Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

HACER`ÜL ESVED

Nihâyet Kâbe`nin duvarı örüle örüle Hacer-ül Esved`in bulunduğu seviyeye gelindi... Burada çok büyük bir meseleyle karşılaşıldı. Zîrâ her kabile Hacer-ül Esved`i kendisinin yerine koymak hakkına sahip olduğunu idda ediyordu.. Konuşmalar yavaş yavaş tartışmaya dökülmüş ve tartışma da yavaş yavaş itişip kakışmaya çevrilmeye başlanmıştı..

Abdülkadir oğulları ile Adiyy oğulları sözü öylesine ileri götürdüler ki, bu uğurda başlarını ortaya koyduklarını söylemişler ve ellerini kılıçlarına atmışlardı.. Ve bu iddialarını ispat içinde câhiliyet devri adeti olarak kocaman bir deve kesip, kanını yaladılar ve devenin biriken kanını getirerek aralarına döktüler....

Bu; anlaşmazlık yüzünden îcabı halinde, aralarında böylesine kan akıtılacağına işaretti.. Bu yüzden de "kan yalayıcılar" lâkabıyla kitaplara geçtiler.. Aradan böylelikle beş gün geçti..Fakat mesele bir türlü hallolamıyordu... Kâbe uluları düşünmeye başladılar, meseleye bir hâl yolu bulmak için.. Bütün mesele hiç bir kabilenin gurur ve şerefine dokunmadan Hacer-ül Esved`i yerine koymaktı.

Nihâyet bu uluların toplantılarından birisi sırasında iyice yaşlılardan birisi ortaya şu teklifi attı.:

-Ey Kureyş uluları.. Aramızda bir saat tâyin edelim ... Bu saatte her kim Harem-i Şerif’e girerse, onu hakem seçelim.. Bu davayı onun seçimine bırakalım.. O nasıl ileri sürerse onu tatbik edelim..

Kureyş uluları bu teklifi kabul ettiler ve aralarında belirli bir saat tespit ettiler.. Ertesi günü sabahın çok erken saati idi.. O sırada Harem-i Şerif’e ilk gelecek olan şahıs, bir gün evvelki anlaşmada olduğu üzere onlara hakemlik edecekti.

Kureyş`in uluları belirtilen saatte tespit edilenin yerde toplanmışlar, içeri girecek olan şahıs beklenmeye başlamışlardı... Acaba ilk olarak Harem-i Şerif’e kim girecekti?..Birden bütün gözler Babüs Selâm’a çevrildi!..

Sabahın bu erken saatinde içeri giren, bütün Mekke`lilerin sevdikleri ve güvendikleri bir şahıstı.. MUHAMMED`ÜL EMİN idi sabahın bu erken saatinde Harem-i Şerif’e giren.. Bu gelen şahıs hakkında hepsi de çok memnun olmuşlardı..

-İşte tam bîtaraf bir kimse. diyerek Efendimiz`in yanına koştular ve:

-Ya Muhammedül Emin, eğer rıza gösterirsen, bir hakem olarak seçilmiş bulunuyorsun. Her ne hükme varırsan, bu hepimiz tarafından olduğu gibi kabul edilecektir..

Efendimiz Kureyş ululularının bu ümidini hiç de boşa çıkarmadı... Şimdi herkesin kafasındaki sual, dört kabilenin de ayrı ayrı nasıl memnun edilerek Hacer-ül Esved`in yerine konulacağı idi..

Efendimiz bu meselenin hal yolunu bir anda buldu ve onlara şöyle seslenerek açıkladı.

-Ey Kureyş`in uluları.. Bana büyükçe, bir dört köşe örtü getiriniz !. Yaygı derhal getirildi..

Efendimiz mübârek elleriyle Hacer-ül Esved`i yerinden alıp bu yaygının üzerine koydu ve ondan sonra da onlara döndü:

-Ya Abdimenaf oğulları:

-Ya Abdüd dar oğulları:

-Ya Mahzun oğulları

-Ya Adiyy oğulları; aranızdan en şerefli birer kişiyi temsilci seçiniz ve onlar kabileniz adına bu örtünün birer ucundan tutarak Kâbe`deki yerine götürsün !..

Bu hâl yolu kimsenin aklına gelmemişti.. Büyük kavgalara yol açabilecek o muazzam mesele böylelikle gayet kolay, kimsenin de aklına gelmedik bir şekilde hallolvermişti... Hacer-ül Esved bu dörtlü tarafından taşınarak Kâbe`deki yerine kadar getirildi ve o seviyeye kadar yükseltildi..

İşte o zaman Efendimiz mübârek elleri ile örtünün içindeki Hacer-ül Esved’i alarak Kâbe`nin kapısının karşısından bakılınca sol tarafına rastlayan, takriben bir insan boyu yüksekliğindeki yerine yerleştirdi...

Böylece, Kureyş`te belki de bir harbe yol açabilecek hâdiseler Efendimiz`in buluşuyla hallomuş, O`nun şerefini bir misli daha arttırmıştı...

*  *  *