Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

CEHENNEM RAHMETTİR

"Er RAHMÂN-ir RAHİM"in mânâlarından daha başkalarına gelince...

Bu konuya daha önce, “besmele”nin izahında değinmiştik... Burada da değişik yönüyle işaret edelim...

"Er RAHMAN" O`dur ki...

Mutlak "RAHMET" sahibi olarak, tüm mânâları, varlığından, varlığıyla meydana getirmektedir..

"RAHMET"; "zâti" ve "sıfatî" olarak ikiye ayrıldığı gibi; "Rahmeti amme" ve "Rahmeti hassa" olarak dahi müşahede edilir...

"Rahmet-i Zâti" bütün varlıkların zatının ancak ve sadece ALLAH`ın Zâtı ile kaim ve var olmasıdır; ki bundan dolayı, varolan her şeyin "Allah`ın rahmetine" ermişliğinden, sözedilir.

"Rahmet-i Sıfatî" ise, varlıklarda zuhur eden tüm mânâların orijinalinin (terkipsellik söz konusu olmaksızın) "ALLAH" isimlerine dayanmasıdır.

“Rahmet-i amme”, yaygın rahmettir ki, bu “rahmet” sonucu, ölümötesi yaşamda, tüm insanların azapları, bir gün gelir sona erer... Ebediyyen cehennem ortamında kalacak olsalar bile!.. "Rahmân"ın rahmeti cehennemdekilere bile erer!..

Bir kısım insanların "ebeden Cehennemde kalacaklarına" dair Kur`ân-ı Kerim`de hüküm bulunmasına rağmen, ebeden azâb çekeceklerine dair bir açıklama mevcut bulunmamaktadır! İşte bu da "rahmeti amme" yani yaygın rahmet iktizâsıdır...

Burada "rahmet"i anlatırken, çok karşılaştığımız bir sorunun da cevabını hemen vermeye çalışalım;

-Mâdem Allah rahmet sahibi, öyle ise niçin insanları cehenneme atıyor?....

Benzeri sorular hemen pek çok kişinin kafasını karıştırmakta...

-NİÇİN CEHENNEM ?.

Din olgusunda en anlaşılamamış konulardan bir tanesi bu "Cehennem" olayıdır!..

Cehennem niçin yaratılmış?...

Cehennemde yaşayanlar var mı?...

"Zebâniler" kimdir, nedir?

İnsanlar niçin cehenneme giderler?...

Niçin cehennemde yanarlar?...

Yanmanın türleri var mıdır?...

Cehennemin ateşi nasıl bir şeydir?...

Ateş içinde yaşam nasıl devam eder?...

Ve daha bu gibi pek çok soru akla gelirken; cevap olarak konuya hiç bir açıklık getirmeyen; hatta âdeta kişileri isyana sürükleten basit izahlar ve mantıksız yaklaşımlar, düşünmeye çalışan pek çok insanın problemi olmaktadır...

Biz, Cenâb-ı Hakk’ın bu konuyu bize açtığı ölçüde, ve insanların hafsalalarının reddetmeyeceği sınırlar içinde kalarak, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım...

"Cehennem" kelimesinin bir genel anlamı vardır, bir de özel anlamı vardır!...

Genel anlamıyla "Cehennem", insanların azâb duydukları ortam ve çevre şartlarıdır!.

Bu itibarla, dünya cehenneminden, kabir cehenneminden, mahşer cehenneminden söz edilebilir... Bulunduğunuz hapishane, hastahane ve daha başka ortamlar sizin için “cehennem” olabilir... Bunlar hep göresel cehennemlerdir...

Keza, kabir âlemine geçen kişinin, durumuna göre kabir cehenneminden bahsedilmesi dahi, gene bu göresel cehennem şekliyledir...

Buna karşın, mutlak cehennem, bizim müşahedemize göre Güneş`tir... Ancak bu göze görünen şekli ve yapısıyla değil şu anda da mevcut olan ışınsal ikizi itibariyledir. "Ölerek" dünyanın ışınsal ikizine geçenler bu durumu seyrederler.

Bir süre sonra Güneş, bugünkünün 400 katı büyüklüğe, hacme ulaşacak ve bu süreç içinde de çevresindeki Merkür, Venüs, Dünya ve Ay`ı yutup, eritip, buhar edecek; sınırları Mars yörüngesine ulaşan, dünyanın 400 milyon katı büyüklüğünde, bir kızıl dev hâlini alacaktır...

İşte o zaman dünyanın çekim alanın bağlı tüm insan "ruhları", yani "halogramik bedenli insanlar", dünyanın çekim alanının gücünü yitirmesi sebebiyle dünyada kaçmak isteyeceklerdir.

ALLAH`a tapınma amacıyla değil; kişinin ruhsal enerjisinin güçlendirilmesi gayesiyle önerilmiş ibadetleri, zikirleri yapmış olanlar, elde ettikleri "nur-enerji" nispetinde Dünya üzerinden, Güneşin radyasyon alev dilimleri içinden geçerek kaçabileceklerdir ki, bu durum “sırat” diye anlatılmıştır; sembolik bir "köprü-yol" tanımlaması ile!.

Cehennemin alevleri "semûm" diye ifade edilmiştir Kur`ân’da; ki, bunun günümüzdeki anlamı "zehirleyen ve tahrip eden radyasyon" demektir!...

Taşları, yani maddeyi yakıp yok eden; buna karşın insanların "ışınsal bedenlerini" ise sadece "yakan", "yıpratan", "deforme eden" güneş radyasyonu, cehennemin dev alev dilimlerini oluşturmaktadır; ki, bu alev dilimleri hâlen, günümüzde 800 bin kilometreye kadar yükselmektedir... Varın siz, o günkü 400 milyon kere daha büyük hâlin şartlarını eğer hafsalanız alıyorsa düşünün!.

Cehennemde, iki türlü yanış söz konusudur.!.. Birincisi, fiziki yani bedensel; ikincisi, mânevi yani düşünseldir!..

Birincisi, Cehennemin yüksek ısısındaki radyasyonun fotonlarının ışınsal yapıyı tahribinden doğmaktadır...

İkinci tür yanış ise, kişinin kafasına yerleşmiş, yanlış bilgi ve şartlanmaların oluşturduğu kabullerin, orada karşıt gerçekleriyle karşılaşmalarından meydana gelecektir!...

Bunun en başta gelen sebebi ise, kişideki "benlik" duygusu, "sahiplik" düşüncesi", "hırs", "tamah", "kendini beden kabullenme ve bunun sonucu olarak sadece bedensel zevkler istikametinde hayvansı yaşam türü" gibi sebepler...

Mânevi yanma türüne bir örnek...

Her hangi bir nesnenin sahibi olduğunuzu düşünüyorsunuz ve o nesneyi yitirdiğiniz anda başlıyorsunuz yanmaya!. Oysa, "Allah verdi, Allah aldı" deyip işi bitirebilseniz, "yanma" olayı bir anda sona erecek, ya da hiç olmayacak!...

Esasen cehennemdeki "yanma"ların kökeninde büyük ölçüde, toplumsal şartlandırmalar, bu şartlandırmaların oluşturduğu değer yargıları ve nihayet bunların tümünün meydana getirdiği duygular yatar!...

Hangi şey ya da konu için "ille de böyle olmalı" diyorsanız, sizi mutlaka bir "yanma" bekliyordur... Kaçınılmazdır!..

Çünkü, er ya da geç, bir gün o şey sizin istediğinizin dışındaki bir hâle dönüşecek; neticede siz de bundan dolayı "yanacaksınız" demektir!..

Kişilerin büyük çoğunluğu, dünyada yaşarken "yanmaya" başlar!... Bir kısmının yanması da ölümle, yani biyolojik bedeni terkedişiyledir!... Çünkü, sahibi olduğunu sandığı herşeyin elinden çıktığını, yitirildiğini bizzat yaşamaktadır!..

"YANMA" niçin "RAHMET"tir?...

"Cennetlikler" niçin cennete girmeden önce cehennemde "yanar"lar?...

Çünkü, "yanmadıkları" takdirde, üzerlerine yerleşmiş, şartlandırmalara dayanıp gerçekçi olmayan değer yargılarıyla, asla cennete giremezler de ondan!...

"Rahmet" onların "yanmalarını" sağlamaktadır!... "Yanarak" arınmaktadırlar!.. "Yanma", gerçeğe uygun olmayan düşünce ve duygulardan, şartlanmalara dayanan kabullenişlerden "arınmayı" sağlamaktadır!..

Kişiler yanlış kabulleniş, duygu ve düşüncelerinin sonucu olarak; karşılaştıkları anlayışlarına, kabullerine ters düşen olaylar yüzünden azâb duyarlar...

Şayet kişi, gerçeğe yönelmesini engelleyen "ama etraf ne der!" kavramını terk edebilirse; idrâkı ve inancı istikametinde; gerçek hedef doğrultusunda yürüyebilirse, pek çok "yanma"lardan kurtulmuş olur...

İnsanın, özünü, hakikatını, gerçek yapısını ve boyutlarını idrak ettirip yaşatan “tasavvuf” ile "hâl"lenmesi ise, daha dünyada iken, tüm "yanma"lardan kurtulmasına vesile olur!...

İnsan, şayet cehennem olmasaydı, "yanma" olmasaydı, “arınma süreci” demek olan "yanma" ile karşılaşmasaydı; böyle bir "rahmet" kendisine ulaşmasaydı, mevcut hâliyle asla cennet yaşamına ulaşamazdı!..

Dolayısıyla "yanma", tamamen, azâblardan arınma işlevini oluşturan bir "rahmet" mekanizmasıdır... Tıpkı, operatörün merhamet edip kangrenli bacağı kesmesi gibi!..

"Zebâni"lere gelince...

Bilelim ki, her ortamın kendine has canlı türleri vardır1...

Her gezegenin ve yıldızın, kendine has canlı bilinçli birimleri varolduğu gibi; evrenin farklı boyutlarının oluşturduğu değişik katmanların dahi, farklı canlı türleri vardır; ve bütün bunlar hep bilinçli varlıklardır!.işte bunların hepsi birden Din terminolojisinde sadece "melek" kelimesiyle tanımlanmıştır...

Beyinlerimiz genel yapısı itibariyle, sadece beşduyu dediğimiz "kesitsel algılama araçlarıyla" gelen verileri değerlendirmek için programlanmış olduğundan, algıladığımız kesitin dışında kalan boyutlardan ve bu boyut katmanına ait canlılarından habersiz yaşamaktayız!...

Oysa, gerçekte, bırakın başka gezegen ve yıldızlarda yaşayanları; "cin" ismiyle işaret edilen ve her an beyinlerimizi etkilemeye çalışan aramızda yaşamakta olan canlı türlerinin dahi farkında değiliz!... Nerede kaldı, başka gezegenler ya da yıldızdakiler!..

Her neyse!...

İşte, Güneşin içinde yaşamını sürdürmekte olan canlılara, bilinçli varlıklara da Kur`ân-ı Kerim`de "zebâni" denilmiştir!...

Bunlar bir tür "melek"lerdir!... "NUR" yapılı olmaları; ve o ortam içinde meydana gelmeleri sebebiyle, diğer ortamlardan oraya girecek varlıklara GÖRE çok zor olan şartlara rağmen; içinde bulundukları şartlardan hiç etkilenmeden; tıpkı bizim yaşayamadığımız su ortamında balıkların yaşaması gibi; Güneş`in çok yüksek radyasyon ortamında doğal hayatlarını sürdürmektedirler...

Çok iri bedenleri ve dışarıdan o ortama gireceklere göre de, çok seri hareket kabiliyetleri mevcuttur!... Balığın suyu yutup, suyu çıkarması gibi, onlarda “ateş” yerler ve “ateş” çıkartırlar!.. Oraya gidecek olan gerek insten gerek cinden tüm canlılarla top gibi oynarlar, “aklınız olsaydı, buraya düşmezdiniz, sizi uyaranlar gelmedi mi?” derler...

Biz, doğal ortamımızda, nasıl gücümüzün yettiğine hükmediyor, kuşu kafese koyuyor, hayvanları kendi anlayışımıza göre terbiye(!) ediyor; ayıların burnuna kanca takıp, “mârifet öğretiyoruz”, diye kızgın saç üzerinde zıplatıp, yürütüyorsak... "Zebâniler" de kendi doğal ortamlarına dışarıdan gelen varlıkları öylece “terbiye”(!) ederler!...

Ama o insanlar, ya da diğer canlılar bundan azap ve ıstırap duyarlarmış, elbette ki bu onların sorunu değildir!..

"Zebâni" denmesinin sebebi, "zebûn edici" olmalarıdır...

Yani, öylesine güç sahibi, hükmedici ve dilediklerini yaptırıcı varlıklardır ki, onların güçleri karşısında, herkes aşağılanır, ezilir, azap ve ıstırap duyar!... Tıpkı, burada "cin"lerin hükmüne girip, sersefil sokaklara düşen bir kısım insanlar gibi... Ya da sirklerdeki "terbiyeci"lerin eline düşmüş hayvanlar, ya da laboratuvarlarda kullanılan ve en az bizim kadar yaşama hakkı olan kobaylar gibi!..

Öyle ise, yapılacak en iyi iş, o ortama hiç girmemektir!...

Sanırım, cehennemin, "arındırıcı" fonksiyonu ile bir "rahmet" olduğunu; insanların azâb duymaları için oraya atılmadıklarını; yanlış düşünce ve duyguları sonucu ortaya koydukları fiillerin, otomatik olarak o ortama gidilmeyi oluşturduğunu, ve azâbın da bütün bunların neticesi olarak duyulacağını yeterince açıklamış olduk...

Son bir ilâve daha yapalım bu hususa...

Cennete gidecek kişiler, ancak "Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmış" kişiler olacağına göre, düşünmek zorunludur, nedir "ALLAH"ın "ahlâkı"..?

Neyse, konuyu daha fazla genişletmeden, tekrar, kaldığımız noktadan devam edelim...

“Rahmeti amme”nin ne olduğunu; ve neler getirmekte olduğunu öğrendikten sonra, geldik "Rahmeti hassa"ya...

"Rahmeti Hassa", "özel rahmetidir" ki, bunu "kendine seçtiği" kullarına ihsan eder!..

-"ALLAHU yectebiy ileyhi men yeşâu” !...

 -ALLAH DİLEDİĞİNİ KENDİNE SEÇER !.. (42-13)Ve;

 -YAPTIĞINDAN SUAL SORULMAZ !... (21-23)

 Bu rahmetiyle kendine seçtiği kulunu, önce “şirki hafî” denilen “gizli şirk”ten, yani “benlik”ten ve O`nu, "öteNde bir tanrı sanma" düşüncesinden arındırır; sonra, kendi “ahlâkıyla ahlâklandırır”; ve bütün bunlardan sonra da “keşif” veya “fetih” ile mükâfaatlandırarak cennet yaşamına başlatır! Ötesini ise ancak yaşayanlar bilir!. Zira, "Allah" “isim ve sıfatlarıyla tahakkuk etmenin” ne olduğunu anlatmanın yeri bu kitap değildir!..

"RAHÎM" isminin işaret ettiği mânâlardan bir diğerine gelince...

"Rahmân"ın rahmeti "arındırıcı"dır, demiştik... Elbette ki, arınma işleminin getirdiği bir azap veya sıkıntı da söz konusudur...

Meselâ operatörün, tüm bedeni kangren olmaktan kurtarmak için, bir bacağı kesmesi kişiye olan merhametinin getirdiği bir rahmettir... Ve biz, bu işlemin getirdiği bütün acıya ve ıstıraba rağmen, o doktora teşekkür ederiz!...

İşte bu, başlangıcında bize acı veren, fakat neticesi iyi olan "rahmet"tir!. Rahmân`dandır...

"RAHÎM"in rahmeti ise böyle olmayıp, herhangi bir “arındırma” ya da “ıstıfa” gayesi gütmeyen, sırf zevk veren, güzellikleri tattıran, kişiye hoş gelen hâlleri yaşatan "rahmet"tir..

Esasında, kitaplarda "müminlere cennette sunulacak rahmet" diye anlatılan bu "RAHÎM`in rahmeti" anlatılagelenden hayli farklı bir olaydır...

Bir kere şunu kesinlikle bilelim ve hiç unutmayalım ki, "ALLAH"ın bütün isimlerinin mânâları, her an geçerli ve yürürlüktedir!..

İşbu sebeple, "RAHİM isminin mânâsı şimdi geçerli değildir de, cennete girildikten sonra geçerli olacaktır" şeklindeki anlayış, tamamıyla asılsızdır...

"ALLAH"ın "RAHÎM" isminin mânâsı, her an, her yerde yaşanmaktadır!.. Bizim bunu farketmemiz ya da farketmememiz hiç bir şeyi değiştirmez..

Ancak ne var ki, bunun daha fazla açıklanması mahzurludur... Ancak ehli bilir!..

Cennet ehli, bu ismin manasını yaşarken; ve belki de bir çoğu bunun orada nasıl ve nereden oluştuğunu fark etmemişken ; Dünya üzerinde bu ismin mânâsını yaşamış ve yaşamakta olan bir çok zevat bulunmaktadır...

"Evliyaullah"ın “keşif ve fetih” sahibi olanları yanı sıra, “mukarrebler”, “muhakkikler”, “müferridun” ve "Mârifeti Billah" sahipleri, halen farkında olarak, "B" harfinin sırrıyla "RAHÎM" isminin mânâsını yaşamakta ve tecellilerini seyretmektedirler...

Ayrıca, "Lâ havle velâ kuvvete illa “B”illah" ifadesinin mânâsı dahi "RAHÎM"dendir!.

Öyle ise, "RAHÎM" isminin mânâsını, sanki "ölümötesi yaşamda, cennet ortamında ortaya çıkacakmış" gibi düşünmek tamamıyla gaflettir!.. Üstelik, evrendeki sayısız "melek"ler dahi her an bu ismin mânâsıyla kaim bir yaşam içindeyken!..

Geldik şimdi bundan sonraki âyete...

       *  *  *