Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

RAHİP BAHİRA`NIN TESBİTİ

Haris az sonra yanında Efendimiz olduğu halde yemeğe gelmişti. Efendimiz gelipte sofraya oturunca, Bahira kimseye sezdirmeden O`nu seyretmeye başlamıştı.. Zîrâ ilk işaret tamamdı... Efendimiz yanındaki adamla birlikte ağacın altından hareket ettiği an, üstündeki bulut da O`nunla birlikte harekete geçmişti. Sofrada oturduğu sırada yaptığı bütün incelemeler dahi müsbet netice vermişti. Eski kitapta, âhir zaman Nebîsine dair ne kadar işaret varsa bunların hepsi de Efendimiz`e denk düşmüştü...

Yemek yenilmiş, sofradan kalkılıyordu ki, Rahip Bahira, Efendimiz`i kolundan tutarak sâkin bir kenara çekti ve sordu.

-Ey sevgili oğul!.. Lât ve Uzza adına sana yemin veririm ki soracaklarıma doğru cevap ver? Bahira bu yemin usûlünü az evvel Haris`ten öğrenmişti.. Fakat bu yemin Efendimiz`de hiç bir alakâ uyandırmadı.

-Ey ihtiyar bana Lât ve Uzza adına yemin verme !. Put ismiyle hiç birşey sorma; eğer bana birşey sormak istiyorsan. Vallahi, bunlardan duyduğum nefreti hiç birşeyden duymam.

-Öyle ise Allah aşkına doğru cevap ver! Bu defa Efendimiz sual şeklinden memnun olmuştu.

- Dilediğini sor!..

Rahip Bahira bunun üzerine suallerini sormaya başladı:

-Nasıl uyuduğunu bana anlatır mısın?

-Gözlerim uyur, kalbim uyumaz !.. Bahira bundan sonra Efendimiz`i bir sual yağmuruna tuttu.. Yemesi; içmesi; oturup, kalkması; gezmesi; oyun oynaması; çocukluk günleri; olmak üzere çeşitli mevzularda bir çok sual sordu... Aldığı cevaplar hep kitabına uygun düşüyordu.. Yanında bulunanlara sordu.

- Bana bu gözlerindeki kırmızılık hakkında izahat verin lütfen. Bu, gelip geçici bir kırmızılık mıdır?

-Biz bu kırmızılığın O`nun gözlerinden ayrıldığını hiç görmedik...

Bahira koybolmuş çok kıymetli bir nesnesini bulmuş insan hâleti rûhiyesi için de idi... Ve sırtına bakmak için Efendimiz`den müsaade istedi:

-Sırtına bakmam için bana müsaade eder misin? Efendimiz müsaade buyurdu... Rahip Bahira sıyırdı ve Efendimiz`in sırtına baktı. Gerçekten de, kitapların yazdığı gibi, Efendimiz`in sırtında, iki kürek kemiğinin arasında Nübüvvet mührü denilen büyük bir ben bulunmaktaydı.. Nitekim bu mührün ahir zaman Nebîsinde bulunacağı da kitapta yazılı idi.. Bahira bu mührü nübüvveyi de görünce artık kendini tutamadı ve derhal eğilip hafifçe onu öptü... Orada bulunan Kureyşliler çok büyük şaşkınlık içinde rahip Bahira`yı seyrediyorlardı. Bu çok enteresan bir durumdu onlar için...

-Muhammed`in Bahira katında ne kadar değeri varmış... Diye kendi aralarında konuşuyorlardı hayret içinde.. Bundan sonra Bahira Ebu Talib`e döndü.

-Bu çocuk senin neyin olur ki? Ebu Talib cevapladı.

-Oğlumdur!.. Bu cevap Bahira`ya doğru gelmemişti.

-Benim tesbitime göre, O asla senin oğlun olamaz.. Zira kitaplar O`nun babasının sağ olarak göstermiyor!.. Bunun üzerine Ebu Talib doğrusunu söyledi.

-Evet, doğru söylüyorsun!.. O, benim kardeşimin oğludur.. Babası, O daha anasının karnındayken vefat etmiştir!...

-Ya anası?

-O da, Muhammed 6 yaşındayken vefat etti!.. Bu cevaplarda Bahira`yı memnun etmişti..

Bunun üzerine rahat bir şekilde konuşmaya başladı.

-Ya Ebu Talib!.. Bu yolda bizden misak alınmıştı.. Yanınızda bulunan bu mübarek çocuk, ahir zaman Nebîsi olacaktır. O`nun olacağına dair bütün alâmetler kitaplarda yazılıdır ve hepsi de O`na uygun düşmektedir!

Şimdi yapmanız îcab eden şey, bu çocuğu Şam`a götürmekten vazgeçmenizdir. Şam yahudileri O`nu görür görmez tanırlar. Zira bütün yahudiler O`nun alâmetlerini bilirler.. Haydi bütün yahudileri bir yere bırakın, orada öyle Allah`a inanmaya telkin edildiğini iddia ederler.

Halbuki bu mevzuda bilgi veren büyük kaynaklar, rahip Bahira ile Efendimiz arasında geçen bu konuşmanın kervan halkının yanında olduğu ve hepsinin de bu konuşmalara şâhit olduğunu bildirmektedirler...

Eğer bu müşriklerin ileri sürdükleri gibi bir durum olmuş olsa idi hiç şüphesiz ki, Efendimiz`in Risâletle görevlendirilmesinden sonra, muarızlarından birisi çıkacak ve bunu yüzlerine karşı söyleyecekti.

Bugün size nakletmekte olduğumuz bu bilgiler siyer kitaplarından alınmıştır. Halbuki siyer kitapları ise, tamamen o devirde halkın anlattıklarından ibarettir... Eğer böyle bir şey olsaydı, bu da siyer kitaplarında geçecekti...

Ayrıca unutulmamalıdır ki, Efendimiz, bu hâdisenin vukuunda 12 yaşındadır.. 12 yaşında bir çocuğa, yukarıda belirtilen kısa sürede acaba ne telkin edilebilirdi ki? Her normal insan elbette ki bu iddaların boş olduğunu idrak eder.. Bu sebeple bu son derece basit iddiar üzerinde durmak istemiyoruz. Siyer kitaplarında bundan sonra Ficar savaşlarından bahsedilmektedir ki, Efendimizin hayatıyla direk veya endirek bir ilgisini tespit edemediğimiz için bu kısma hiç temas etmeden geçiyoruz..

*  *  *