Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

MÜSLÜMANLARA AMBARGO UYGULANMASI

Bu hareketlerden, Hazreti Hamza ve nihâyet Hazreti Ömer`in müslüman olmasından ve Islâmiyetin iyice yayılmaya başlamasından sonra müşrikler iyice düşünüp taşınmaya ve bu meseleye bir hal çaresi bulmaya koyuldular..

Nihâyet içlerinden birisinin teklifi üzerine bütün müşrikler arasında şu maddeleri hâiz olan bir anlaşmayı imzalamaya karar verdiler..

1-Haşim ve Muttalib oğullarından asla kız alınmayacak..

2-Haşim ve Muttalib oğullarına asla kız verilmeyecek..

3-Haşim ve Muttalip oğullarına hiç bir şey satılmayacak..

4-Haşim ve Muttalib oğullarından hiç bir şey satın alınmayacak...

Bu dört ana hükümden başka anlaşma birçok hallerde müşriklerle bu ailelerin aralarındaki bazı hısımlık bağları dolayısı ile bir arada oturmalarını, görüşmelerini, hattâ acıma ve saygı bağlarını bile koparmayı emrediyordu... Ayrıca bu anlaşmanın Efendimiz Aleyhisselâm ölünceye kadar yahut kendilerine teslim edilinceye kadar sürdürüleceği de yazılı idi.. Bu anlaşma aşağı yukarı 80 aile reisi tarafından imzalanmış ve gücü herkese ispat edilsin diye de Kâbe`nin içine asılmıştı..

Müşriklerin bu anlaşmayı ilân etmeleri üzerine Ebu Talib bir manzûme ile bütün Haşim ve Muttalib oğullarını bir araya toplanmaya dâvet etti.. Bu toplantı mahalli Ebu Talib`in Şibi idi..

Bu dâvet üzerine bir kısmı müslüman olan, diğer kısmı da akrabalık gayretiyle olmak üzere bütün Haşim ve Muttalib oğulları, bugün Şibi Ali diye bilinen Mekke`nin bir mahallesine toplandılar.. Ve hep bir arada yardımlaşarak yaşama yolunu tuttular..

Fakat artık bu; bir arada yaşamaktan çök daha öte; tam bir muhasara altına alınmanın ifadesi idi.. Bu bir araya toplanma hareketinin hemen ertesinde müşrikler mahalleyi gerçek bir iktisadî ve içtimaî muhasara altına aldılar.. Mahallenin giriş ve çıkışlarına dikkatli nöbetçilerle giren ve çıkanları kontrol ediyorlar müslümanlara bir yardım malzemesi götürülmemesi için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlardı.

Bu muhasara İslâm’ın doğuşunun tam 7. senesinin Muharrem ayı başlangıcına rast gelmiş ve tam üç sene devam etmişti..

Bu süre zarfında Efendimiz`e bir kötülük yahut bir suikast yapılmasından çekinin Ebu Talib mutlaka her gece Efendimiz Aleyhisselâm’ın yanına bir nöbetçi koyardı.. Hatta bazı geceler kendi yanında alıkoyup, evine dahi gitmesine müsaade etrmediği olurdu..

Bu muhasara yıllarında Şibe`ye ne bir yiyecek, ne de bir içecek girmesine müsaade etmeyen müşrikler, onların hac aylarında dahi dışarı çıkıp rahatlıkla alış veriş yapmalarına müsaade etmiyorlardı...

Hac aylarında ne zaman bir müslüman çarşıya alış verişe inse, derhal ondan evvel bir müşrik pazarcının önüne koşuyor ve mal satmaması için kendisini tehdit ediyordu.. Bu durum karşısında o müslüman pazardan birşey alamaksızın elleri boş mahalleye dönmek zorunda kalıyordu..

Mahallede yaşayan müslümanlar arasında öylesine bir kıtlık başlamıştı ki, bu asla kaleme gelmezdi.. Müslümanlar çoğu zaman yiyecek birşey bulamazlar, ağaç kabuklarını yahut deri parçalarını kaynatıp onlarla karınlarını doyurmaya çalışırlardı..

îcabında günlerce tek bir lokma yemedikleri olurdu bu müslümanlarla onları korumak isteyen akrabalarının ...

Çocuklar açlıktan saatlerce ağlar, sonunda yorgun ve bîtab bir halde susarak uyuya kalırlardı.. Bu ağlama ve yakınma sesleri mahallenin civarından geçen müşriklerin kulağına gider ve onları büyük bir sevince gark ederdi.. Zîrâ böylelikle müslümanlar ile akrabalarını yola getireceklerini sanırlardı..

Bu süre zarfında bir kaç defa, Hişam adındaki müşrik içeride yaşamakta olan bir akrabasına bir deve yükü yiyecek yollamış, ancak bu daha sonra diğer müşrikler tarafında tesbit edilmişti..

Efendimiz Aleyhisselâm bu zaman zarfında hanımı Hazreti Hatice`tül Kübra vâlidemizle birlikte ellerindeki bütün serveti harcamış, açlıktan inleyen müslümanların bu sıkıntılarının hiç olmazsa bir parça def olması için ellerinden gelenleri ardlarına koymamışlardı.. Buna rağmen gene de sıkıntılar zail olmuyordu..

Bu süre zarfında bir defasında da Hakim bin Hizam akrabası olan Hazreti Hatice`ye bir deve yükü buğday yollarken Ebu Cehil tarafından görülmüş ve mani olunmuştu.. Bu durum karşısında Hakim elindeki deve çenesi kemiği ile Ebu Cehil`in kafasını yarmış ve yüzünü kan içinde bırakmıştı..

Bu zaman zarfında dahi Efendimiz Aleyhisselâm risâlet vazifesini îfa etmekten kaçınmıyor; beraberinde bazı aileler olduğu halde Mekke`lileri Islâm’a davet ediyordu.. Ancak bu dâvetler maalesef çoğu zaman bir netice görmüyordu..

Bu zamanın son günleri yaklaşmaya başlamıştı ki Cebrail Aleyhisselâm Efendimiz Aleyhisselâm’a bir haber getirdi: Bu habere göre, Kâbe`nin içinde asılı bulunan andlaşmanın yazılı olduğu sayfaya bir kurt musallat olmuş ve sahifenin en başında bulunan: " Bismikallahumme = İsminle başlarım Allah`ım" yazılı kısım hariç bütün yazıyı yiyip bitirmişti..

Bunun üzerine Efendimiz Aleyhisselâm Ebu Talib`in yanına gitti ve ona haber verdi:

-Amca!.. Rabbım Allah, Kureyş`in anlaşma yazdığı sayfaya bir ağaç kurdunu musallat etti. O da, yazının başındaki Allah adından gayrı, yazılmış bulunan bütün maddelerin yazılı olduğu yerleri yiyip bitirdi..

Ebu Talib hayretle sordu:

-Bunu sana Rabbın mı haber verdi? Efendimiz Aleyhisselâm cevap verdi:

-Evet!. Rabbım Allah haber verdi..

Ebu Talib bu sözlere inandı:

-Andolsun ki, seni kimse aldatamaz ve kimse de sihir yahut büyü yapamaz!

Sonra kalkıp doğru müşriklerin toplu halde bulunduğu yere yürüdü.. Yanlarına vardığında onları bir araya çağırıp şöyle konuştu:

-Ey Kureyş`liler!. Bana kardeşimin oğlu haber verdi: Sizin yazıp Kâbe`nin içine astığınız andlaşmanın baş kısmındaki "Allah adıyla başlarız" lâfzı hariç, bütün maddelerin bir ağaç kurdu tarafından yendiğini haber verdi.. Haydi getirin o anlaşmaya da bir bakalım..

Şimdi isterseniz sizinle bir bahse girelim.. Eğer, mesele kardeşimin oğlunun haber verdiği gibi ise, siz bize tatbik ettiğiniz bu muhasarayı kaldırın.. Yok eğer söylediği doğru çıkmazsa, ben O`nu size teslim edeyim; siz O`na istediğinizi yapınnız !..

Müşrikler bu teklifi kabul etti..

Derhal gittiler ve anlaşmanın yazılı olduğu sahifeyi Kâbe`nin içinde asılı olduğu yerden alıp getirdiler... Durum aynen Efendimiz Aleyhisselâm’ın anlattığı gibi idi.. Müşrikler bu durum karşısında muazzam bir hayrete düşüp, ne diyeceklerini şaşırdılar.. Nihâyet içlerinden birisi çıkıp bir bahane buldu:

-Bu da senin kardeşinin oğlunun bir sihridir!. O yaptırmıştır bunu!.. İnanmayız...

Ve bundan sonra da kaybolan sayfadaki hükümleri aynen tatbik etmeye devam ettiler..

BİRİNCİ KİTABIN SONU

*  *  *