Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

HZ. MUHAMMED`İ TANIYAMAYANLAR

Olayın "hakikatına karşı "perdeli" olan bazılarından yayılmak istenen asılsız ve hatta "edepsiz" bir görüşe göre:

"Hazreti Muhammed iyi-dürüst bir insandır!!!... Eh biraz da akıllıdır!!!...işte bu yüzden Cibril, Allah`ın emriyle peygamberlik görevini ona vermiş ve o da Cibril`in ona dikte ettiği biçimde yaşayıp, geçmiştir!!!... O sadece Allah`ın haberlerini bize ulaştıran bir postacıdır!!!.. Allah`ın postacısıdır!!!.

Gerçekte, Hazreti Muhammed`in hiç de büyütülecek bir yanı yoktur!!!... Tasavvuf ehli O`nu gereksiz yere hayalinde büyütüp paye vermektedir(!).. O tamamıyla bir beşer olarak yaşamış, sadece Cibril`in direktifleri doğrultusunda insanlığa Allah emirlerini tebliğ etmiş, bu yönüyle farklı bir insandır!!!

Hazreti Ali`den, Hazreti Ebu Bekir`den, Şah Nakşıbend`e, Abdulkadir Geylâni`den Abdülkerim Ceyli`ye, İmam Gazali`den İbrahim Hakkı Erzurumi`ye kadar bütün mânâ ehli zevat Hazreti Rasûlullah’ı boş yere gözlerinde büyütmekte, O`nun sözlerine yani hadislerine değer vermektedirler!!!.

Bize sadece, O`nun tebliğ ettiği Kur`ân yeter!!!... Hadisleri ciddiye almamıza gerek yoktur!!!... Çünkü , çok büyük bir kısmı da uydurmadır!..."

Ve daha böylesine bir takım saçmalıklar!... Mantıksal bütünlükten uzak laflar!...

"POSTACI" birinden diğerine bir şey taşıyan, götüren; ancak ne götürdüğünden de haberi olmayan kişidir... Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’a "ALLAHIN POSTACISI" demek, en azıyla, O`nu, “yaptığı görevin şuurundan yoksun olmakla” tanımlamaktır ki, böyle bir anlayıştan O yüce Zâtı tenzih ederim...

Bize göre bu yanlış tanımlamanın sebebi, Hazret Muhammed Aleyhisselâm’ın gerçek büyüklüğünü ve derinliğini müşahede edememektir. Bu durum neticede bu kişileri sahih hadisleri bile inkar noktasına getirmiştir!..

Halbuki Kur`ân-ı Kerim’in oturtulduğu tahtın ayakları "Hadisler"dir!...

Bize âyetlerin nasıl anlaşılması, yorumlanması ya da tatbik edilmesi konularını Rasûlullah Aleyhisselâm’ın hadisleri öğretir...

Nazil olan Kur`ân ışığında İslam`ın nasıl yaşanması gereğini bize bizzat Hazreti Rasûlullah öğretmiş ve O`nun açıklamaları doğrultusunda biz bugün bu noktaya gelmişiz!...

İslâm Dini, Kur`ân-ı Kerim ve Rasûlullah Aleyhisselâm’ın hadislerinden ibarettir!...

Asırlardır yapılan derin araştırmalar sonucu olarak en azından "Kütübü sitte" denilen ve hatta buna ilave edilen bir kaç hadis külliyatındaki hadislerin kesinlikle doğruluğu tespit edilmiştir... Bu konuda hadis kitaplarında geniş bilgiler vardır... Arzu edenler olayı araştırarak haklılığımızı anlayabilirler...

Biz şayet okuduğumuz bir hadisin gayesini veya hikmetini anlayamıyorsak, onun hangi boyuttan, hangi müşahede içinde söylenmiş olduğunu bilemiyorsak; hiç değilse, onu bir gün anlayacağımız seviyeye ulaşıncaya kadar susup, beklemesini bilelim..

Unutmayalım ki, inancımıza göre, yarın Hazreti Rasulullah`ın huzurunda O`nunla yüzyüze geleceğiz!

Bize göre...

Hazreti Muhammed Mustafa olağanüstü özelliklerle bezenmiş muhteşem bir Zât`tır!... Şerefimiz, O`nu tanıyabildiğimiz, anlayabildiğimiz ölçüdedir!..

Onsekiz yaşından beri, çağdaş bilimler eşliğinde, O`nu ve getirdiklerini; açıkladığı gerçekleri ve sistemi anlamaya; ve dilimiz döndüğünce de anlatmaya çalışıyorum...

Bütün bunlara rağmen, O yüce Allah Rasûlü’nü anlama ve anlatma konusunda bugüne kadar yapabildiklerim bir hiçtir !...

Evet, Hazreti Muhammed, "Cebrail`in dikte ettiği fikirleri bilgileri insanlara dikte eden basit bir "hoparlör" ya da " postacı" olarak tanımlanmaktan beridir, dedik!!...

Ve geldik, Risâlet kemâlâtından anladıklarımızı, müşahedelerimizi nakletmeye...

Hazreti Rasûl Aleyhisselâm, Cebrail`in "SIKMA"sına mâruz kaldığı zaman, daha önce de izah ettiğimiz yönüyle, "ALLAH"ın bazı "isimlerinin mânâları" istikametinde son derece önemli "FETİH"lere kavuştu.!..

Bu "isimlerin mânâlarının" kendisinde daha büyük kapasiteyle ortaya çıkması, O`nun basiretinin, ferâsetinin, nüfûziyetinin (yani yöneldiği varlığın bâtınına nüfuz ederek onun yapısını, özelliklerini, varoluş gaye ve hikmetini sezme hassası) çok büyük ölçüde gelişmesine vesile oldu...

Bu bir anda, şıp diye ortaya çıkan, veya çıkacak olan bir olay değildi...

"SIKMA" neticesi beyinde hazımlı bir şekilde meydana gelecek kapasite, oldukça uzun bir zaman istiyordu...

İşte bu yüzdendir ki, ilk vahiyden sonra, üç seneye yakın bir zaman yeni vahiy gelmedi ve Cebrail ile bir görüşmesi olmadı...

Hattâ bu yüzden zaman zaman "terkedildiği" düşüncesine kapılarak büyük endişe duydu...

Ne var ki bu süreç gerekliydi. İlk farklı ve güçlü açılımı yani bir üst boyut katmanına ait varlıkları ve bilgileri değerlendirecek kapasitenin oturması zaman istiyordu.

A’yân-ı sâbitesi” ve “varoluş istidadı” itibariyle zaten “ALLAH" isimlerinin tümüne sahip olan varlığı, bu etkiye de maruz kalınca; artık o isimlerin mânâları daha güçlü bir şekilde ortaya çıktı; ve böylece de mutlak gerçeği, evrensel SİSTEMİ "OKU"maya başlamış oldu!

*  *  *