Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

GÜNEŞİ SAĞ, AY`I DA SOL YANIMA KOYSALAR

Bu arada müşrikler Efendimiz Aleyhisselâm’a baskı ve zülmü arttırmışlar; bu yüzden de Efendimiz Aleyhisselâm Dâr`ı Erkâm adı verilen Erkam bin Esed`in evine gelmişti.. Erkam`ın evi, Safâ tepesinin doğusunda bulunan Beni Şeybe`nin evine bitişik olup dar bir sokak içinde idi..

Efendimiz Aleyhisselâm bu sert şartlar altında çalışmalarına devam ediyordu.. Ve bu çalışmalar epeyce zaman almasına rağmen, müşrikler iyiden iyiye endişelenmeye başlamışlardı.. Zîrâ Islâmiyet günden güne daha fazla taraftar kazanmaya başlamış, adını civar kabilelere bile duyurur hale gelmişti..

Bu durum karşısında müşrikler toplanarak meseleye bir hal çaresi bulmaya çalıştılar.. Yapılan toplantı sonunda alınan karar şu oldu: On kişilik bir heyet halinde, Efendimiz Aleyhisselâmın hamisi durumunda olan Ebu Talib`i ziyaret edcekler ve meseleye el koymasını isteyeceklerdi..

Ve bu karar üzerine başta Utbe bin Rebia ve Velid bin Mugıyre olmak üzere on kişi doğruca Ebu Talib`in yanına gittiler.. Ebu Talib onları iyi bir şekilde karşıladı ve ne istediklerini sordu.. Kureyş`liler isteklerini şöyle anlattılar:

-Ebu Talib; senin kardeşinin oğlu ile başımızın dertte olduğunu biliyorsun.. Tanrılarımıza demediklerini koymuyor, atalarımızın sapık olduğunu ileri sürüyor; bizleri aptallıkla itham edip duruyor.. Artık sen bu işe mâni olmalısın.. Ya artık O sesini kısıp bize dil uzatmamalı, ya da sen onunla bizim aramızdan çıkmalısın.. Hem senin onu daha fazla korumana da gerek yok.. Zira sen de en az bizim kadar O`nun fikirlerine muhalif durumdasın.. Sen ardan çekilirsen, biz O`nu susturmasını biliriz...

Kureyş`li müşriklerin bu sözleri Ebu Talib`in canını sıkmıştı. Buna rağmen hiç bozuntusunu vermedi ve onlara tatlı ifade ile en kısa zamanda bu meselenin bir hal yoluna girmesi için elinden geleni yapacağını vaad etti.. Ancak, Kureyş`li müşriklerle böyle konuşmasına rağmen Ebu Talib Efendimiz Aleyhisselâm’ı çok seviyordu ve bu yüzden de O`na hiç bir şey diyemiyordu..

Burada dikkat edilmesi gerekli bir husus vardır ki, o da şudur: Ebü Talib Efendimiz Aleyhisselâm’ı Allah için değil, kardeşinin oğlu olduğu için, yâni maddi meseleler yüzünden seviyordu.. Halbuki Allah`ın emri ise; sevilen yahut nefret edilen bür şeye karşı meydana gelen sevgi yahut nefretin sadece Allah için olmasını şart koşmaktadır.. Bu sebepledir ki, Ebu Talib`in yeğenini Allah için olmayıp, başka nedenlerle sevmesi onu ebedi azaptan kurtaramamıştır...

Evet bu arada Efendimiz Aleyhisselâm da bütün gücüyle Islâmiyetin yayılması için çalışıyor, sayılar her gün biraz daha artıyordu... Bu yüzden de müslümanlar ile müşrikler arası her geçen gün biraz daha açılıyor ve nihâyet anlaşılması imkânsız bir hâle sürükleniyordu... Durum neredeyse silâhlı bir çatışmaya dönecekti...

Nihâyet bu durumda Kureyş`in müşrik ileri gelenleri son bir ültümatom vermek üzere Ebu Talib`in ziyaretine gittiler ve onunla şöyle konuştular:

- Ya Ebu Talib; bilirsin ki, aramızda her cepheden ileri gelen bir kimsesin.. Biz senden geçen defa geldiğimizde, kardeşin oğlunu susturmanı, yaptıklarına mani olmanı istemiştik.. O`na mâni olmadığın gibi, bize karşı korumakta da devam ettin... Andolsun ki artık biz, O`nun atalarımıza ve babalarımıza dil uzatmasına, bizi câhillikle kötülemesine, hattâ tanrılarımıza sövmesine müsaade edecek değiliz.. Ya O`nu susturur, ya bizden vazgeçersin; ya da ikimizden birisi yok oluncaya kadar O`nunla da, seninle de çarpışırız !..

Bu son derece şiddetli bir ültümatomdu.. Müşrikler artık iyice kararlı bir halde harekete geçmişlerdi.. Esas gayeleri, Ebu Talib`e hangi taraftan olduğunu açıklatmaktı... Bu son derece kritik ve ciddi durumdan nasıl çıkabileceğini düşünmeye başladı Ebu Talib.. Ve sonunda şu karara vardı.. Kardeşinin oğlunu çağırıp onunla konuşacaktı..

Ve Efendimiz Aleyhisselâm çağırtıldı. Ebu Talib Efendimiz Aleyhisselâm’a şu şekilde konuştu:

-Ey kardeşim oğlu, Kureyş`in ileri gelenleri dün benim yanıma gelerek senden çok şikayette bulundular.. Senin meselenden dolayı beni çok üzdüler.. Bu sebeple sen artık onların atalarına ve tanrılarına dil uzatma... Böylelikle hem kendini, hem de beni koru.. Altından kalkamayacağım bir işi bana yükleme...

Ebu Talib`in bu hitabı Efendimiz Aleyhisselâm’ı çok hislendirmişti.. Yâni artık kendisini koruyamayacağını mı söylemek istiyordu?.. Ebu Talib`e cevap verdi..

-Amca, vallahi bu işi bırakmak için güneşi sağ avucuma, ayı da sol avucuma koysalar ben yine de davamdan vazgeçmem !.. Ya yüce Allah bu dini cihana yayar, ya da ben Allah yolunda bu canı veririm..

Efendimiz`in bu durumu Ebu Talib`i son derece üzmüştü.. Yürümekte iken arkasından seslenerek geri çağırdı.:

-Dur, gitme kardeşimoğlu; gel, konuşacaklarım daha bitmedi seninle !..

Amcasının bu çağırısı karşısında Efendimiz Aleyhisselâm geri döndü ve önünde durarak ne diyeceğini beklemeye başladı.. Ebu Talib kendisine huzur verici bir karar almış kişilerin rahatlığı içinde konuştu:

- Ya Muhammed, git, istediğin gibi konuş!.. And olsun ki, seni hiç bir zaman ve hiç bir sebeple kimseye teslim edecek veya karşı karşıya bırakacak değilim.. İstediğin gibi çalışmalarına devam et !..

Ebu Talib`in Efendimiz Aleyhisselâm’a bu garantiyi vermesinden sonra haber doğruca Kureyş`li müşriklerin de kulağına gitmişti.. Baktılar ki bu şekilde zorla da Ebu Talib ile başa çıkamayacaklar; düşünüp taşındılar Ebu Talib`i nasıl razı edeceklerini.. Nihâyet birisi bir teklif attı ortaya ve hepsi de onun teklifini kabul ederek doğruca yeniden Ebu Talib`in yanına geldiler.. İçlerinden birisi konuştu ve teklifi izah etti:

- Ya Ebu Talib.. Bak bu genci tanırsın, Velid bin Mugıyre`nin oğlu Umare bin Velid`dir.. Kureyş gençlerinin en kuvvetli, en yakışıklı, en güzel ahlâklısı ve şairidir.. Al, onu sana verelim, evlât edin.. Sana her türlü yardımı yapabilir.. Buna karşılık sen de bize kardeşinoğlunu teslim et, biz onu öldürelim.. Böylece hem sen bir evlât sahibi olmuş olursun, hem de biz atalarımıza, tanrılarımıza söven adamdan kurtulmuş oluruz.. Adam karşılığında adam verelim işte sana.. Ne dersin bu teklifimize karşı?..

Ubu Talib onların bu teklifine karşı evvelâ bir güldü, sonra da karşı teklifini ortaya attı:

- Siz evvelâ bana kendi oğullarınızı veriniz, ben onları öldüreyim; sonra da ben size O`nu teslim edeyim.. Nasıl kabul mu?.. Müşrikler bu teklif karşısında apışıp kalmışlardı.

- İyi amma, bizim çocuklarımız senin bu yeğeninin yaptıklarını yapmıyorlar ki.... Sen bizim çocuğumuza bak, o da sana yardım etsin.. Ebu Talib çok rahat bir şekilde cevap verdi, biraz da alaycı bir ifade ile:

-Ben sizi aklı başında adamlar sanırdım.. Halbuki bundan daha aptalca bir teklif ortaya atılamazdı.. Ben sizin gibi aptalların oğlunu alıp besleyeceğim; siz de benimkini alıp öldüreceksiniz.. Hay Allah sizin müstehakınızı versin...Siz hayatınızda bir dişi devenin kendi yavrusundan gayrı yavru beslediğini, büyüttüğünü gördünüz mü?.. Yâni insanken biz tutup da bir dişi deve kadar da mı olamayacağız?..

Ebu Talib`in bu sözüne akrabalarından olup da müşrikler safında bulunan Mu`tım bin Adiyy cevap verdi:

-Ya Ebu Talib; inan ki kavmin sana karşı son derece insaflı davrandı ve senin bir zarara uğramaman için ellerinden geleni yaptı... Onlar şu anda hakikatte senin hoşlanmadığın birşeyden kurtulman için uğraşıyorlar.. Bu durumda şüphesiz ki sen haksızsın!..

Ebu Talib`de Mu`tım bin Adiyy`in sözleri altında kalmadı ve kendini savundu:

-Yemin ederim ki, onların hiç birisi bana karşı insaflı davranmamaktadır.. İnsaf bu davranışın neresinde görülmektedir?.. Anlaşılan seninde onlardan bir menfaatın vardır ki, onlarla bir arada bulunuyor ve akrabam olmak üzere sen dahi bana karşı oluyorsun.. O halde görelim bakalım, elinizden geleni esirgemeyin...

Bundan sonra gelenler fazla oturmadılar ve çıkıp gittiler.. Bu durumda artık aradaki bağlar kopmuştu.. Tek çare olarak çatışma yoluyla, yani cebir yoluyla karşı tarafa boyun eğdirme imkânı kalıyordu.. Bakalım bundan hangi taraf muzaffer çıkacaktı..

Bu görüşmelerden sonra müşrikler kendi çevrelerinden olup da müslümanlığı kabul etmiş kişilere karşı ellerinden gelen zülmü geri bırakmıyorlar; onları İslâm Dini’nden ayırmak için akla gelmedik işkenceler tatbik ediyorlardı...

Bu durum karşısında Ebu Talib, kavminin her zaman için Efendimiz Aleyhisselâm’a bir suikastta bulunabileceğini dikkate alarak, bütün Haşim ve Muttalib oğullarını bir saldırı karşısında birleşmeye ve yardımlaşmaya davet etti. Ve onlar da bütün güçleri ile Efendimiz Aleyhisselâm’ı müşriklere karşı koruyacaklarına söz verdiler..

*  *  *