Muhammed Mustafa -2

Ahmed Hulûsi

10.CU YIL... HÜZÜN YILI

İslâm’ın doğuşunun 10. yılı, İslâm camiasında "Hüzün Yılı" olarak adlandırılmaktadır..

Zîrâ, bu yılda Hazreti Hatice`tül Kübra ile Ebu Talib vefat etmiş, bunların hemen evvelinde de Efendimiz`in önce 4 yaşındaki oğlu Kasım, ardından da Abdullah Tahir, dârül bakaya kavuşmuştur.. İşte böylesine büyük hâdiselerle karşılaşan Efendimiz Aleyhisselâm için bu yıl tam bir hüzün yılı olmuştur..

Bu arada, Efendimiz Aleyhisselâm’ın oğullarının vefatı üzerine müşrikler kendisine "Ebter" yâni nesli kesilmiş, mânâsına gelen bir şekilde hitâbetmeye başlamışlardır..

Buna karşılık Allahû Teâlâ inzâl etmiş olduğu Kevser Sûresinde şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki, biz sana kevseri verdik...

Rabbına namaz kıl ve kurban kes..

Şüphesiz ki ebter, sana kin bağlayandır" !.

Müslümanlar muhasaradan kurtulduktan kısa bir zaman sonra Ebu Talib yatağa düşmüş bulunuyordu.. Artık son günlerini yaşamakta olduğu açıklıkla belli olmuştu.. Zîrâ, hastalığı o derece ağırdı ki, herkes onun yatmış olduğu yatağından bir daha kalkamayacağını tahmin ediyordu...

Nihâyet bu durum son haddine varınca; Efendimiz Aleyhisselâm amcasının yanına varmış ve ona şöyle hitâb etmişti:

-Ey amcam, gel artık mübarek sözü söyle de, kıyâmet gününde onunla ben sana şehâdet edeyim.. O söz kurtuluşuna vesile olsun..

Ebu Talib ise yanında bulunanlara bakıp şöyle cevap verdi:

-Ey kardeşim oğlu, ardımdan bana bunaklık atfetmelerinden korkmasaydım... Ölümden korkarak o sözü söylediğimi arkamdan söylememelerini istediğim için sana o mübarek kelimeleri söylemeyeceğim.. Zîrâ arkamdan, ölümden korktu da ondan kelime-i şehâdet getirdi demelerini istemem hiç bir zaman..

Buna rağmen Efendimiz Aleyhisselâm, Ebu Talib`i Kelime-i Tevhidi getirmeye davet ediyordu.. O sırada odada bulunan Ebu Cehil ile Abdullah bin Ümeyye ise ona Keilme-i Tevhidi söyletmemek için ısrar ediyorlardı:

-Ya Ebu Talib, Abdul Muttalib dininden ve milletinden yüz mü çevireceksin ?..

Buna rağmen Efendimiz Aleyhisselâm. hâlâ ısrar ediyordu amcasının Kelime-i Tevhidi söylemesi için.. Bu sırada Ebu Talib konuştu; kendisini kastederek:

-O, Abdül Müttalib dini ve milleti üzeredir !..

Efendimiz Aleyhisselâm’ın ise içi bir türlü razı olmuyordu, kendisine bunca iyiliği dokunan amcasının câhiliyet ölümü ile ölmesine.. Yemin ederek şöyle konuştu:

-Amca, şunu iyi bil ki, Allah tarafından men oluncaya kadar, senin bağışlanman için dua edeceğim..

Bu arada bazı rivayetlerde Ebu Talib`in son nefesini verirken Kelime-i Tevhidi söylediği rivayet edilirse de, maalesef bu sahih bir rivayet olarak ulaşmamaktadır.. Ebu Talib vefat ettiği zaman 87 yaşında bulunuyordu.. Hicretten tam 3 yıl evvel dünyadan ayrılmıştı..

Bu arada yıkanması sırasında Efendimiz Aleyhisselâm’ın kendisini eli ile sıvazladığı meshettiği, ancak sıra ayaklarının altına geldiği sırada, Cibril Aleyhisselâm’ın, Ebu Talib`in ayaklarının altını meshetmesine mani olduğu, ve kendisinin sadece ayaklarının altındaki bir ateşle azap göreceği rivayet olunmaktadır..

Ebu Talib`in ölümünden tam 50 gün kadar geçmişti ki, Ramazan ayında da Hazreti Hatice`tül Kübra validemiz âhirete intikal eti..

Efendimiz Aleyhisselâm ile 25 yıl birarada yaşayan Hazreti Hatice`tül Kübra, âhîrete intikal ettiği zaman 65 yaşında bulunuyordu..

Efendimiz Aleyhisselâm Hazreti Hatice için şöyle buyurmuştu:

"İmran kızı Meryem, kendi zamanındaki kadınların hayırlısı; Hatice de bu ümmetin kadınlarının hayırlısıdır"..

Nitekim bugün Efendimiz Aleyhisselâm’ın neslinin uzamasına yol açan tek kızı Hazreti Fâtıma da, Hazreti Hatice validemizden dünyaya teşrif etmişti..

*  *  *