâ bazı müslümanlar gazâ sırasında Efendimiz yanında koruyucu olarak kalırken bazıları ön safta savaşmışlar, bazıları da ganimetleri toplamışlardı.. Şimdi bazıları, bazılarından daha fazla ganimete hak kazandıklarını ileri sürüyorlardı..

İslâm’dan evvelki kavimlerde ise ganimet haramdı.. O devirlerde harblerden alınan ganimetler bir yerde toplanır ve burada yakılırdı.. Böylece ganimet ilk defa olarak müslümanlara helâl kılınmış oluyordu..

Ganimetlerin toplanması sırasında Sa`d bin Ebi Vakkas (R.a), Efendimiz Aleyhisselâm’dan bu durumun sebebini sordu:

-Ya Rasûlullah, zayıflara koruyucu durumunda olan kuvvetlilere ve süvarilere de, aynı zayıfların hakkını mı dağıtacaksın ?.

Efendimiz Aleyhisselâm her devirde, her kuvvetli durumda olan müslümanın kulağına küpe olacak îkazı yaptı:

- Sizler, yardıma ve rızka zaiflerin yüzünden nail olmuyor musunuz ?

Bu gazâ sonunda ele geçen ganimet, 150 deve, 10 at, harb âlet ve teçhizatı, çeşitli elbiseler ve bol miktarda kırmızı kadifeden ibaretti..

Bu ganimet içinden Ebu Cehil`in devesini Efendimiz Aleyhisselâm almış, ayrıca Münebbih bin Haccac`ın kılıcı Zülfikâr`da gene Efendimiz Aleyhisselâm’a hediye edilmişti.. Ancak Efendimiz Aleyhisselâm bu kılıcı daha sonra Hazreti Âli`ye hediye etmişti.

*  *  *