Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

TAKİP

Kureyş`li müşrikler, Rasûlu Ekrem ile Hazreti Sıddık`ın Medine`ye müteveccihen yola çıktıklarını bildikleri için, dört bir civar kabilelere adam çıkarttılar... Her kim, Rasûlü Ekrem ile Hazreti Ebu Bekr es Sıddık`ı yakalayıp getirirse, ona, her biri için yüzer deveden iki yüz deve mükâfat verileceğini ilân ettiler..

Müdlic oğulları, Mekke`nin sahil tarafı civarında yaşayan kabilelerden biridir. Her kabile gibi onlara da bir haberci gelmiş, fakat onlar bu haber üzerinde durmamışlardı.. Cu`şum oğlu Sukara, o kabilenin fertlerinden biridir.. O gün de gene diğer günler gibi günlük işlerini bitirmiş, uzandığı yerde yorgunluğunu atmaya çalışıyor..

Fakat bu gün ona rahat yok galiba.. Şu kan ter içinde gelen atlı, onun yanına doğrulttu atını... Kureyş`ten, bu gelen atlı.. Sukara`nın önünde durdurdu atını:

- Hey Sukara !.. Ben, önüm sıra sahile yollanan birkaç yolcu karaltısı gördüm.. Öyle sanıyorum ki, bunlar Muhammed ile ashabıdır !

Sukara derhal intikal etti vaziyete ; o gitmekte olanların Rasûlü Ekrem ile ashabı olduğuna.. Fakat bunu Kureyş`liye söylemek işine gelmezdi.. Zîrâ ikiyüz deveyi başkasıyla paylaşmak hiç de hoş değildi..

- Gördüğün karaltılar Muhammed ile ashabı değildir.. Sen Ebu Fadl ile arkadaşlarını görmüş olacaksın.. Şimdi onlar bizim gözümüzün önünden geçip gitmişlerdi...

Gelen Kureyş`linin, aldığı bu cevap hiç de hoşuna gitmemiş olacak.. Yüzünü buruşturdu.. Atına şöyle bir vurdu ve hiç bir cevap vermeden gerisin geriye dönüp uzaklaştı, gitti...

Suraka, bir müddet dalgın gözlerle semâyı süzdükten sonra, ağır ağır yerinden kalktı ve evine girdi. Ne yapmak istediğini arkadaşlarına da sezdirmek istemiyor anlaşılan... Bir köşede oturmakta olan cariyesine döndü:

- Atımı al, tepenin arkasına git.. Beni orada bekle !. Dikkat et, kimseye görünme sakın !..

Câriye çevik bir hareketle yerinden kalkarak dışarı çıktı.. Gene bir vakit içeride oyalandı Sukara.. Sonra uzun parlak kargısını alarak, evin arka tarafından dışarı çıktı ve tepenin arka tarafına yürüdü.. Kargısının parıltısı kimsenin dikkatini çekmesin diye yere iyice yakın ve paralel olarak tutmakta.. Nihâyet atının yanına geldi, seri hareketle üstüne atladı ve câriyesine:

-Haydi sen eve dön.. Sakın kimseye de bir şeyden bahsetme!..

Câriye eve yönelirken, o da, atının başını sahil tarafına yöneltip yola koyuldu.. Sahil boyunca yukarı doğru uzanan arap atı, çok süratli koşuyordu.. Koştu.. Koştu.. Koşmuyor, adeta uçuyordu, kızıl renkli Arap atı...Nihâyet uzaklarda onları gördü.. Ne de olsa, develer, at gibi gidemiyordu.. Biraz daha gayret verdi Sukara..

Rüzgârın getirdiği hafif bir çıtırdı ile başını çeviren, Hazreti Sıddık, son hızla koşan bir at üzerindeki adamın, gitgide kendilerine yaklaşmakta olduğunu gördü..

-Anam babam sana kurban ya Rasûlullah !.. Bir atlı hızla yaklaşıyor bize !..

Rasûlu Ekrem başını hafifçe doğrultu:

- Ya Rabbi, düşür şu arkamızdan geleni..

Kendilerine iyice yaklaşmış olan Sukara`nın atının ayağı âniden yere sürçtü ve kapaklanıverdi !..

Sukara da kendini tutamayıp, kumların üzerine seriliverdi !.. Fakat düşmesiyle kalkması bir oldu.. Bir an durdu.. Aklına fala bakmak geldi !..

Araplar arasında yaygın bir adetti fala bakmak!. Bir iş yapacakları zaman, yanlarında taşıdıkları ufak deri kılıfı çıkarırlar ve onun içinde bulunan iki oktan birini, görmeksizin rastgele seçerlerdi.. Birinin üzerinde (Neam=Evet), diğerinin üzerinde (Lâ=Hayır) , oklardan hangisi ellerine gelirse, ona göre o işin olup olmayacağına karar verirler ve o işi yaparlar veya yapmazlar... O devrin garip âdetlerinden biri idi, işte bu da...

Sukara da hemen elini kemerinin altına sokup içinden fal torbasını çıkardı ve içinden rastgele bir ok seçti.. Şöyle düşünmekteydi:

-Acaba Muhammed`le ashabına zarar verebilecek miyim?..

Çıkan okta şu yazılı idi: (Lâ=Hayır)..

Hiçte hoşlanmadı bundan Suraka.. Tekrar atına atladı.. Kararsızdı.. Bir an durakladı...

Sonra âniden atına vurdu...

- Yeahhh !..

Kızıl at , öndekileri takibe başlamıştı yeniden... Epeyce uzaklaşmış olmalarına rağmen, ara gittikçe kapanıyor, Suraka yaklaştıkça yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyordu.... Nihâyet öylesine yaklaştı ki, Rasûlu Ekrem`in birşeyler okumakta olduğunu işitmeye başladı...

Rasûlu Ekrem hiç arkasına bakmamasına mukabil Hazreti Sıddık, sık sık başını çevirip bakıyordu..

Bir şeyler olmalıydı.. Oldu da !.. Âniden bir mûcize oldu !.. Suraka`nın atının ön iki ayağı, kumların içine batmaya başladı !.. Gitgide artmaktaydı bu batış !.. Atın ön ayakları diz kapaklarına kadar gömüldü kumun içerisine..

Suraka kendini daha fazla tutamadı atın üzerinde ve yere düştü... Yumuşacık kumların üstünden, hemencecik ayağa kalktı ve hayvanı da kurtarmak için çabalamaya başladı.. Bir yandan o hayvanı kurtarmaya çalışıyor, bir yandan da hayvan kendisini kurtarmaya uğraşıyor, fakat hiç bir netice de ele alınmıyordu..

Ne büyük bir hikmetti bu!..

Ellerini attan çektiği anda, hayvan bütün gücüyle bir kere daha debelendi.. Kurtuluş!.. Atın ayakları kumdan kurtuluverdi bu debelenişle..

Fakat aynı anda da, biraz evvel ayaklarının batmış olduğu iki ayak yerinden göğe doğru, ateş dumanı gibi bir duman, yükseldi ve kayboldu !..

Büsbütün canı sıkıldı Suraka`nın.. Elini ikinci defa fal torbasına attı. Gene suali aynı idi:

-Acaba Muhammed`le ashabına zarar verebilecek miyim?..

Çıkan oktaki cevap da aynı idi.. (Lâ=Hayır) ..

Zaten canı sıkılmış iken, üstelik birde bu cevap ikinci defa tekrar edince, büsbütün asabı bozuldu...

-Ya Muhammed !.. Ya Muhammed !.. Ben pes ediyorum !.. Durun !..

Diye bağırmaya başladı.. Onun sözlerini duyan Rasûlu Ekrem devesini durdurttu..

Suraka da atına atlayarak onların yanına geldi..

-Ben Cu`şum oğlu Malik`in evlâdı Suraka`yım.. Emin olun ki, ne şimdi, ne de bundan sonra, size benden bir kötülük gelmeyecektir !.. Nasıl ki bundan evvel benden hoşlanmadığınız bir hal zuhur etmediyse..

Kureyş`in vaad ettiği mükâfatı ve onlara yapmak istediklerini anlattı ve onlara sonra:

-İleride yolda sürüler göreceksiniz.. Onlar benim sürülerimdir.. Bu oku da alın, benim alâmetimdir.. Onları gördüğünüzde dilediğiniz kadarını alın...

- İstemem, lâzım değil ya Suraka !.. Buyurdu , Rasûlu Ekrem.

O zaman Suraka:

- Öyle ise, beni himayene aldığına dair, bir şey yaz da, ver bana ! dedi....

Rasûlu Ekrem de Amir`e dönerek, Suraka hakkında bir amannâme yazmasını emretti.. O da bir deri parçası üzerine istenileni yazarak Suraka`ya verdi..

Bundan sonra Rasûlu Ekrem:

-Ya Suraka !.. Bizi görmüş olduğunu kimseye söyleme.. Gizle..

Buyurdu ve devesini ileri sürerek tekrar yola revan oldu...

Suraka geldiği yolda geriye dönerek bir müddet ilerledikten sonra, karşıdan kendisine doğru gelen arkadaşlarına rastladı.. Sordu:

-Nereye gidiyosunuz böyle pürtelâş ?

-Muhammed ile arkadaşlarını aramaya gidiyoruz.. Sen nereden ?..

-Boş yere ilerlere gidip kendinizi yormayın.. Ben gözün gördüğü kadar bütün sahayı aradım, ama boş !.. İzleri eserleri yok ortalıkta.. Haydi gelin başka tarafları arayalım...

Arkadaşlarını alıp geriye döndüren Sakura, Taif seferi zamanında müslüman olmuş ve üçüncü halife, Osman`ın zamanına kadar, Medine`de yaşamıştır..

Rasûlu Ekrem ile Ebu Bekr es Sıddık Hazretleri ve ikici devedekiler, artık bundan sonra, kazasız belâsız yollarına devam ettiler.. Arada sırada, Hazreti Suddık`ın tacirliği dolayısıyla tanışmakta olduğu bazı kafilelere rast geliyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyordu:

- Merhaba ya Eba Bekr !..

- Merhaba ya Eba Cemil..

- Hayrola, önünüzdeki hazret de kim?..

- Rehberim.. Kılavuzluk ediyor bana yolda..

Hazreti Eba Bekr es Sıddık, tanımayanlara katiyyen söylemiyordu, önünde oturmakta olanın Rasûlu Ekrem olduğunu..

*  *  *