Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

BEKLENİLEN GÜN

Nihâyet bir gün !.. Öğlenin en sıcak saati !.. Güneş cayır cayır ortalığı yakmada..

Bu saatte umumiyetle bütün şehir halkı evlerinin en serin köşelerine çekilip uyurlar yahut da serin bir yerde miskin miskin sohbet ederler..

Başını kalın bir örtüye sarmış bir şahıs, kızgın kumlar üzerinde sakin ve sessiz adımlarla Hazreti Ebu Bekir es Sıddık`ın evine doğru gelmekte..

O sırada pencereden dışarıya doğru bakmakta olan ev halkından birisi gelen şahsı tanır ve içeridekilere haber verir:

-Bakın !.. Rasûlullah geliyor.. Hem de hiç gelmediği bir saatte !.

Bunu işiten Hazreti Sıddık telâşla ayağa kalkar... Ve konuşur:

-Anam babam O`na feda olsun !.. Vallahi çok mühim bir hâdise var herhalde.. Yoksa katiyen bu saatte buraya kadar gelmezdi !..

Rasûlü Ekrem umumiyetle sabah ve akşam saatlerinde onların evlerine uğrar, hal hatır sorar ve biraz oturduktan sonra giderdi... Bu saatler, hiç de mutadı olmayan bir vakitti.. Hazreti Sıddık`ın da telâşı bundan ileri geliyordu zaten... Muhakkak ki, önemli bir mesele var..

Hz.Rasûlullah Aleyhisselâm’a hicret emri, İsrâ Sûresinin 80. âyetiyle verilmiştir:

"De ki: Rabbım !.. Beni gireceğim yere sıdk ile girdir !.. Çıkacağım yerden de sıdk ile çıkar. Bana indinden bir güç ile zafer kazanmayı nasîb et.!.. (İsrâ: 80)

Rasûlü Ekrem geldi; izin istedi; buyrun denildi; içeri girdi ve Hazreti Sıddık`a bakarak:

- Yanında kim varsa dışarı çıkar ! buyurdu..

Ebu Bekir es Sıddık, odada bulunan hanımı Ümmü Rumani, kızı Esma ve kızı ve Rasûlü Ekrem`in nikâhlısı Hazreti Ayşe (Allah cümlesinden razı olsun) yi kastederek:

- Ya Rasûlullah !.. Onlar senin ehlin ve mahremindir... dedi..

O vakit Rasûlü Ekrem meseleyi açıkladı:

-Ya Eba Bekr !.. Cenâb-ı Allah bana, Mekke`den çıkıp Medine`ye hicret etmem için izin verdi..

-Ya Rasûlullah, anam babam sana kurban olsun !.. Sohbetinizde ben de bulunacak mıyım ?..

- Evet.. Sen de benimle beraber geleceksin ya Eba Bekr..

- Anam babam sana kurban olsun ya Rasûlullah !. Şu iki binit devesinden birini seç de al öyle ise..

- Ancak bedeli ile alabilirim ya Eba Bekr..

Hazreti Sıddık, bunun üzerine Rasûlü Ekrem`den 400 dirhem aldı devenin bedeli için.. Geriye kalan müddet içinde, Ümmü Rümani, Ayşe ve Esma onların sefer levazımlarını hazırladılar aceleyle... Bir dağarcığın içine biraz et ile, bir miktar ekmek koydular.. Sonra Esma belindeki kuşağı ikiye yırtarak, bir kısmıyla dağarcığı, diğer kısmıyla da su tulumunu bağladı.. Bu yüzden, Esma`nın ismi “İki kuşaklı Esma” kaldı...

Bundan sonra Hazreti Sıddık, Füheyre oğlu Amir`i çağırttı:

- Ya Amir !.. Sana şuradaki birkaç koyunu teslim ediyorum.. Biz birkaç gece Sevr dağındaki ufak mağarada kalacağız.. Sen bu koyunları al ve gündüzleri otlat; geceleri ise sütlerini sağarak bize getirirsin...

- Baş üstüne ya Seydi ..

Amir gittikten sonra, bu defa da, deveci Ükaryakıt oğlu Abdullah geldi:

- Ya Abdullah !. Sen kılavuzlukta mahir bir insansın.. Sana şu bahçede duran iki deveyi teslim ediyorum !.. Bunları al ve deniz kenarına götürerek izlerini kaybet.. Üç gece sonra da, onları alarak Sevr dağının eteğine gel ve bizi bul..

-Emredersin ya Efendi!.. Diyerek, Mekke`nin en usta kılavuzlarından birisi olan Abdullah gitti

Aşağı yukarı bütün hazırlıklar tamamlanmıştı.. Son olarak oğlu Abdullah`a şunları söyledi Hazreti Ebu Bekr es Sıddık:

-Oğlum Abdullah !.. Gündüzleri şehirde dolaşarak haber topla; sonra geceleri de, kimseye görünmeksizin bize yeni haberler getir..

*  *  *