Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

GAYB NEDİR

"İŞTE ONLAR, GAYBA İMAN EDERLER; NAMAZLARINI İKÂME EDERLER; VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN ALLAH iÇİN BAĞIŞTA BULUNURLAR...

 VE YİNE ONLAR, SANA NÂZİL OLANA VE SENDEN ÖNCE NÂZİL OLANA İMAN EDERLER; VE ÖLÜMÖTESİ YAŞAMA ÎKAN SAHİBİDİRLER..."

 Yukarıda anlamını vermeye çalıştığımız âyetlerde görüldüğü üzere "korunmak için" en başta gerekli olan "GAYBA İMAN"dır..

"GAYB" kelimesiyle bizim beş duyu adını verdiğimiz kesitsel algılama araçlarımızla tespit edemediğimiz âlemler(boyutlar) ve bu âleme (boyuta) ait varlıklar anlatılır...

Beş duyu dediğimiz kesit tespiti yapan araçlarımızın kapasitesi dışında kalanları algılayamayan beyin, bunların tümünü "GAYB" olarak nitelendirir... Beş duyu aracılığıyla ile değerlendirilebilenlerin adı ise Din dilinde "şehâdet" âlemidir... Ki bu bizim “madde âlemi (boyutu)” dediğimiz kısımdır...

Madde âlemi, beş duyu verileriyle kayıtlanmış beynin "varsayım" dünyasıdır... Çünkü gerçekte evren tümüyle bir ışınsal yapıdır ki; her dalgaboyu kesitinden, farklı boyutlar yani âlemler oluşmuş bulunmaktadır...

Farklı dalgaboylarından oluşmuş katmanlardaki varlıkların her bir türüne göre de içinde bulundukları âlem(boyut) kendi “MADDE” âlemleridir...

Yani "madde âlemi" diye gerçek ve mutlak tek bir "madde âlemi" olmayıp; her boyut varlığının kendi katmanı, onun kendi özel "madde âlemini" oluşturmaktadır...

Bu itibarla, "ölümötesi" yaşama geçenler dahi, bir tür "madde âlemi" içinde yaşamaktadırlar... Keza, "cehennem" ya da "cennetler"; ya da şu an için “cinlerin” kendi boyutları dahi, onların algılamalarını sağlayan duyu araçlarına GÖRE "madde âlemidir"...

Bu olayı giriş bölümümüzde detaylı olarak izah ettiğim için burada tafsilâta girmeyeceğim.

Ancak şu kadarını ifade edeyim ki, insanın bir düşünsel yapısı vardır; bir de bedeni... Düşünsel yanı olan “bilinç” ya da “şuur” hiç bir zaman “bedensiz” kalmaz!... Bu beden, biyolojik-fiziksel beden olabilir; ya da “RUH” adı verilmiş bulunan halogramik ışınsal beden olabilir....

Netice itibariyle, insan, sonsuza dek, bir bedenle-bilincin bütünü olarak yaşamına devam eder.

Eski asırlarda, eski asırları günümüzde seslendirenlerde, çağdaş bilgiler olmadığı için gereksiz tartışmalarla uğraşılmıştır...

Ölümden sonraki beden, yani kıyâmette(haşr) tüm insanların toplu olarak bir arada bulunacakları safhadaki beden, ya da daha sonraki aşamada yaşanacak hayat, bedenli mi bedensiz mi; “ruh”la mı, “ruh” artı “madde beden”li mi; gibi çağımız bilimi ışığında hiç bir anlamı olmayan tartışmalar!...

Helikopterin seyyahat aracı olduğu ortamda; kağnı arabasının tekerleğinin ceviz mi, gürgen mi; ya da altı ortalı mı, sekiz ortalı mı olmasının tartışılması gibi!... Ya da qurtz teknolojisi kullanılırken, kum saatinin fazilet ve faydalarından sözetmek gibi...

Madde ve maddeötesinin gerçekte, tek bir tümel yapının göresel katmanları olduğunu farkedip kavrayan bir kişi için, bunlardan daha anlamsız soru olamaz!...

Bugünkü algılama aracımıza göre, şu içinde bulunduğumuz katman "madde"dir!... Bu bedenden ayrılıp ışınsal bedene geçtiğimiz anda da, o beden yapımıza GÖRE, o katman "madde olarak algılanacak"tır!...

Durum eğer iyice kavranılırsa, fark edilecektir ki, biz sonsuza dek, nitelikleri birbirinden farklı da olsa, her an "madde" âlemleri içinde yaşamımızı sürdüreceğiz!... Bu göresel "madde" âlemlerine (boyutlarına) ne isim verilirse verilsin!...

Evet, işte şu ana kadar bahsetmiş olduğum algılayamadığımız boyutlar ve o boyutlara ait tüm varlıklar "GAYB"ın iki türünden biri olan "GAYB-I MUZAF" sınıfındandır..

"GAYB" ikiye ayrılır;

1-"GAYB-I MUZAF"... "İzâfi-göresel Gayb"

2-"GAYB-I MUTLAK"... "Kesinlikle algılanması mümkün olamayan Gayb"

“GAYB-I MUZAF”, izâfi yani göresel algılanamayanlar, anlamınadır.. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız hususlar için kullanılır...

“GAYB-I MUTLAK” ile ise sadece "ALLAH"ın ilmi kastedilir!... Hiç bir yaratılmış, "ALLAH" ilminde ne vardır, asla bilemez ve bu ilmi kapsayamaz!...

Keza, "ALLAH" Zâtı itibariyle "Mutlak Gayb"tır!... Bilinmesi, kavranılması, tefekkürü kesin olanaksızdır!... Hiç bir yaratılmış, O "ZÂTI" algılayamaz!... Ancak izhar ettiği mânâlar yollu, bu mânâları yaratan şu özelliklere de sahiptir, denebilir!...

-"GAYBI ANCAK ALLAH BİLİR, başkası bilmez" denilen gayb, "mutlak gayb"tır!...

"Mutlak Gayb"ın dışındaki "izâfi gayb" ise, "ALLAH" dilemesi ve takdiri sonucu olarak bilinebilir...

Ve bu biliş, "Allah"ın muradı doğrultusunda çok yönlü olabilir...

Gerek kerâmet adı verilen yoldan Evliyaullah’ın "keşif" ve "fetih" sonucu erdikleri; ve gerekse de istidrac yollu gerçekten sapmış kişilerin bildikleri "algılayamadıklarımız" hep bu durum sonucudur...

Öte yandan, "göresel gayb"ın en önemli bölümü, "âhiret" dediğimiz, ölümötesi yaşam boyutudur... Kabir alemi; berzah alemi; mahşer âlemi; sırat süreci; cehennem ve cennet yaşamları hep bu "göresel gayb" ismi altında mütalâa edilir...

"Hazreti MUHAMMED`in AÇIKLADIĞI ALLAH" isimli 4. baskısı yapılan kitabımızda detaylarını verdiğimiz üzere; Kabir âlemi, kişinin biyolojik halihazır bedenini terketmesinden sonra içinde yaşadığı mezardan geçtiği alem ya da boyuttur!..

Berzah âlemi ise, Nebiler, şehitler ve bazı velilerin halen yaşamakta oldukları ve zaman zaman biraraya gelerek görüştükleri âlemdir...

Mahşer âlemi ise, "kabir âleminde kabuslar içinde veya güzel görüntülerle" yaşamlarını sürdürenler ile; “berzah” âleminde serbest dolaşanların tümünün bir araya geleceği; ve herkesin dünyada yaptıklarının kesin neticelerini görüp alacağı süreçtir!...

Sırat devresi ise, "cehennem" içine çekilmekteki dünya üzerinde bulunan, insanların, "cennetler" ismiyle tanımlanan ortama kaçış olayıdır...

Dünyada iken yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği güç oranında, kişiler, geçiş süreci içinde cehennemin ıstırabını çekerler... Ya da güç yetersizliğinin doğal sonucu olarak, kaçamayıp, sonsuza dek orada kalırlar...

Yahut da, bütün bu aşamalardan geçerek, neticede “Cennet” ismiyle işaret edilen, ALLAH`ın kendisine bahşetmiş olduğu “hilâfet” özellikleriyle, her istediklerini oluşturacakları mutlu yaşam boyutuna geçerler...

İşte belki de yüzmilyonlarla seneleri kapsayacak böyle bir süreç ve olaylara “gayb” kelimesiyle işaret edilmiştir!...

Diğer taraftan olayın bir başka yönü daha vardır...

İnsan türüne göre gayb başkadır; cin türüne göre gayb başkadır; melek türlerine göre dahi gayb başka başkadır!..

Yani, sadece insana "göre" gayb sözkonusu olmayıp, tüm varlık türlerine göre de "gayb" değişik değişiktir... Ki bu yüzden, bu "gayb" türüne "gaybı muzaf" yani "göresel gayb" derler..

Ayrıca, "B"ilgayb" ibaresini, "B" sırrına dayalı bir şekilde anlarsak;

“Onlar, gayblarında bulunan "hilâfet" sırrını oluşturan "Allah" isimlerinin işaret ettiği biçimde, gayblarının, "Gaybı Mutlak" olduğuna; bunun asla ve kesinlikle kapsanamayacağına ve kavranamayacağına iman ederler.”mânâsını dahi farkedebiliriz!.

"İMAN"a gelince...

"Yu`minune bilgaybı" daki “İMAN”a...

Burada bahsedilen "iman" iki mânâda anlaşılır...

Tahkike dayalı inanış... Yani, kişinin yapmış olduğu araştırma ve tetkikler sonucunda işin hakikatını anlaması ve aklının erebildiği kadarını kavrayıp; aklının eremediğine de iman etmesi..

İşte bu, "tahkik" yoludur...

Sezgiye dayalı inanış... Genelde tüm inananların içlerinde hissettikleri bir inanış... Zorlamayla bir nedene bağlanabilir; ama gerçekte, sadece bir sezgi, bir hissediş ile oluşan saf bir imandır...

Bir de bu ikisinden ayrıca, çevrenin etkisiyle, “herkes” öyle diyor, kabulleniyor, diye taklid yollu inanış!..

Bütün bunlardan sonra, bir de imanın çok üst derecesi olan “ÎKAN” vardır ki, ona da sırası geldiğinde gireceğiz...

Demek oluyor ki; "yu`minune bilgaybı" açıklaması "GAYB"ın şartlanma veya hissediş, yahut da hakikatını kavrama, şeklinde üç yollu kabullenilişini açıklamaktadır...

     *  *  *