Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

MÜŞRİKLER EL SÜRMESİN!

“-Hangi ismet indinde daha faziletlidir?.

-Tövbekârların ismeti!.”

İsmet; arınmışlık, sâfiyet, temizlik hâlidir.Nasıl bir ismet daha faziletlidir?.

Fiillerdeki kirlilikleri değil, mutlak arınmışlıktan sözediliyor burada...Şuurdaki kirlilikten!.

“MÜŞRİKLER NECÎSTİR”

âyet kerîme’sinde gerçek “necîs”liğin yâni pis, kirli olma hâlinin “ŞİRK” olduğuna işaret ediliyor.”ŞİRK” düşüncesinde olanların “PİS” olduğu anlatılıyor.Ve hattâ bir diğer âyette de bu noktaya işaret olunarak;

“TEMİZLENMEMİŞ OLANLAR ONA EL SÜRMESİNLER”

deniliyor.

Bu âyeti tek başına değerlendirenler sanıyorlar ki elleri tozlu ya da abdestsiz olanlar dokunmasınlar!..Oysa bu âyet, bir önceki bahsettiğimiz “MÜŞRİKLER PİSTİR” âyetiyle bağlantılıdır ki, ikisi birarada değerlendirildiğinde ortaya çıkan anlam şu olur;

“ALLAH’A ŞİRK KOŞMA HÂLİNDE OLANLAR, PİSTİRLER; BU YÜZDEN ŞUURLARINI KAPLAYAN ŞİRK PİSLİĞİ KUR’ÂN ‘DAKİ SIRLARI VE HAKİKATLERİ GÖRMELERİNE ENGEL OLUR. BU PİSLİKTEN ARINMADAN KUR’ÂN ‘A EL SÜRMESİNLER.”

Kaba şirk, açık şirk, kaba necâset hükmünde olduğu gibi;gizli şirk, “hafî şirk” dahi küçük necâset hükmündedir. Bu yüzden de bu pislikten arınmamış olanların TEK’lik sırrına, vahdâniyete el sürmemeleri tavsiye edilmektedir..Çünkü, şirkle bulanmış bilincin Allah’ın sırlarını anlaması mümkün değildir!.

İşte bu temizliğe ulaşmış ismet sahibi kişilerin araya benliklerini sokmadan, yukarıda izah ettiğimiz şekilde, tövbe, en makbul en değerli tövbeleridir.

&

Sonra dedi ki;

-Yâ Gavs-ı Â’zâm. İlim sahibi için yol yoktur, tâ ki indindeki ilmi inkâr etmedikçe...Eğer ilmini terketmezse, şeytanın lisânı olur!.”

“İlim sahibi ilmini terketmedikçe” şeklinde özetlenecek ifade de işaret edilen ilim, “İlm-el yâkîn” hâlinin “ilmi”dir!.

Mülhime nefs mertebesinde hâsıl olan mârifet bu ilmi meydana getirir ve bu durumdaki kişi, gördüğü herşeye “HAK” der!.Oysa bu, insanı hakikat âlemine uçuracak balondur ki, O güçlü sultanın sarayına ulaşıldığında patlatılarak, huzura girmek gerekir.

Gördüklerinin , “HAK”tan ayrı bir şey olmadıklarını bildirmek sadedinde, “her gördüğün HAK’tır” denmişse de; bu gerçekte, erişilmesi istenen ana hedef asla değildir!.

Görülen herşey dendiğinde, ayrı ayrı pek çok şey var sanılır!...Oysa gerçekte, ayrı ayrı var sanılan bu şeylerin hiçbirisi yoktur; sadece TEK bir yapı mevcuttur!..Ki bu da “VECHULLAH”dır!.

“HER ŞEY YOK OLUR, MUTLAK HÜVİYETİN VECHİNDEN BAŞKA”

âyeti kerimesi ile;

“NE YANA DÖNERSEN ALLAH’IN VECHİNİ GÖRÜRSÜN”

âyetini birarada anlarsak, gözün gördüğü şeylerin “HAK” olduğunu söylemenin son derece basit kaçtığını herhalde farkederiz!.

İşte mülhime nefs mertebesinde, sezgi-ilham yollu edinilen bu ilimden geçilmedikçe, “Hakikat”ın müşâhedesi hâsıl olmaz!.

Bu durumda da kişi şeytanın temsil ettiği vehim gücünün esiri olarak, vehmin seslenişi olarak yanlış bir ilimle insanların yanlış düşüncelere sapmalarına sebep olur.

Yukarıdaki beyan, “indindeki ilmi” kelimleriyle mülhimede hâsıl olan ilim olduğuna işaret etmektedir.

Zîrâ, mülhimede kişi; kişiliği, vehmî benliğiyle HAK’ka işaret etmektedir. Burada henüz “Vehmî benlik” ortadan kalkmamıştır. Bu sebeple de “indindeki ilminden” sözetmektedir o kişi.

Bu ilmi de terketmediği, bir üst mertebeye terakki etmediği, birimsel nefsinin varolmadığını idrâk etmediği ve gereğini yaşamadığı sürece ona yol yoktur!.

Böylece o kişi artık, “o Hak”tır, “bu Hak”tır, “şu Hak’tır”, gibi “Hakikat”ten hayli uzak bir vâdiye sapar ve ömrü boyu orada fâsit daire içinde döner durur.

*  *  *