Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

ÂMİNE`NİN VEFÂTI

Bu hâdiseden birkaç gün sonra Âmine hatun dönüş emri verdi ve yola çıkıldı.. Kızgın çölde dört beş gün yol alınmışti ki. Amine hatun birden bire hastalanıverdi. Birdenbire vücudunu ateş sarıyor, kendini kaybediyor, sonra tekrar açılıyordu!.. Kafile, bu durumda güç belâ Ebva köyüne kadar gelebildi.. Âmine hatunun hastalığı gitgide artıyor, nöbetleri büsbütün sıklaşıyordu.. Altı yaşındaki Efendimiz bu durum karşısında son derece üzülmüştü.. Annesinin baş ucundan hiç ayrılmak istemiyordu.. Bazen biraz açılması için O`nu uzaklaştırıyorlarsa da annesinin baş ucundan, O tekrar gelip yanıbaşına dikiliveriyordu annesinin... Nihâyet hastalığı son haddine erişmişti Âmine hatunun ve güçlükle başını oğlundan yana çevirerek şöyle konuştu:

-Her diri ölür, her yeni eski olur!.. Ben de vaktimi doldurdum ve öleceğim !.. Ancak Allah`ın bana rüyamda bildirdikleri doğru ise, şurası muhakkaktır ki sen Dasûl olacaksın... Bana ne mutlu ki, Allah senin gibi bir oğul sahibi etti beni... Ben ölüyorsam da, Allah Bâki`dir!... Seni yarattığı gibi büyütecek de O`dur...

Ses gittikce zayıflıyor, bakışlar sâbit olmasına rağmen göz kapakları yavaş yavaş kapanıyordu. Nihayet başı yatağın üstüne düştü Âmine Hatun`un!.. Şimdi Efendimiz hem öksüz hem de yetim kalmıştı... Doğmadan evvel babasını kaybeden Efendimiz, 6 yaşında böylece annesini âhirete göndermiş oluyordu. Ertesi günü, Amine hatunun cenazesi Ebva`ya gömüldükten sonra, Efendimiz, dadısı olan Ümmü Eymen`le birlikte Mekke`ye hareket etti... Ümmü Eymen de zaten Efendimiz`den çok büyük değildi, ama gene de Allah`ın yardımıyla sağ salim Mekke`ye dönebildiler...

Beş gün sonra Ümmü Eymen beraberinde Efendimiz olduğu halde Mekke`ye giripte Aldulmuttalib`in yanına varınca, Abdulmuttalib`in rengi kaçıverdi... Zîrâ gördüğü manzaradan birşeyler olduğunu anlayıvermişti!..

-Hayrola ya Ümmü Eymen, kötü bir haber mi var? Abdulmuttalib`in bu suali karşısında, Efendimiz elinde olmaksızın ağlamaya başlamıştı.. Koşarak dedesine sarıldı!.. Ümmü Eymen`in ise gözleri pınara dönmüştü... Güç konuştu...

-Amine Hatun... Siz... Sizlere ömür!... Allah`a kavuştu efendim!.. Yolda gelirken hastalanıvermişti de... Sonra sözlerinin gerisini getiremedi... O`nun da direnci bitmişti artık!.. O da boşalıverdi... Abdulmuttalib, sıkı sıkı sarılmış olduğu torununu bir kere daha sıktı ğöğsünde...

-Vah yavrum, vah!.. Önce babasız kaldı, şimdi de annesiz.. Bahtsız yavrum benim... Hepsi ağlıyordu..

*  *  *