Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

HATİCE`NİN RÜYASI

İşte bu günlerden birinde, Mekke eşrafından, Hind`in annesi Hatice bir rüya gördü.. Bu çok hayret verici bir rüya idi. Derhal bu rüyayı tâbir etirmek üzere amcası oğlu Nevfel bin Varaka`ya koştu. Varaka, bir kâhin gibiydi. Ablası da kâhinlik yapardı. Abdullmuttalib`in oğlu Abdullah dünyaya geldiği zaman, onu kurban etmemek için bir çare amacıyla başvurduğu kâhine, işte bu Varaka`nın kız kardeşi olan kâhine idi.

Varaka hırıstiyan idi. İncil ve Tevrat`ı çok iyi bilirdi.. Eskiden kalma birçok gizli ilim kitabları onda mevcuttu.. Zaman zaman, olacak hadiseleri haber verirdi. O sıralarda artık Varaka çok ihtiyarlamıştı.

Varaka karşısındaki Haticey`i görünce sordu:

-Hayrola ya Hatice ? Bu saatte gelişine bakılırsa ehemniyetli bir şey mi oldu? Hatice heyecanla cevap verdi Varaka`ya

- Sevgili amcaoğlu, dün gece çok acaip bir rüya gördüm..

- Hayırdır inşallah, nedir gördüğün rüya?

- Bütün dünyayı aydınlatan güneşi gördüm rüyamda.. O kadar muhteşem ışık saçıyordu ki saçtığı ışık sadece benim evimi değil dağılarak bütün Mekke`lierin evlerini aydınlatıyordu..

Varaka, Haticenin bu rüyasını can kulağı ile dinlemişti. İhtiyar adam biraz başı öne eğik bir halde düşündükten sonra cevapladı.

-Hatice, sana büyük bir müjdem var !..

Hatice büyük bir heyecanla sordu:

- Ne müjdesi ey amcaoğlu?

-İşte sana rüyanın tâbiri: Sen âhir zaman Nebîsinin hanımı olacaksın..

Hatice o zamana kadar iki defa evlenmişti.. Birinci kocası, Nahzum oğulları kabilesinden Ali oğlu Atik`ti. Bu kocasından bir oğlu ile bir kızı dünyaya gelmişti. İkinci kocası Zurare oğlu Ebu Hâle Mâlik`ti. Bundan da Hâle adlı bir kızla, Hind adlında bir oğlu daha olmuştu.

Hatice`nin baba sülâlesi, Efendimiz`in büyük dedelerinden Kusayy ile birleşmekteydi.

Efendimiz`in baba şeceresi şöyle idi: Babası Abdullah, babası Abdulmuttalib, babası Haşim, babası Abdi Menaf, babası Kusayy, babası Kilâb..

Hatice’nin seceresi de şuydu: Babası Huveylid, babası Es`ad, babası Abdüluzza, babası Kusayy.

Hatice`nin kalbi, Varaka`nın bu büyük müjdesinin verdiği dehşetli bir heyecan içinde idi.. Âhir zaman Rasûlu olarak tavsif olunan zât acaba kimdi?

Kafasındaki bütün meseleleri unutan genç kadın artık sadece bu son derece değerli zevcinin kim olabileceğini düşünüyordu..

595-596 yıllarında Mekke`nin en şöhretli tâciri Hatice idi.. Çeşitli güney ve kuzey ülkelerine kervanlar gönderiyor, mallarını sattırıp, yeni mallar getirtiyordu.. Bu kocalarının kendisine miras bıraktıkları bir çalışma sistemi idi..

Her ne kadar Mekke`den dışarı çıkmıyorsa da, güvendiği çeşitli kimseleri bu kervanlarda vazifelendirmek sûretiyle bütün işlerini hallediyordu.. O zaman erkeklerin bile pek azı okuma yazma bilmesine rağmen, o rahatlıkla okuyup yazabilirdi..

Ticarette ileri gitmesinin bir sebebi de yanında çalışanları gözetmesindendi.. Zîrâ, kervanlara tâyin ettiği adamlar, Şam yahut da Yemen`den dönünce, onlarla karşı karşıya geçer, hesapları ortaya koyar, ve kârın yarısını onlara bırakırdı.. Bu sebebe de, bu kâhyalar ona ihanet şöyle dursun, ondan ayrılmak bile istemezlerdi.

*  *  *