Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

ZOR VE PARA

Kureyş uluları bir gün gene Mescid-ül Haram’da toplanmış, Ebu Cehil`in başkanlığında bu meseleyi nasıl halledeceklerini konuşuyorlardı.. İçlerinden birisi, Efendimiz Aleyhisselâm’ın derhal öldürülmesini teklif etti. Buna karşılık orada hazır bulunan gençlerden bazıları da bu işi üzerlerine almayı kabul ettiler..

Bütün bu alınan kararları işiten Zeyd bin Harise derhal onların yanlarından uzaklaşarak; doğruca Ebu Talib`in yanına vardı.. Ve alınan kararı anlattı.. Bunun üzerine Ebu Talib , Zeyd`e sordu:

- Ya Zeyd, kardeşimoğlundan bir haber var mı?.. Nerede olduğunu biliyor musun şu anda O`nun?.. Zeyd`de sahip olduğu bilgiyi nakletti:

- Evet ya Ebu Talib.. Biraz evvel kendisi ile beraberdim..

Bunun üzerine Ebu Talib Zeyd`e buyurdu:

- Derhal O`nu bulup bana çağırıver !.. Zeyd bu buyruk üzerine derhal Safâ tepesi arkasındaki evde Efendimiz`i ashabıyla sohbet ederken buldu ve bütün olup bitenleri kendisine anlattı.. Ve amcasının kendisini çağırdığını bildirdi..

Efendimiz Aleyhisselâm bunun üzerine kalkıp doğruca amcasının yanına geldi..

Ve kendisine ne anlatacağını sordu.. Ebu Talib hitâb etti.:

-Ey kardeşimoğlu hayrola hayırlı bir iş üzere miydin?..

-Evet, ey amcam.. Bazı arkadaşlarla hayırlı bir mevzuda konuşuyorduk..

Bunun üzerine Ebu Talib kendisinden istediğini bildirdi:

-Olanları öğrenmişsindir.. Şimdi derhal evine git ve benden sana ikinci bir haber ulaşana kadar sakın evinden çıkma..

Bunun üzerine Efendimiz Aleyhisselâm amcasının isteğini yerine getirerek evine gitti ve dışarı çıkmadı.. Ertesi sabah erkenden Ebu Talib bütün Haşim ve Muttalib oğulları yiğitlerine haber göndererek kılıçlarını ve diğer silâhlarını almış bir halde kendisine gelmelerini söyledi..

Ertesi sabah daha erken saatlerde Haşim ve Muttalib oğullarının bütün yiğitleri Ebu Talib`in evinin önünde toplanmışlardı.. Bundan sonra Ebu Talib yiğitlere şöyle emir verdi:

- Ben şimdi doğruca Mescidi Harama gideceğim.. Siz de benim ardım sıra geleceksiniz..

Bu emri verdikten sonra Ebu Talib doğruca Efendimiz Aleyhisselâm’ın evine gitti; O`nu aldı ve berabarce Harem-i Şerif’e geldiler.. Haşim ve Muttalib oğullarının bütün yiğitleri orada kendisini bekliyorlardı. Onları da arkalarına alarak içeri girdiler..

İçeride Ebu Cehil ve Kureyş`in ileri gelenleri toplu bir halde oturmakta idiler.. Ebu Talib doğruca onların yanına geldi ve hitâb etti:

-Ey Kureyş ileri gelenleri !. Şu anda burada olmamın sebebini biliyor musunuz?.

-Hayır bilmiyoruz.. Şeklinde cevap verdiler oradakiler..

Fakat gelen bu kalabalıktan oldukça korkmuşlardı..

Bunun üzerine Ebu Talib Zeyd`den duyduklarının hepsini teker teker anlattı ve yapacaklarından bilgi sahibi olduklarını ortaya koydu.. Sonra da yanındaki delikanlılara dönerek:

-Çıkarın kılıçlarınızı !.. Buyruğunu verdi.. Bir anda bütün yiğitler kılıçlarını çekerek saldırıya hazır vaziyete girdiler ve ikinci bir emir beklemeye koyuldular..

Bundan sonra Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine dönerek şöyle konuştu:

-Yemin ederim ki, Muhammed`i öldürecek olursanız, sizden bir tek kişiyi hayatta bırakmayız!.. Sizden tek biri dahi sağ kaldıkça kılıçlarımızı kınına sokmaz; son ferdimize kadar bu yolda savaşırız !.. Gayrı buna göre durumunuzu ayarlayın..

Bu son derece sert ihtar karşısında başta Ebu Cehil olmak üzere bütün müşriklerin ileri gelenleri apışıp kaldılar.. Katiyyen beklemedikleri bu tepki onların ellerini ayaklarını dolaştırmıştı birbirine.. Hiç birisi de bir tek kelime ile bile cevap veremedi, bu safhaya kadar gelen durum karşısında..

Ebu Talib bundan sonra sözlerine Efendimiz Aleyhisselâm’ı metheden ve müşriklerin ileri gelenlerinden bahsedip onları teker teker zemmeden kasidesini okudu.. Bu kasidenin sonunda şöyle diyordu özetle Ebu Talib dinleyenlere:

-Ey Kureyş`liler... Allah`ın evine and olsun ki; sizler O`nu yalanlamakla aldanıyor, hevânıza kapılmış olarak kendinizi avutuyorsunuz !.. Muhammed için düşündüğünüz suikastı biz O`nun çevresinde pervaneler gibi dalaşıp kendimizi feda etmeden, gerçekleştirebilir misiniz sanıyorsunuz ?.. Topumuz birden ölüp gitmedikçe, çoluk çocuğumuza ibret olup onlara bu davayı akettirmedikçe ve onları ardımız sıra size karşı çıkacak hâle getirmedikçe, sanır mısınız O`nun davasını terk edelim ?..

Ve bu kasideyi okuduktan sonra Ebu Talib yanında Efendimiz Aleyhisselâm ve diğer yiğitleri olduğu halde oradan çıkıp dağıldılar.. Kureyş`li müşrikler böylece zorla da olsa bu işin halledilemeyeceğini anlamış oldular.. Ancak bunu anlamak bir şeyi değiştirmiyordu.. Zîrâ ne pahasına olursa olsun, bu meselenin halli gerekiyordu onlara göre..

Bir gün Harem-i Şerif’te kâfirler oturururken, Efendimiz Aleyhisselâm da oraya gelmiş ve tavaf etmeye başlamıştı. Bunun üzerine orada oturan müşrikler kalkıp tavaf etmekte olan Efendimiz Aleyhisselâm’ın yolunu kestiler... Yol kesenler arasında Velid bin Mugıyre, Umeyye bin Halef, Esved bin Muttalib ve As bin Vail gibi bir çok Kureyş ileri gelenleri de bulunmakta idi..

Ve konuştular:

-Bak ya Muhammed, sana bir teklifimiz var. Sana Mekke`nin en zengini olacak kadar mal, mülk ve para verelim.. Ayrıca Mekke`den dilediğin kadınları seç, onları da sana verelim.. Sen de bizim tanrılarımıza dil uzatmaktan vaz geç!. Ha ?. Ne dersin?..

Efendimiz Aleyhisselâm onların bu sözlerine karşı bir an cevap vermedi.. Tebessüm etti.. Az buldu verilenleri zannettiler ve ilâve ettiler:

-Eğer kâfi gelmiyorsa, senin için de bizim içinde hayırlı bir ilâve teklifimiz daha var. O`nu da söyleyelim istersen?..

Efendimiz Aleyhisselâm sordu:

-Sen bir gün bizim tanrılarımıza tapın; on gün de biz senin Rabbına ibadet edelim.. Bir ay sen bizim tanrılarımıza tapın; bir sene biz senin Rabbına ibadet edelim.. Böylece senin Rabbin bizimkinden hayırlı ise, biz seninkinden nasipleniriz... Yok eğer bizimki hayırlı ise, sen de ondan mahrum kalmamış olursun ...

Efendimiz Aleyhisselâm bu teklife ne cevap vereceğini düşünmeye başladı.. Acaba ne şekilde cevap vermesi hayırlı olurdu.. O anda âyetler nâzil oluverdi..

"Söyle onlara: Ey câhiller.. Siz bana, Allah`tan gayrına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz ?.. And olsun ki, sana da, senden evvelki Nebi ve Rasûllere de vahyolunmuştur ki; Eğer Allah`a şirk koşarsan, elbette yaptıkların boşa gider ve sen de hüsrana uğrayanlardan olursun !..

Hayır !. Sen, yalnız Allah`a ibadet et ve şükredici ol.." (Zümer Sûresi, Âyet 64-66)

"Söyle: ya eyyühel kâfirun !. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.benim kulluk ettiğime de sizler kulluk etmezsiniz!. Ben sizin ibadet yaptıklarınıza ibadet yapacak değilim.Benim ibadet ettiğime de sizler ibadet edecek değilsiniz!. Sizin dininiz size; benim dinim bana !.." ( Kâfirun Sûresi)

Böylece Efendimiz Aleyhisselâm kendisine yukarıdaki teklifte bulunan kâfirlere Zümer Sûresinin üç âyeti ve Kâfirun Sûresi ile cevap vermiş oluyordu. Bu teklif de tutarlı olmayınca müşrikler başka bir yol aramaya koyuldular.. Ne yapalım diye yeni baştan düşünmeye başladılar...

*  *  *