Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

EFENDİMİZ ALEYHİSSELÂM`A YAPILAN İFTİRALAR

Kureyş`li Müşrikler İslâm Dini’nin yayılmasına zorla mâni olamayacaklarını tespit edince Efendimiz Aleyhisselâm’a ``Sihirbaz`` , ``Kâhin``, ``Mecnun``, ``Şair`` gibi kendilerinin de inanmadıkları bir takım sıfatlar yakıştırarak etrafa karşı kötülemeye başladılar... Böylece, O`nun yabancılara yaptığı davetleri tesirsiz bırakmaya çalışıyorlardı... Ancak normal şartlar altında gelişen bu durum hac zamanı yaklaştığında câri olmadı...

Sebep de bu sırada yapılan bir toplantıda Velid bin Mugıyre`nin sözleri oldu...Yapılan bir toplantıda müşriklerin en yaşlılarından ve bilginlerinden birisi olan Velid bin Mugıyre bu toplantıda şöyle hitâb etti:

-Ey Kureyş`liler ... Nihâyet hac mevsimine de ulaştık... Bu sebeple bir çok meselelerle de karşılaşacağız sanırım. Bu güne kadar memleketimize birçok kimseler gelip giderdi, ve sizler de onların kimine mecnun, kimine kâhin , kimine de şair diye bahsedip, böylece kimsenin Muhammed`e inanmamasına çalışırdınız... Ancak artık gördüm ki bunda muvaffak olamayacaksınız...

Müşriklerden birisi atıldı.

-Niye olamayacağız?... Bu güne kadar muvaffak olduk ya ?

-Bu güne kadar gelenler bir ya da birkaç kişilik gruplar hâlinde geliyorlar ve birimizden bilgi alıp gidiyordu... Halbuki bundan sonra gelecekler ise çok kalabalık olacak ve her birinizle görüşecektir!... Görüşünce de kiminiz O`nun için sihirbaz, kiminizin mecnun, kiminizin şair, kiminizin de kâhin diyecek... Deyince de işler altüst olacak.. Zîrâ adamlar sizin çekememezlik içinde olduğunuzu anlayacaklar... Bu sebeple şimdiden bir tek hususta anlaşmak şarttır... Ki böylece yarın bir birimizi yalanlar bir hâle düşmeyelim...

Bunun üzerine orada bulunanlar Veild bin Mugıyre`nin teklifini kabul ettiler ve sordular:

- Peki, ya sen ne düşünüyorsun ?.. Ne dememizi tavsiye edersin?..

- Ben görüşümü belirtmeden evvel , sizin görüşlerinizi bilmek isterim.. Sizler ne düşünüyorsanız, onları bana bildirin evvelâ..

Teklif attılar ortaya:

- Kâhindir, deriz!.. Velid bu teklife karşı çıktı:

-Andolsun ki O kâhin değildir !.. Biz kâhinleri çok görmüşüzdür.. O`nun okuduğu ne kâhin fısıltısıdır; ne de kâhin uydurması..Kâhin doğru da söyler, yalan da söyler.. Biz Muhammed`de şimdiye kadar bir tek defa olsun yalan görmedik..

-Öyle ise mecnundur, delidir deriz !.. diye bir başka teklif attılar.. Bunu da kabul etmedi Velid bin Mugıyre:

-O, mecnun yahut deli değildir.. Biz delileri de çok gördük !.. Deliliğin ve delilerin ne olduğunu çok iyi de biliriz...Muhammed`in ne boğması, ne boğulması, ne içinde kin tutması, ne sarsılıp titremesi, kaşını gözünü tik varmış dibi oynatması ve ne de evhamlanması bulunmaktadır..

-O takdirde biz de şairdir deriz.. diye bir teklif attılar.. Ancak buna da karşı çıktı Velid tekrar:

-O şair de değildir ki !..Şairin her çeşidini tamamiyle biliriz.. Ancak O`nun okudukları asla şiirin hiç bir nevine benzememektedir!. Dolayısı ile şair de denemez Muhammed`e..

Bir teklif daha attılar müşrikler ortaya:

-Madem ki öyle, biz de, sâhirdir deriz !.. dediler.. Velid bu defa da müşriklere karşı:

-Hayır!. Olamaz!.. O sihirbaz da değildir.. Biz sihirbazları ve onların yaptıkları sihirleri çok gördük.. O`nun okudukları ne sihirbazlarınkine ne de büyücülerin büyülerine benzemektedir..

Artık oradakilere diyecek birşey kalmamıştı. Zîrâ Efendimiz Aleyhisselâm’ı itham için ne kelime bulmuşlarsa, o hasletin Efendimiz Aleyhisselâm’da bulunmadığını Velid onlara ispat etmişti.. Nihâyet çaresizlik içinde Velid`e sordular:

-Eba Abdüşşems, öyle ise ne diyelim.. Bizim söylediklerimizin doğru olmadığını söyledin.. Haklısın !.. Peki ama, biz ne diyelim öyle ise ?.. Sen ne dersin, söyle bakalım ?..

Velid bundan bir zaman kadar evvel Efendimiz Aleyhisselâm’ı Kur`ân okurken dinlemişti... O zaman Efendimiz şu âyeti okumuştu :

" Şüphesiz ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder, taşkın kötülüklerden, zulümdan ve büyüklüğünü zorla kabul ettirmekten nehyeder.. Size öğüt verir ki iyice dinleyip ve anlayıp tutasınız."

İşte bu âyetin tesiri altında kalan Velid fikrini açıkladı:

-Yemin ederim ki, O`nun okuduğu sözlerden daha yüce bir söz olamaz!.. O bir Nur`dur.. Öyle tatlı bir okunuşu vardı ki.. Son derece mükemmel ve o derece de hoşa gidici ki, asla târif edilemez...Ve bunu söyledikten sonra da, başka bir şey söylemeden yerinden kalkıp doğruca yürüdü gitti Velid...

Oradakilerin hepsi çok şaşırmıştı bu duruma! Ardından konuşakaldılar:

-Velid de dininden dönmüş !..

-Demek o da Muhammed`e tâbi olanlardan !..

Bu haber kardeşi Ebu Cehil`in de kulağına erişmişti.. Ebu Cehil haberi eriştirenlere karşı kesin bir şekilde cevap verdi:

-Siz hiç üzülmeyin!.. Ben şimdi Velid`i yola getiririm..

Bundan sonra kalkıp Velid`in evine gitti.. Velid`in evine geldiği zaman gayet kederli bir halde gözüküyordu. Velid sordu Ebuy Cehil`e:

-Hayrola ya ahi ?.. Bu tasanın sebebi nedir?.. Ebu Cehil büyük bir ustalıkla cevap verdi :

-Niye tasalanmayayım ki? İşte, koca Kureyş`liler ihtiyar hâlinde sana yardım için, nafaka tıpluyorlar !.

Velid hayretler içinde kalmıştı.. Sordu:

-Niye bana nafaka topluyorlarmış?.. Ubu Cehil yalanını ortaya koymaya devam etti :

-Sen Muhammed`in sözlerini süsleyip püslemişsin.. Daha fazla zengin olmak, O`nun nimetlerinden faydalanmak için O`na yaklaşıyormuşsun !.. Bunun için de O`nun sözlerine değer veriyormuşsun !..

İhtiyar Velid`in bütün kafası atmıştı bu sözlere.. Bunca malına, mülküne, parasına, zengin sülâlesine rağmen O`na yüz suyu dökecekti ha !.. Sinirli bir şekilde cevap verdi:

-Kureyş`liler benim malca da, paraca da, evlâtça da O`ndan zengin olduğumu bilmiyorlar mı sanki?.. O`nun yanındakiler sanki O`ndan çok zengin oldular da, beni mi daha fazla zengin edeceklermiş?

Bunlar sapık budala sözleri !..

Sonra biraz durdu, düşündü.. Ve bu olanlar üzerine derhal karar alarak Kureyş`li ileri gelenleri evine çağırdı.. Onlara izahat verecekti.. Derken kısa zamanda hepsi geldiler .. Velid onlara kırgın bir halde konuştu: Zîrâ Velid hakikaten İslâm Dini’ne girmemiş; ancak Kur`ân-ın insan üstü, mahluk üstü bir eser olduğunu belirtmişti..

- Hayır, ben tanrılarımdan yüz çevirmedim !.. Ancak, O`na ne gibi bir ithamda bulunmamız îcabettiğini uzun uzadıya ölçüp biçtim !.. Sizin söylediklerinizin asılsız olduğu, düşünen ve dinleyen bir şahıs tarafından rahatlıkla anlaşılabilecektir.... Buna rağmen eğer bir şey demek istiyorsanız; o takdirde sihirbaz demenizi tavsiye ederim.. Zîrâ O öylesine sihirli bir eserle gelmiştir ki, babayla oğulun, kocasıyla karısının, kardeşle kardeşin arasını açabilmektedr... Hattâ kavimlerin bile arasını açabilecek güçte görünmektedir..

Bu izahat müşrikleri rahata kavuşturmuştu.. Bundan sonra hep birlikte Mekke sokaklarına dağılıp, hac için gelen bütün yabancılara Efendimiz Aleyhisselâm’ın sâhir oluğunu yaymaya başladılar.. Bu arada da onlarla ilgili şu âyeti kerime nüzul etti...

"Şüphesiz ki O, Allah indinde yüce, şerefli Rasûlün, Hak sözüdür..

O, bir şair sözü değildir!.. Ne az inanır kişisiniz ...

Bir kâhin sözü de değildir !.. Siz ne az düşünürsünüz...

Âlemlerin Rabbından inzâl olunmadır.." (Sûre 69, Âyet 40-43)

"Tek olarak yarattığım, çok bol mal ve (daima) hazırında bulunan oğullar verdiğim, genişlettiğim adamı bana bırak !..

Sonra da o, hırs ile (bunları) daha da arttırmamı ister!.. Hayır!.. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.. Ben ise onu sarp bir yokuşa sardıracağım !..

Çünkü o, (Kur`ân hakkında) uzun uzadıya düşündü, ölçtü!..

Hay kahrolası!.. Ne biçim düşündü, ölçtü o !..

Gene kahrolası, nasıl ölçü yaptı o !..

Sonra baktı.. (Ne diyeceğini düşündü)

Sonra kaşlarını çattı, suratını astı !.. En son arka çevirdi ve büyüklük tasladı !..

Bu, dedi; rivâyet edilen bir sihirden başka bir şey değildir.. "

Bu âyetlerle, Efendimiz Aleyhisselâm’la sihirbaz diye alay edilmesine sebep olan Velid bin Muguyre`nin durumu belirleniyordu..

*  *  *