Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

SAFÂ TEPESİNDEN HİTAP

Efendimiz Aleyhisselâm aldığı emir üzerine o gün evinden çıkıp doğruca Safâ tepesine geldi.. Bu oldukça yüksek bir kaya yığını idi.. Bu yüzden de tepe deniyordu... Efendimiz Aleyhisselâm aldığı vahye göre tepeye geldikten sonra en yüksek noktasına çıktı. Şöyle bir etrafına bakındı.. Sonra şehâdet parmaklarını kulaklarına tıkayıp seslendi :

-Ya Sabâhâh !... Ya Sabâhâh !...

Bu Araplar arasında öyle önemli bir parola idi ki, ancak çok önemli meselelerde kullanılırdı... " Çok önemli bir hâdise var !.. Derhal toplanın, size bildireyim !.." anlamında kullanılan bir kelime idi...

Bu sesi işitince herkes birbirine soruşturmaya başladı:

-Kimdir seslenen ?..

-Ne var, ne oluyor ?..

-Niye çağırılıyoruz ?..

Ve birtakım cevaplar veriliyordu:

-Muhammed-ül Emin çağırıyor!...

- Çok önemli birşeyler olmalı herhalde..

- Koşup bakmalı, kimse bilmiyor sebebini !....

Ve kısa bir zaman zarfında Mekke halkının önemli bir kısmı Safâ tepesinin etrafında toplanıvermişti.. İmkânı olanlar koşup gelmiş, gelemeyenler ise kendilerine haber getirecek birilerini yollanışlardı...

Nih3ayet sormaya başladılar:

- Hayrola ya Muhammed, ne oluyor böyle ?..

- Ne var, bizi neye çağırdınız ?..

- Ne oluyor bir saldıran mı var ?..

Bu sualler üzerine Efendimiz Aleyhiselâm konuşmaya başladı:

- Ey Mekke`liler; benimle sizin durumunuz ona benzer ki; düşmanı gören ve onun ailesine vereceği zararın önüne geçmek için bağıran kişiye emsaldir...

Ben, size şu dağın eteğinden yahut bu vâdiden atlılar çıkacağını, veya akşama sabaha bir düşman saldırısına uğrayacağınızı bildirecek olsam, beni tasdik eder, bana inanır mısınız?..

Oradakiler bu sual karşısında bir an duraladılar ve derhal cevabı verdiler tereddütsüz bir şekilde :

-Evet, sen Muhammed-ül Emin’sin !.. Bu güne kadar sende doğruluktan başka bir şey görmedik.. Hiç bir zaman yalan söylemediğine şâhidiz.. Bizim katımızda hiç bir şekilde itham edilmiş bir insan değilsin sen...

Bunun üzerine Efendimiz Aleyhisselâm konuşmasına şöyle devam etti:

- Ben size, önünüzdeki çok şiddetli bir azâbı haber veriyorum.. Yüce Allah, en yakın akrabalarımı âhiret azâbı ile korkutmamı emretti !.. Sizi, “LÂ İLÂHE İLLÂLLAHÛ VAHDEHÛ LÂ ŞERİKE LEH” – “İlâhlar yoktur, sadece Allah vardır, O tektir, bir ortağı da mevcut değildir” diye şehâdet etmeye davet ediyorum.. Ben de, O Allah`ın kulu ve Rasûlüyum...

Söylediğimi kabul ve iman ederseniz, cennete gideceğinize dair kefil olur, buna dair söz veririm.. siz, “LÂ İLÂHE İLLÂLLAHÛ VAHDEHÛ LÂ ŞERİKE LEH” demedikçe, ben size ne dünyada bir fayda, ne de âhirette bir yardım temin edebilirim"...

Bu sözler karşısında Ebu Leheb âdeta çılgına dönmüştü.. Zîrâ kardeşinin oğlu bütün Kureyş`e hitâp ediyordu.. Çünkü Kureyş içinde Efendimiz Aleyhisselâm’a akraba olmayan bir tek kabile bile mevcut değildi.. Ebu Leheb bu halde derhal yerden bir taş kapıp:

-Helâk olasıca!.. Bunun için mi bizi buraya topladın?.. Diyerek Efendimiz Aleyhisselâm savurdu..

Halbuki bu beddua çok sonraları tamamen kendisini bulacaktı..

Zîrâ Efendimiz Aleyhisselâm ne buyurmuştu:

-Bir kişi dua ettiği zaman üzerinde bulunan iki melâike de; "Amin, bir misli de sana olsun!. diye cevap verirler".

Eğer kişi beddua etmiş olursa, karşısındaki de buna lâyıksa, beddua karşısındakini bulur; fakat karşısındaki bedduaya lâyık değilse, o zaman o beddua geri döner ve sahibini vurur!.”

İşte bu sebeple Ebu Leheb`in bu bedduası da kendisini helâk ediyordu.. Ebu Leheb`in attiğı taş Efendimiz`in bulunduğu kayanın eteğine düşmüştü.. Ve oradakiler bu mevzûyu konuşa konuşa dağılmaya başladılar...

Allahû Teâlâ`nın inzâl etiği Leheb sûresi ise Ubu Leheb`i halka teşhir ediveriyordu:

"Ebu Leheb`in iki eli kurusun, kendisi de kahrolsun !.. Ona ne malı, ne de kazandığı fayda sağlamayacak!.. Alevli bir ateşe girecek o; karısı da odun hammalı olarak, boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde"!.. (Sûre 115, Âyet 1-5)

Efendimiz Aleyhisselâm’a yapılan bu hakaretler kendisini çok fazla üzüyordu.. İlerde de göreceğimiz gibi çeşitli işkenceler ve eziyetler yapılan müslümanlar bu durumları Efendimiz`e anlatıyorlar; bu arada da müşrikler Efendimiz Aleyhisselâm’a da sataşmaya devam ediyordu. Bu durum karşısında Allahû Teâlâ ise inzâl ettiği âyetlerle Efendimiz Aleyhisselâm’a yardımcı oluyordu:

"Şimdi sen ne ile emrolunuyorsan apaçık bildir!.. Müşriklere aldırış etme !.. Allah yanısıra tanrılara tapınan o istihzâcılara muhakkak ki biz yeteriz.. Onlar yakında bileceklerdir. (Senin Hak olduğunu, ama iş işten geçecektir.)

And olsun, biliyoruz ki, onların söyleyip durduklarından kalbin cidden daralıyor...Sen hemen Rabbine hamd ile tesbih et ve böyle edicilerden ol !.. Sana ölüm gelinceye kadar, Rabbine ibadet et !." (Sûre 15, Âyet 94-99)

*  *  *