Muhammed Mustafa -1

Ahmed Hulûsi

HZ MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) IN DOĞUMU

Fil hadisesinden 50 gün kadar geçmişti...Abdulmuttalib`in oğlu Abdullah, Medine`deki dayılarını ziyarete gitmiş; daha sonra da oradan gelen bir haberde, hastalanarak bu dünyayı terkettiği öğrenilmişti.. İşte şimdi böyle günlerden birindeyiz....

Âmine Hatun, kayınpederi Abdulmuttalib`in evinde, doğum sancıları çekmekte... Gün kaçmış, gecenin karanlıkları yavaş yavaş bütün odayı sarıyor...Odada bir kaç hatun, kimi yağdanlıkları yakıyor, kimi de Âmine Hatun`un başında dert ortaklığı yaparak doğumunu bekliyorlar... Sancılar git gide artıyor..

Gerçi sancı çekmediğini de yazar bazı kitaplar ya...

Derken, Âmine Hatun`un yanında bulunan Abdurrahman Bin Avf`ın annesi Şifa Hatun, Âmine Hatun`un elini tuttu ve gayret verdi.. Birşeyler görüyordu orada Âmine Hatun..

Derken, beklenen, dünyayı şereflendirdi... Derhal alındı!.

Göbeği kesilecekti!. Fakat göbeği zaten kesikti bu yavrunun!!...

Hemen temiz bir beze sarıldı ve büyük bir çanak üzerine kapatıldı .. Zira çocuk gece doğarsa, onun yüzüne gün ağarana kadar bakılmazdı...

Birden bir çatlama sesi duyuldu çanak iki parça olmuştu!.. Çanağın altında yatan yavrunun, gözleri açık bir halde, baş parmağını emdiği görülüyordu...

Rebiülevvel ayının 12. gecesiydi o gece... O gece, dünya çapında olaylar oldu...

O gece ateşe tapanların 100 yıldır sönmeyen ateşi söndü...

O gece, Kisra`nın sarayının mermerleri kırıldı, duvarlarındaki mozaikler döküldü...

O gece, çeşitli yerlerdeki kâhinler, asırların Hâkiminin dünyaya geldiğini, dünyanın çehresini değiştirecek olan âhir zaman Nebîsinin dünyayı şereflendirdiği tesbit ettiler...

Yahudiler, O gece Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemin gelmiş olduğunu anladılar ve nerede olduğunu araştırmaya başladılar...

O sırada bir yahudi kâhini ticaret maksadıyla Mekke`de bulunuyordu.. Kendisi, temasta olduğu Çin`den ahir zaman nebîsi Ahmed`in dünyaya geldiğini haber aldı...Hemen ilk iş olarak Haremi Şerife geldi ve orada oturmakta olan Hişam Bin Mugiyre, Velid Bin Mugire ve Utbe Bin Rabia`nın yanına gelerek;

-Bu gece sizlerden birisinin bir oğlu oldu mu? Diye sordu..Orada bulunanlardan bir ağızdan cevap verdiler.

- Hayır, bilmiyoruz!.. Niye sordun?

-Vallahi sizin bu kabahatinizden iğrendim! Nasıl olur da bilmezsiniz!..

Ey Kureyş`liler, biliniz ki bu gece , Dünyanın son Nebîsi Ahmed doğdu. Eğer bu sözümde yalanım varsa , Kureyş`in kudsiyetini inkâr edeyim !.. O`nun iki kürek kemiği ortasında da kırmızımsı bir ben vardır ki, O`na has bir mühürdür bu !..

Bu konuşmalardan sonra Yahudi kâhin kaldığı yere, toplantıda bulunanlar da evlerine çekildiler..

Gece hepsi ev halkına o gün olanları anlatırken, yahudinin dediklerini söylediler. Ev halkı da onlara Abdulmuttalib`in bir erkek torununun dünyaya gelmiş olduğunu haber verdiler..

Ertesi sabah, Yahudi`nin sual sorduğu kişiler doğruca, onu bulup yanına vardılar ve sordular;

-Dün gece sorduğun çocuğun bizde doğduğunu nereden öğrendin?..

-Siz nereden öğrendiğimi bırakın da, söyleyin, benim size söylememden önce mi doğmuştur O, yoksa benim size sormamdan sonra mı?

-Sen söylemezden evvel!..

-Peki ismi Ahmed midir?

-Evet, ismi Ahmed`dir!..

-Beni O`na götürür müsünüz?

unun üzerine onu alıp Abdulmuttalib`in evine götürdüler. Yahudi, Efendimiz`in ardındaki "Ben" i görünce büyük şaşkınlık geçirdi ve hayretler içinde konuştu.

-Yazıklar olsun size ki, bu çocuğun kim olduğunu bilmiyorsunuz!..

-Neden böyle söylüyorsun, bu bir öksüzdür işte!..

-Hayır, O, dün akşam size söylediğim âhir zaman nebîsi olacaktır!

ARTIK İSRAİLOĞULLARINDAN NEBÎLİK GİTTİ.

YAHUDİ ÂLİM VE KÂHİNLERİNİN DEĞERLERİNİN KALMADIĞININ İŞARETİDİR!..

BU, YAHUDİLERİN ÖLDÜRÜLECEKLERİ HAKKINDA VERİLMİŞ OLAN HÜKMÜN İŞARETİDİR!.. ARABLAR BU RİSÂLETLE KURTULUŞA ERECEKLERDİR..

Risâletten sonra Efendimiz`e en büyük kötülükleri yapacak olan amcası Ebu Leheb ise, o gece evindeydi... Saatler ilerlerken, Abdulmuttalib`in evinde olan cariyesi Süveybe koşa koşa Ebu Leheb`in evine geldi... Ve soluk soluğa konuştu.

-Müjdeler olsun ey efendim!.. Kardeşiniz Abdulmuttalib`in oğlu Abdullah`ın bir oğlu dünyaya geldi... Ebu Leheb bu müjdeyi duyunca çok neşelendi...Kardeşinin bir oğlu olması çok sevinecek bir şeydi...

-Ya Süveybe, beni çok memnun ettin.. Ben de seni kölelik zincirinden kurtarıyorum.. Dedi... Halbuki günler ne kadar insanları değiştirecek, menfaat hırsı sevgili amcayı ne hâle sokacaktı...

Efendimiz doğumundan sonra dört beş gün annesi Âmine hatundan, daha sonraki birkaç gün de Ebu Leheb`in cariyesi Şüveybe`den süt emmişti..

Ancak o sıralarda araplarda bir âdet vardı. Her sene bahar sonunda Mekke`nin çevrelerindeki kabilelerden aileler gelir ve yeni doğmuş çocukları alarak tekrar yurtlarına dönerlerdi. Bu hem yeni doğmuş çocukların, hem de bu kabile ehlinin işine yarıyordu.. Zira, çocuk temiz havada , en iyi şartlarda yetişiyor; buna karşılık, bakan ailede, çocuğun ailesinden bir miktar bakma parası alıyordu..

İşte gene o sene de Rebiülevvelin 20 si gelmiş, ve Sa`d Kabilesi halkı Mekke yoluna koyulmuşlardı.. Zira süt anneliği yapan bu çeşit ailelerin en ünlüsü bu kabilede idi.. Kafilede güçlü kuvvetli kadınlar arasında , nispeten zayıf yapılı bir kadında vardı.. Bu Halime hatun idi.. Sütü de çok azdı zayıflığı dolayısıyla..

O da kocası Haris ile birlikte yola çıkmıştı, kısmetini aramak üzere.. Fakir idiler onlar ötekilere nazaran..Bir sıska merkepleri ile onun çektiği zayıflıktan çifte kamburu çikmış bir develeri vardı... Merkep adımını atacak hâli kendinde güç buluyor, dişi deveden ise bir damla süt bulmak için saatler geçiyordu.

Kum deryası içinde, Sa`d kabilesinin varlıklı süt anneleri güle oynaya giderken, onların bu şekildeki ağır aksak takibi aradaki mesafenin gittikçe açılmasına sebep olmuş, fark bir iki saate yükselmişti.. Zavallı merkep hem yükleri, hem Halime`yi taşıyor; kâh birini kâh obürünü sırtına alarak yürümek zorunda kalıyordu..

Bu yüzden, varlıklı ve gösterişli süt annelerin meydana getirdiği kafile Mekke`ye girdikten sonra, Halime ile kocası Haris süt anne beklenen yere ulaşabilmişti..

Ulaşabilmişti, ama iş de işte geçmişti!.. Zira Sa`d kabilesinin bütün dolgun göğüslü, sütü bol kadınları, eşrafın çocuklarını toplamış; Halime`ye bir tane bile çocuk kalmamıştı!. Artık herkes dağılmaya başlamıştı...Halime bu duruma çok müteessir oldu. Eli boş dönecekti kabilesine .. Ya o beraber gelen ve elleri dolu dönen akranlarının edeceği alaylar ne olacaktı?

Birden bire bir ses duyuldu ! Birisi süt anne arıyordu..

-Süt evlât almamış olan var mı?.. Bu uzunca boylu, nur yüzlü, beyaz sakallı yaşlı birisiydi.. Halime hâtun yanındakilerden birine sordu:

-Kimdir bu ihtiyar?

-Abdulmuttalib`tir!.. Kureyş`in ulularındandır!.. dediler...Bunun üzerine Halime kadın ona doğru yürüdü ve selâm verdi.

-Selâm ya Abdulmuttalib !

-Selâm ey kadın.. Sen kimlerdensin?

-Ben Sa`d oğullarındanım..

-Adın nedir ?

Halime !..

Ey Halime kadın , sende ben iki güzel huy görüyorum !. Bunlardan birisi hilmdir, öteki de yüksek ahlâk !.. Zaten dünya ve âhiretin büyüklüğü bu iki huyda gizlenmiştir.. Sen beni iyi dinle.. Benim öksüz bir torunum var. Senden evvel gelen kabilen kadınlarına gösterdim, lâkin onlar (bu çocuk babasızdır) diye almadılar.. O`ndan bir fayda göreceklerini sanmadılar. İstersen bu öksüzü sen al.. Umulur ki, yaradan, seni onun vasıtası lle menfaatlendirir..

Halime kadın bir ara susakaldı.. Düşündü kendi kendine.. Sonra da...

- İzin verirseniz kocama danışayım.. Diyerek kocasının katına vardı.. Kocasının yanında o sırada yeğeni de bulunmaktaydı. Durumu anlatınca söze o karışı:

- Sa`d ‘lı kadınların hepsi birer zengin çocuğu alarak kabilenin yolunu tuttular.. Sen bir öksüzü alıp ta başına dert mi açacaksın ?

Ancak Halime kadının kocası Haris` de o kanaatta değildi..

-Eli boş dönmek olmaz kabileye.. Haydi git al o öksüzü !.. Bunda da bir hayır vardır elbet.. diyerek Halime kadını Abdulmuttalib`e yollladı...

Halime kadın Abdülmuttalib`in yanına varıp da :

-Torununuzu evlâtlığa kabul ediyoruz; deyince, Abdulmuttalib rahat bir nefes aldı...

-Allah senden razı olsun !..

Sonra beraberce Âmine hatunun evine yollandılar.. Halime kadın, Âmine hatunu görünce güzelliği karşısında hayretler içinde kaldı.. Âmine hatunda onu güler yüzle karşladı:

-Ehlen ve sehlen ey Halime..

Ve onu alıp Efendimiz`in yattığı odaya götürdü.. Beyaz sof elbise giymiş, yüzü yeşil ipekle örtülmüş olan Efendimiz mışıl mışıl uyuyordu o sıralarda.. Halime yavaş ve sessiz adımlarla O`nun yanına gitti ve yüzündeki örtüyü kaldırdı. İlk defa böylesine parlak ve nurlu bir çocuk görüyordu hayatında.. Birden bire kanı kaynayıverdi bu öksüze..

Bir an duraladı, sonra kucağına aldı hafif bir hareketle.. Göğüslerinde bir hareket başlamıştı.. Yavaş yavaş, bir an evvel boş olan göğüsleri bir mûcize olarak sütle dolmaya başlıyordu !.. Fakat bunu açıklayamadı.. Ancak sağ göğsünü çıkardı ve Efendimiz!in ağzına verdi.. O sırada aklına sırtındaki çocuğu Hamza geldi.. Hemen onu da sol göğsüne aldı ve ona da sol memesinden süt vermeye başladı.. Bu ne büyük hâdiseydi !.. Şimdi içi içine sığmıyordu Halime kadının.. Varsın Sa`d oğullarının dolgun göğüslü kadınları Mekke eşrafının çocuklarını alsındı. Bu çocuğu dünyalara değişmezdi artık o..

Biraz sonra Halime kadın Abdulmuttalib`in evini terkederken, iki çift yaşlı göz onu takip ediyordu.. Bu gözlerin sahipleri Abdulmuttalib ve Âmine hatundu. Ve dua ediyorlardı ardından :

-Rabbimiz, sen onu sağlıkla kabilesine vardır, sağlıkla büyüt ve sağlıkla Mekke`ye döndür..

Sonra kocasının yanına gelerek durumu anlattı ..

-Aman ya Halime, sakın kimseye bunlardan söz etmeyelim.. Ola ki bir kem gözlünün nazarı isabet eder..

Artık sanki altlarındaki o gelişte bindikleri merkep değildi.. Kuş gibi gidiyor, mesafeyi nasıl aldığını hissetmiyordu !.. Halime`nin kafilesi, bu hızla, kendilerinden çok evvel yola çıkmış diğer yoldaşlarını geride bırakıp, en evvel kabileye erişmişti..

O hafta Halime`lerin evine bereket sağanağı yağdı.. Her şeylerine bir bereket gelmişti.. Koyunları, develeri bol bol süt veriyor, diğer gıdaları tükenmek bilmiyor, evlerine keder girmiyordu..

Böylece Efendimiz`in dört senesi, Halime kadının yanında, Sa`d oğulları kabilesinde geçti.. Bu süre zarfında en iyi şartlarda yaşadı ve gelişti.. Günün bir çok kısmında, diğer süt kardeşleri ile birlikte köyün dışında oynuyordu. Halime kadın O`na kendi öz çocuklarından çok daha fazla önem veriyor,, gözü gibi koruyordu..

*  *  *