Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

BEDİR KUYUSU BAŞINDA

Efendimiz Aleyhisselâm başkanlığındaki müslüman ordusu Cuma gecesi yatsı vakti girdiğinde Bedir kuyusu yakınlarına gelmişti.. İslâm ordusu, doğruca kuyu başına girmek yerine evvela bir miktar uzakta durmayı tercih etmişti.. Böylelikle durum çok daha iyi ve etraflı bir şekilde tesbit edilebilecekti !..

Efendimiz Aleyhisselâm, Hazreti Ali Kerremallahu veche, Hazreti Zübeyr, Hazreti Sa`d bin Ebi Vakkas, Besbes (R.a) ecmain gibi en güçlülerinden birkaçına buyurdu:

-Şu küçük tepenin yanındaki kuyunun civarında bir araştırma yapın bakalım.. Orada bazı bilgiler elde edeceğinizi zannederim..

O esnada Kureyş ordusunun beraberinde Mekke`den getirdiği sucular da kuyudan su çekmekte idiler.. Hazreti Ali Kerremallahuveche ile birlikte giden ashab onları görünce bütün hızlarıyla üstlerine hücum ettiler ve büyük bir kısmını ile geçirdiler.. Suculardan Ucery adındaki birisi ise o hengâme sırasında bir fırsatın bulup kaçtı..

Uceyr az bir zaman sonra bir miktar mesafe ötedeki Kureyş karargâhına varmıştı.. Heyecan içinde bağıra bağıra aralarına girdi:

-Ey Mekke`li savaşçılar.. Ebu Kebşe`nin oğlu ve ashabı bizi kuyudan su çekerken yakaladılar, Hep birden buraya geldiler herhalde !..

Bu kopan vaveylâ bütün kampa kısa zaman içinde yayılmıştı.. Hazırlanan yemeğe oturan azgın müşriklerden Hakim bin Hizam, daha lokmasını ağzına atmadan yerinden fırladı ve sefere katılan diğer müşrik ileri gelenleri ile temaslara başladı.. Acaba ne şekilde bir hareket tarzı tatbik edilmeliydi...

Hazreti Âli ve yanındakiler ise yakaladıklarıyla birlikte Islâm kampına dönmüştü..

Yakalananlar arasında Haccac oğullarının kölesi Eslem, As bin Said oğullarının kölesi Ariz Ebu Yesar da bulunuyordu.. Bir kenara çekilerek, mensup oldukları yere dair sorgularına başlanıldı..

Yakalananlar kendilerine sorulan suallere cevap veriyorlardı:

- Biz Kureyş`in sucularıyız.

- Bizi kendilerine su taşımamız için yanlarında getirdiler !..

- Onlara su götürmek üzere Bedir kuyusu başına gelmiştik !..

- Nasıl hareket etmeyi düşündüklerini bilmiyoruz !.

Ashab onların doğruyu söylediklerinden şüphelenmişti. Bunlar pekâlâ Ebu Süfyan`ın kervanının sucuları da olabilirdi.. Öyle ise bunu itiraf ettirip, buna dair de bilgi almalıydılar.. Bu düşünceyle ısrarla üzerlerine eğilip, adamları zorlamaya ve dövmeye başladılar.. Yakalananlar zoru görünce konuştular:

-Biz Ebu Süfyan`ın kervanındanız. Kervandakiler susuz kalınca; develerle, onlara su götürmek üzere buraya gelmiştik..

- Kervan işte şu tepenin ardındadır !.

Ashab bu sözler üzerine onlara nöbetçi dikerek kendi hallerinde bıraktılar. Efendimiz Aleyhisselâm ise o sırada yatsı namazını kılmaktaydı, sorgunun yapıldığı yere çok yakın bulunan bir mahalde. Namazını bitirip selâm verdikten sonra, yakalananları sorguya çekenleri yanına çağırıp onlara şöyle buyurdu:

-Esir ettikleriniz size doğruyu söyledi; siz de onları dövmeye başladınız .. Sonra onlar yedikleri dayaktan dolayı yalan söyleyince de, onları serbest bıraktınız !.. Bunlar evvelâ doğruyu konuştular.. Bunlar Mekke`den gelen müşriklerin sucularıdır..

- Mekke`den gelen cemaat ne kadardır ? Esirler cevap verdi:

- Çok fazla!.. Efendimiz Aleyhisselâm bu defa dolaylı olarak sordu:

- Günde kaç deve kesiyorlar yemek için ?..

Adamlar hemen cevapladılar bu suali, bunun nereye varacağını düşünmeden:

- Bir günde 9 deve, bir gün 10 deve kesiyorlar !..

Bu cevap Efendimiz Aleyhisselâm’ın Kureyş camiasının sayısını bulmasına rahatlıkla yetmişti; açıkladı:

- Kureyş cemaatının sayıları 950 ile 1000 kişi arasındadır !..

Bundan sonra Efendimiz Aleyhisselâm esirlere tekrar sordu:

- Gelen Kureyş cemaatı arasında Mekke`nin eşrafından kimler var?..

Esirler, gelen Mekkeliler arasındaki eşraftan bir kısmını saydılar:

- Ebu Cehil bin Hişam, Utbe bin Rebia, Şeybe bin Rebia, Umeyye bin Halef, Münebbih bin Haccac, Hâkim bin Hizam, Süheyl bin Amr, Ebul Bahteri bin Hişam, Nevfel bin Huveylid, Haris bin Huveylid, Haris bin Amr, Nübeyh bin Haccac, Nadr bin Haris, Zem`a bin Esved...

Efendimiz Aleyhisselâm bu sayılan isimleri duyunca ashaba dönerek konuştu:

-Ey ashabım, işte Mekke bütün ciğerparelerini feda etmiştir!. Sonra tekrar esirlere dönüp sordu:

-Buraya gelirken, yolda geri dönenler oldu mu hiç ?..

Esirler geri dönenleri söylediler:

-Beni Zühre`den Ahnes bin Ebi Şerik ve ashabı geri döndüler!..

Efendimiz Aleyhisselâm bunun üzerine Ahnes hakkında şunu buyurdu:

-O, doğru yolda olmamasına, Allah, Âhiret, ve kitap bilmemesine rağmen, Beni Zühre`ye doğru yolu göstermiştir !..

Sonra tekrar sordu:

-Onlardan başka dönen oldu mu? Tekrar ilâve ettiler dönenler hakkında:

- Adiy bin Ka`b oğulları da döndüler !..

O sırada Ebu Süfyan da kervanını kazasız belâsız bir şekilde Bedir`in açıklarından dolaştırarak Mekke yoluna girmişti.. Artık bundan sonra kendileri için bir tehlike kalmamıştı.. İşi böylece garantiye aldıktan sonra Kureyş`li müşriklere bir adam yollayarak îkâz etti:

-Siz kervanınızı, kervandaki adamlarınızı ve mallarınızı müdafaa etmek için bu sefere çıkmıştınız. İşte kervanı müslümanlardan kurtardık.. Gayri vakit geçirmeyip siz de dönünüz!..

Ancak habercinin getirdiği bu îkâz, Ebu Cehil`in kulağına eriştiği zaman, onun şiddetli itirazı ile karşılaşmıştı.. Ubu Cehil geri dönmek taraftarı olan arkadaşlarına şöyle itiraz ediyordu, dönmeme gerekçesi olarak:

-Bedir`e gidip orada birkaç gün kalmadıkça katiyyen dönmeyiz!.. Orada bir şenlik yapar, ziyafet verir, gövde gösterisi yaparız.. Sonra da döneriz.. Böylece müslümanlara da bir gözdağı vermiş oluruz.. Aksi takdirde bizim için korkak Kureyş`liler derler !..

Ebu Cehil`in bu sözlerini duyan elçi aceleyle kervana döndü ve Kureyş ordusunda duyduklarını olduğu gibi Ebu Süfyan`a nakletti.. Ebu Süfyan, Mekke`lilerin Bedir`e gitmek üzere yola devam ettiğini öğrendiği zaman epeyce üzülmüştü.. Düşünceli halde yanındakilere fikirlerini açıkladı:

-Yazık oldu bizimkilere !.. Ebu Cehil kavmimizin başını yakıyor!.. Bedir`de müslümanlarla savaşıp akılı sıra zafer kazanacak da Mekke`ye baş olacak !.. Haddini aşmak daima uğursuzluk getirir.. Eğer Muhammed ve ashabı ile karşılaşırsa, hiç şüphesiz ki sonu iyi olmaz !..

Evet, Ebu Cehil ve diğer Kureyş`liler Bedir`e doğru yollarına devam ederlerken, yolda onlardan bazılarının geri döndüğünü, Mekke`ye müteveccihen yola koyulduğunu öğrenmiştik.. Şimdi dönüşün hangi sebeplerden olduğunu görelim:

Ahnes bin Şerik, Zühre oğullarının müttefiklerindendi.. Yolda devamlı olarak düşünceli bir halde görünüyordu.. Kafasını devamlı olarak kurcalayan bir şeyler vardı..

Nihâyet kafasını kurcalayan şeyleri kendi kabilesinden olanlara gizlice açıkladı:

- Ya Beni Zühre.. Duydunuz ki, sizin mallarınız Muhammed ve ashabından kurtulmuş.. Siz bu sefere, mallarınızı kurtarmak için çıkmıştınız.. Öyle ise bu gayeye erişmiş bulunuyoruz.. Benim teklifim şu ki, siz korkaklığı bana yükleyiniz ve hep beraber geri dönelim.. Ebu Cehil`in bu söyledikleri boş hayalden öteye katiyyen geçemez..

Hem O sizin kız kardeşinizin oğludur.. Eğer hakikaten bir gün Rasûl olduğunu anlarsak hep beraber saadete ereriz.. Yok yalancı ise O`nun hesabını da başkaları görsün, elimiz kana bulanmasın !..

Bunun üzerine ashabı nasıl bir bahaneyle geri dönebileceklerini sordular..

Ahnes de onların bu suallerine cevap verdi:

-Kureyş`le birlikte yola çıkarız.. Akşam olduğu sırada ben deveden düşerim.. Onlar gelirler, size haydi derler.. O zaman siz de beni ileri sürer; Ahnes`i yılan soktu !.. Biz onun ne olacağını bilmiyoruz.. Yaşarsa görmeden, ölürse de gömmeden evvel yola çıkmayız.. Dersiniz.. Sonra onlar yola devam ettiklerinde biz de geriye döneriz...

Zühreoğulları, Ahnes`in bu teklifin kabul etmişti.. Zira Ahnes bu güne kadar onlara daima önderlik etmiş ve isabetli kararlarla onları daima selâmete erdirmişti.. Bu karardan sonra Ahnes ile birlikte, Kureyş`li müşriklerin ordusundan yüz kişi geri dönmüş oldu..

*  *  *