Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

ZULMET-NÛR PERDELERİ

"-Yâ Gavs!. Avâmı halkettim, nûruma dayanamadılar,araya zulmet perdesini koydum.Havâs’ı yarattım, nuruma dayanamadılar, nur perdelerini koydum."

Bu bölümde üzerinde durulması gerekli olan iki husus var ki, onları çok iyi anlamak gerekmektedir;

Zulmet perdeleri ve Nur perdeleri.

Önce "perde" kelimesindeki mânâyı çok iyi anlamalıyız. Tamamiyle beş duyuya tâbî, gördüğüne göre hüküm veren, düşünce fonksiyonu çok zayıf yapıların kabul edebileceği cinsten bir maddî perdeden sözedilmiyor burada elbette ki!..

Peki öyle ise "perde"den murad nedir?..

"Perde", perdeleme işlevini gören nesnedir. Yâni bir şeyin görülmesine engel olmak için konulan herhangi bir tür örtü!..

Madde olan bir şeyin örtüsü, perdesi de elbette ki maddîdir. Ancak o şey maddî değilse, perdesi de elbette ki maddî bir şey olmaz.

Öyle ise Allah`ın perdeleri nelerdir?

Öncelikle şunu çok iyi anlamalıyız. “Allah`ın perdeleri”, dendiği zaman bilinmelidir ki, bu perdeler Allah`ın üzerinde değil, bizim basîretimizde mevcuttur. Yani, bu perdeler âfâkî (dışta) değil, enfüsîdir!..

Bizim anlayışımızı, kavrayışımızı, idrâkımızı, tefekkür kâbiliyetimizi kısıtlayan şeylerdir, bu perdeler. Asla bunların ötesinde bir perde düşünülmemelidir.

İşte bu perdeler esas olarak ikiye ayrılır:

1-Zulmet perdeleri

2- Nur perdeleri

Zulmet perdeleri”, ef`âl âlemi içinde yer alıp; basîretimizin Hak`kı görmesine engel olan her şeydir. Daha doğrusu, şeyi, şey olarak kabul etmemize yol açan beş duyumuzdur!..

Aslında suç, beş duyumuzda da değildir; çünkü onlar, varlıktan örnek ve ibret almamız için oluşturulmuş, kesitsel algılama araçlarıdır.

Biz, eğer beynimizi düşünce yolunda hakkıyla kullanıp, kesitsel algılama araçlarımızın verdikleri doneler üzerinde yeterince düşünebilsek; bir süre sonra, çok daha geniş bir şekilde gerçekleri görmeye başlayabiliriz.

Zulmet perdelerinin en başta geleni, beynimizin, düşünce sistemimizin göz aracına tâbi olması ve bizim böyle bir yaşam şeklini tercih etmemizdir. Hep, "görüyoruz" veya "görmüyoruz" gibi bir hükümle, konulara yaklaşmaktayız ki, bundan daha büyük bir yanlış mevcut değildir.

Önce, düşünce kâbiliyet ve kapasitemizi "göz blokajından" ve kaydından kurtarmak mecburiyetindeyiz.

Sonra da diğer organların verilerinin sınırlamalarından.işte bundan sonra beynimiz güçlü bir akılla, özgür bir biçimde kendisine ulaşan verileri değerlendirmeye başlayacak; böylece de, gördüklerinin ardındakileri, "basiretiyle" keskin bir şekilde gerçekçi olarak değerlendirecektir.

Meselâ, biz beş duyuya dayanarak her şeyin madde olduğunu savunabiliriz. Oysa tüm bilimsel veriler bize göstermektedir ki, gerçekte madde âlemi kabûlü tamamen beş duyudan kaynaklanmaktadır. Var olan, tümüyle mânâ âlemi de denen, mikrodalga evrendir!.. Atomaltı boyut, evrenin gerçek yapısıdır!..

İşte beş duyunun verdiği madde kabulünü bir yana bırakıp, boyutsal idrâklara yönelirsek; zulmet perdeleri yavaş yavaş basiretimizden kalkmaya başlar.

"Allah’ım, bana eşyanın hakikatını göster."

Şeklindeki Rasûlullah Aleyhisselâm’ın ettiği dua, hakikatta bize bir gerçeği vurgulamak gayesine mâtûftur.

Eşyanın hakikatı”, görüp bildiğim her şeyin hakikatı demektir ki; bu da en dar görüşlü insanın bile anlayacağı şekilde, görülenin ardındaki gerçek, demektir!..

Nedir eşyanın ardındaki hakikat?.. Ki, biz ondan perdeliyiz..?

Eşyayı, zulmet perdeleri dolayısıyla görmekteyiz!..

Zulmet perdelerinden kurtulunca, eşyanın ardındaki hakikatı görürüz ki, o da, Allah isimlerinin mânâlarıdır. Ki aynı zamanda işte bunlar da Nur perdeleridir!..

Eşya, yani ef`âl âleminde bulunan her şey, Allah`ın esmâ-ül hüsnası diye bildiğimiz, özetle doksandokuz isminin mânâlarının terkiplerinden ibarettir. O mânâlar, terkipler şeklinde algıladığımız veya algılayamadığımız şeyleri meydana getirir!.. Burayı iyi anlamak lâzımdır, çünkü çok önemli bir anahtardır bu husus. Ki ancak bu anahtar ile eşyanın hakikatı kavranabilir.

Allah`ın ZÂT`ının perdesi ise “esmâsı”dır!..

Akla gelen veya gelmeyen, insanın bildiği veya bilmediği her şey, esmâ terkiplerinden meydana gelmiştir!..

Esmâ (Allah`ın isimleri), her şeyin aslı ve özüdür ki aynı zaman da yüce Zât`ın da perdesidir!..

Nurdan perdeler diye işaret edilen de Allah`ın bu esmâsıdır!..

Pek çok velî, esmâ mertebesinde eşyanın hakikati olan isimlerin mânâları ile karşı karşıya kalınca mutlak hakikatı bulduklarını sanmış ve bununla yetinerek, Zât`ı ilâhî’yi Ehadiyyetiyle bilememişlerdir.

İsmâil Hakkı Bursevî merhum ki Gavs-ı zaman olarak bilinir Ruh-ül Beyân isimli çok değerli Kur`ân-ı Kerîm tefsirini yazan zâttır "Lüb-ül Lübb" şerhinde şu hadîs-i şerîfi nakleder:

"Cennetlik kimseler makamlarına kavuştuklarında, Hak Teâlâ AZÂMET ve KİBRİYÂsını gizleyen PERDEYİ aralar ve;“ Ben sizin yüceler yücesi Rabbınızım” buyurur.

Hak’kın bu tecellîsi onların garibine gider ve inkâr ederler...

Hâşâ ki sen bize Rab olasın, diyerek feryada başlarlar.

O anda tecellî üç defa değişir; her defasında onlar yine inkâr ederler.

Sonra Hak onlara;

-Rabbınıza dair aranızda bir işaret var mı?.. diye hitâb eder.

-Evet, var!.. cevabını hep bir ağızdan verirler.

Artık bundan sonradır ki, herkese, ZANNI, İTİKADI ve ANLAYIŞ KÂBİLİYETİ nisbetinde tecellî olur.

Bu tecellî sonunda;

- Sen yüceler yücesi Rabbımızsın!.. deyip kabul ederler."

Bu müşâhede için şu hadîs-i şerîf vardır:

"Siz rabbinizi mehtaba bakar gibi seyre dalacaksınız!.."

Hâl böyle olmasına rağmen, EHLİ İRFAN, HAK Teâlâ’yı İLK TECELLİDE tasdik ederler."

İsmâil Hakkı merhumdan naklimiz bu kadar.

Yukarıdaki hadîs-i şerîfi bir kere daha çok dikkatli bir biçimde okursak görürüz ki, Allah`ın "AZİM" isminin işaret ettiği "Azâmet"i ve de "Kibriyâsı" Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın işaret buyurduğu üzere, "PERDE" olmaktadır!.. Yani, Esmâ perdesi. Yani, nur perdesi!..

Ki varlık, mevcûdât hep bu isimler ile varolmuştur ve onlar ile yaşamlarına devam ederler.isimlerin olmadığını düşünürsek, geride kalan yegâne şey "HİÇ" olur!..

Zâten "Ahadiyyeti" târif eden en uygun kelime de "HİÇLİK"tir.

“Avâm”, gördükleri kadar düşünen, bedenî zevk ve menfaatler peşinde koşan, önce kendisini düşünen insandır.

Böyle olunca da, bütün bu yaptıkları, meşgalesi kendisi için perde oluşturur. Ki bu perde de zulmet perdesidir!

Havâsa gelince...

“Havâs”, irfan sahibi olarak mârifete ermeyi amaçlamış, gayesi ve hedefi Hak olmuş, bu yolda çalışmalar yapan kişilerdir. Bunlar da Nur perdeleri ardında kalmışlardır!..

Her ikisinden öte, ender sayıda zevât da mevcuttur ki; onlar tüm perdelerden arınmış olarak, her an dâimi seyr hâlindedirler; zâtıyla, vasfıyla, özellikleri ve güzelleriyle TEK`i!..

*  *  *