Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

TOPRAĞIN KABUL ETMEDİĞİ YAZICI

Neccaroğullarından hırıstiyan olan bir şahıs vardı.. Bu şahıs sonraları müslüman olmuştu.. Bakara ve Ali İmran Sûrelerini okumuş ve kısmen ezberlemişti.. Sonraları Efendimiz Aleyhisselâm ‘ın vahiy katipliğine başladı..

Sonra bir gün tekrar irtidat edip Islâm’dan döndü ve gene hırıstiyan oldu.. Hırıstiyanlığı kabul ettikten sonra;

-Ben Muhammed`e gelenleri bilirim. Ben ne dersem, o olur.. O`nun yazdırdıkları benim yazdıklarımdan istediklerimdir.. Diye konuşmaya başladı.. Bu durumda da çok geçmeden öldü..

Efendimiz Aleyhisselâm onun ölüm haberini alınca buyurdu:

- Onu yer kabul etmeyecektir !..

Bundan sonra hırıstiyanlar kendi âdetlerine göre merasim yapıp gömdüler.. Fakat ertesi sabah görüldü ki bu adamın cesedi toprağın üzerine çıkmıştı !..

Hırıstiyanlar bu müslümanların işidir, diyerek adamın cesedini tekrar toprağa ve çok daha derine gömdüler.. Ertesi sabah kalkındığında bu adamın cesedi gene toprağın üzerine çıkmıştı !..

Herkes bu işe çok şaştı.. Gene müslümanların işidir, denildi ve bu defa üç adam boyu derine gömüldü.. Fakat ertesi sabah kalkındığında görüldü ki bu adamın cesedi gene toprağın üzerine atılmış.

- Bu Muhammed ve ashabının işidir !. Aralarından çıktığı için ona bu işi yapmışlardır. Kefenini soyup cesedini öylesine ortaya atmışlar. Diyerek bu defa artık bir gecede yeniden kazılamayacak kadar derin bir mezar kazıp içine koydular..

Fakat buna rağmen ertesi sabah kalkındığında o adamın cesedini kefensiz olarak tekrar toprağın üzerine atılmış bir halde buldular..

O zaman artık kâni oldular ki, bu müslümanların, yahut insanların işi değildir.. İlâhi bir iştir..

Toprak, böylesine iftirada bulunan bir kişinin cesedini içine kabul etmemişti..

Hicretin ikinci yılına erişilmişti. Bu zaman zarfında Mekke`liler bir yandan Islâm’ın yayılmasına engel olmak için elinden gelen gayreti harcarken, diğer taraftan da mali imkânlarını genişletmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlardı..

Nitekim bu gaye ile o zaman için son derece büyük bir rakam olan 50 bin dinar sermayesi bulunan bin develik bir kervan Mekke`den Şam`a gönderilmişti.. Ebu Sufyan kumandasında Şam`a gönderilen bu kervan çok iyi iş yapmıştı..

Ancak iş şimdi daha da tehlikeli bir durum almıştı. Müşriklerin, müslümanlara hac yolunu tıkamasından dolayı, müslümanların da kendilerine bir misilleme yaparak, karşılarına çıkacağından son derece korkuyor ve bunun için çeşitli tedbirler düşünüyorlardı..

Bu sebeple kervana 70 kişilik bir muhafız heyeti alınmıştı.. Buna rağmen bilhassa Bedir mevkiine yaklaştıklarında iyice korkmaya başlamamışlardı.. Zira, bu mevki, müslümanların kendilerinin yolunu kesmeleri ve mallarını yaptıklarına karşılık ellerinden almaları son derece imkân dahilinde idi.

Medine`de bulunan müslümanlar da bu kervandan haber aldı.. Hatta kervanın dönüş gününü dört gözle bekliyordu.. Zîrâ, bu kervan vurulduğu takdirde o devrin en büyük hâdisesi olacaktı..

Mekke`li olup da beş dirhemi bulunan her kişi dahi bu kervana iştirak etmiş, âdeta Mekke`nin bütün sermayesi bu kervana yatırılmıştı.. Kervana vurulacak bir darbe, Mekke`li müşriklerin müslümanlara yaptıklarının çok iyi bir cevabı olacaktı.. İşte bu sebeple müslümanlar kervanı vurmaya çok azimliydi..

Ramazan ayının 8. günü Efendimiz Aleyhisselâm beraberinde 300 ü aşkın müslüman olduğu halde Medine`den çıktı.. Beraberlerinde iki at ve 70 deve bulunuyordu.. Sefere katılanların çok büyük bir kısmı kervan üzerine hareket edildiğini zannediyorlardı.. Hatta bu yüzden bazı Medine`li müslümanlar sefere katılmamışlardı bile.. Zîrâ kervana yapılacak bir sefer için bu kuvvet çok güçlü idi ve bu sebeple de kendilerin ayrıca sefere iştiraklarına ihtiyaç yoktu..

Hazreti Osman (r.a) hasta olan hanımına bakmak ihtiyacının hasıl olması sebebiyle Bedir seferine katılamamıştı. Bu sefere katılanların pek azı ise isteksiz olarak olarak katılmışlardı.. Sebebi de seferin kervan üzerine yapılmasını istemeleri idi.. Onların kafasına göre, müslümanların mevcut imkanları, henüz müşriklerle çarpışacak kadar güçlü değildi..

Böyle bir çarpışma, eğer bir de mağlubiyet ile biterse, İslâm’ın tamamen kalkması demek olurdu.. Halbuki, kervana yapılacak bir sefer ise, çok kuvvetli bir ihtimal ile muvaffakiyet ile neticelenir; böylece de müslümanlar mâli imkânlarını katbekat geliştirebilirlerdi..

İşte böyle bir evveliyattan sonra Rasûlü Ekrem Aleyhisselâm kumandasında ve Hazreti Ali ile Musab bin Umeyr ve Sa`d bin Muaz bayraktarlığında 300 ü aşkın müslüman yola çıktı..

Dağ yolu üzerinden Mekke cânibine doğru yola çıkıldı.. Medine`den tahminen bir mil kadar uzaklaşılmıştı ki, kafile Büyütüs Sukya`ya gelmişti.. Efendimiz Aleyhisselâm bütün kafileyi durdurdu, dinlendirdi, yemek molası verdi.. Ve bu arada da ashabını teker teker görüp, sordu, hallerini durumlarınıı inceledi..

Sa`d bin ebi Vakkas (r.a).ın 16 yaşındaki kardeşi Umeyr (r.a) da kafilede, onların arasında idi.. Efendimiz Aleyhisselâm müslümanları incelemeye başlayınca, Umeyr (r.a) gözden kaçmak için çeşitli yollar aramağa başladı.. Zîrâ Rasûlü Ekrem Aleyhisselâm Efendimiz yaşları küçük olanları ayırıyor ve onları Medine`ye geri gönderiyordu.. Sefere çıkarken, kervanı basmaya gidiyor havası vermek için, baştan onların katılmasına müsaade etmişti..

Bu arada Abdullah bin Ömer, Usame bin Zeyd, Zeyd bin Erkam, Rafi bin Hadic, Berc bin Azib; Zeyd bin Sabit gibi yaşı ufak olan bir çok kişiyi ayırmıştı.. Nihâyet sıra Ümeyr`e geldiğinde Efendimiz Aleyhisselâm onun da Medine`ye dönmesini emir buyurdu..

Umeyr bu durum karşısında ağlamaya başlamıştı..

- Ya Rasûlullah, ben Allah`ın bana şehitlik nasip edeceğini umduğum için bu gazaya katılmak istiyorum.. Ne olur bana mâni olma !.. diye yalvardı..

Efendimiz Aleyhisselâm bir an durdu.. Sonra da araların da kalması için ona müsaade etti..

Zîrâ Umeyr`in kaderi, onun bu gazâya katılması ve....

Bu inceleme, tetkik safhası ensardan Abdullah bin Amr Ra. a bundan evvelki bir seferi hatırlatmıştı.. Ki o sefer yahudiler üzerine yapılmıştı bundan kısa bir süre evvel...

Doğurca Rasûlü Ekrem Aleyhisselâm ‘ın yanına varıp anlattı:

-Ya Rasûlullah, burada durup ashabın durumunu tetkik etmeni ne kadar hayra yordum bilir misin?.

Bizde vaktiyle buraya, Seleme oğullarına inmiştik ve adamlarımızı gözden geçirmiştik.. Silâh taşıyabileceklerin durumlarını ve silâhlarını tetkik edip, harbedemeyecek kadar küçüklerin durumlarını tesbit edip onları aramızdan çıkardın,l..

Sonra da Hasike yahudilerinin üzerine saldırmıştık. O zaman, onlar bizden çok çok kuvvetli ve üstün durumdaydı. Buna rağmen biz onları yenmiştik. Daha sonra da bütün yahudi kabileleri bize boyun eğmişlerdi..

Şimdi de umarım ki ya Rasûlullah, Kureyş`lileri de biz öylece yenebileceğiz..

Bundan sonra Efendimiz Aleyhisselâm, Kays bin Sa`sa`yı ötekiler üzerine çavuş tâyin edip, mevcudun durumuna dair tekmil istedi... Çocuklar ve savaşamayacak durumda olanlar çıkarıldıktan sonra sayıları bir çok rivayetlere göre 313 kişi kalmıştı..

Bu arada Şam`dan dönen kervan da Bedir mevkiine iyice yaklaşmıştı.. Kervan yöneticisi durumunda olan Ebu Süfyan, kervanı Bedir kuyusuna epeyce mesafede durdurmuş ve doğruca kuyu başına gelmişti.. O sırada Bedir kuyusunun başında Mecdi bin Amr adında birisi duruyordu. Sordu:

-Sen hiç buralarda Muhammed`in gözcülerinden birisini gördün mü?.. And olsun ki, Mekke`de 20 dirhemi olup da, onu ticaret için bize vermemiş bir tek kişi yoktur.. Eğer sen onlardan birisini görmüş olup da bizden saklarsan, Kureyş katiyyen seni affetmez ve sular kılları ıslattığı sürece seninle hiçbir Kureyş`li barışmaz..

Mecdi böylesine antlı bir sual karşısında konuştu:

- Yemin ederim ki, seninle Yesrib arasında bir tek düşman görmedim.. Ancak deveye binmiş iki kişinin develerini şu tepede dinlendirdiklerini ve kırbalarını doldurduktan sonra geri dönüp gittiklerini gördüm..

Ebu Sufyan bu haberi işitince aceleyle adamın yanından ayrıldı ve develerin görüldüğü yere gitti. Develerden arda kalan sadece birkaç parça pislikti.. Ebu Süfyan gibi son derece zeki adam için yapılacak tek bir şey kalmıştı.. Devesinden atladı ve kendisinden evvel oraya gelmiş iki devenin pisliğinin yanına koştu.. Pislik parçalarını ayağıyla ezdi ve değneğinin ucu ile karıştırdı.. Pisliğin içinde iki üç tane hazmedilmemiş yem tanesi vardı... Eğildi ve onları eline alarak tetkik etmeye başladı.. Bu yemler Yesrib`in yemleriydi. Demek oraya gelen iki deve, Yesrib`den gelmişti !..

Demek ki Muhammed`in ordusuna ait iki gözcü idi oraya bir zaman evvel gelen iki kişi !..

Evet, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir araştırma ile, Ebu Süfyan, müslümanların ordusunun Bedir kuyusu başına geldiğini tesbit edivermişti.. Şimdi yapılacak tek bir şey kalmıştı. Süratle kervanın yanına dönmek ve onu deniz kenarındaki yola sürmek.. Böylelikle belki kendisini kurtarabilirdi..

Ve kervan deniz yoluna saptı.. Kervan halkı bir türlü anlayamamıştı, neden bu yola girildiğini ve neden bu derece süratle gidildiğini..

*  *  *