Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

CİBRÎL NİÇİN "SIKTI"

Evet, nedir Cebrail isimli meleğin "SIKMASI"nın mânâsı?..

Dindeki bir çok izahın "mecâzi" yani benzetme yollu yapılmış olduğunu bundan önceki kitap ve kasetlerimizde anlatmıştık... Şimdi "SIKMA" olayının gene mecaz yollu anlatımına bir örnek verelim, ve sonra da buradaki olaya dönelim...

Hazreti Rasûlullah, kabre konan kişinin hâliyle ilgili olarak şöyle buyurur:

 -"Kabir öylesine “SIKTI” ki, neredeyse kaburgaları birbirine geçecekti... Feryadı tâ arşa kadar yükseldi de insan bunu işitmedi !..."

 Burada bahsi geçen "SIKMA, anladığımız fiziksel mânâda bir "SIKMA" olmayıp, toprağın maddi olarak o kişinin üzerine yıkılıp "sıkması" olmayıp; çok daha farklı bir olaydır ki, bu olayın, bırakın o günleri bir yana, bugün dahi izahı son derece güçtür...

Ancak, ne var ki Allah`ın takdiri ve kolaylaştırmasıyla elimizden geldiğince izaha çalışacağız... Çünkü bizim varoluş görevimiz de, bu güne kadar dinde izah edilememiş hususları olabildiğince anlaşılır hâle getirmektir..

"İNSAN ve SIRLARI" isimli kitabımızda detaylı bir şekilde izah ettiğimiz üzere, insan beyni, dinde "melek" diye tanımlanan ve "nur" yapılı olarak târif edilen son derece yüksek frekanslı ışınsal varlıklar tarafından belli bir programlamaya tabi tutularak, "ALLAH"ın isimlerinin çeşitli formüller şeklinde açığa çıkmasını sağlarlar...

Bizler, genetik yoldan bize ulaşan tüm verilerin, kozmik yoldan oluşturulan kapasitedeki anlamlar ölçüsünde ortaya çıkışıyla elde ettiğimiz zihinsel yetenek ile yaşarız..

Beyin hücrelerimizin her biri belirli anlamlar ihtiva eden belirli frekanslarla programlanarak yeni düşünsel anlamlara sahip olur; ya da genetik yoldan gelen verilerin ortaya çıkışına yolverir..

Esasen bizden ortaya çıkan ya da çıkmayıp zihnimizde kalan her düşünce, gerçekte, "Allah" isimleriyle işaret edilen kavramların beynimizdeki bir terkibidir!. Ve bu terkip, az önce de bahsettiğim üzere, genetik+kozmik etkiler -yani meleki tesirler- sonucunda oluşur!.

İnsan” ismiyle tanımlanan varlıklar, tümüyle birer "isimler terkibi" olduğu gibi, varlığını algılayabildiğimiz ya da algılayamadığımız tüm varlıklar ve elbette ki "melek"ler dahi birer "esmâ terkipleri”dirler!...

İşbu sebeple;

Bir "esmâ terkibi" olan ve varlığındaki ağırlıklı isimlerin anlamları dolayısıyla da seçilmiş kişilerin beyinlerinde gerekli programlamayı yaparak onları "okuyamamaktan" kurtarıp "OKUR" hâle getiren Cebrail Aleyhisselâm, Hazreti Muhammed`i “SIKTI” !.

 Yani, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın beynine "Alim", "Basir", "Hakim", "Fettah", "Muhyi" gibi bir kısım “isimlerin frekansından impulslar” göndererek, bu yolda açılım oluşturdu!... Esasen, bu “Rabbani isimlerin frekansı”, herkes gibi, doğuştan O`nun yapısında da mevcuttu... Ancak, yapısını oluşturan "terkip içindeki" oranı Nebilik kemâlâtını ortaya koymak için yeterli değildi!.

 Cebrail`in müdahalesi ile, bu isimlerin beyindeki oranı, son Nebi’nin açıklaması gerekli olan kemâlâta yeterli kapasiteye dönüştürülüyordu.

Bu etki sonucu beyinde meydana gelen yüksek faaliyet ise kişi tarafından ancak "SIKMAK" diye tanımlanabilirdi.

İşte bu "SIKMA"; yani, “beyne gönderilen impuls sonucu oluşturulan yeni açılımlar” neticesinde Hazreti Muhammed "OKU"MAYA başladı...

İşte bu duruma işaret eden âyetler:

-OKU!... RABBİNİN iSMİYLE iŞARET EDİLEN MÂNÂLAR ÖZÜNDE OLARAK HALKOLDUN!... Kİ PIHTILAŞMIŞ KANDAN iNSAN MEYDANA GELMİŞTİR... OKU!... RABBİN EKREMDİR... Kİ O YÜZDEN KALEMLE BİLDİRMİŞTİR... İNSANA BİLMEDİKLERİNİ TÂLİM ETMİŞTİR...

Burada hemen akla şu soru geliyor... "KALEM" nedir?..

"OKU"mak yazıp-çizmeyle alâkalı olamadığına göre, yazan "KALEM" acaba neydi?

Meşhur müfessir Fahreddin Razi, "KALEM" "akıldır" der... Bu konuda şu işareti Rasûlullah meşhurdur:

-"Haberiniz olsun ki, Allah ilk halk ettiğinde, kalemi halk etti; de ona;

“yaz” dedi...

”Ya Rab ne yazayım” , diye sordu...

“Kaderi yaz” dedi...

İşte o saatte kalem, olmuş ve ebeden olacak her şeyi yazdı..."

Burada bahsedilen "Kalem" tasavvufta tahkike ermişlere göre "İnsan-ı Kâmil"dir... Bu "İnsan-ı Kâmil"in aklına “Aklı Evvel”, ruhuna "Ruhu Muhammedi”, derler... "Hakikatı Muhammedi" ismiyle işaret edilen dahi budur!..

diğer taraftan şu âyeti hatırlayalım:

-"ALLAH YAZDI...."

Yazan "Kalem"dir; fakat "ALLAH" kendine izâfe etmektedir; çünkü “Kalem” O`nun varlığıyla kaim ve daimdir... Tıpkı, "SEN ATMADIN, ATAN ALLAH`TI" âyetinde olduğu gibi...işte tasavvufta “maiyyet sırrı” denen hususu bu gibi âyetler tanımlamaktadır.

Çağdaş tanımlama ile, evrende varolmuş ve olacak her şeyi meydana getiren "Kalem"e günümüzde bir kısım çevrelerce “KOZMİK BİLİNÇ” denilmektedir!.

Yani, "İLİM SIFATININ MAZHARI" olan "SALT ŞUUR"!...işte bu "TÂLİM ETTİ"...

-ADEM’E iSİMLERİN TÜMÜNÜ TÂLİM ETMİŞTİR !.. (2-31)

Adem`e isimlerin tümünün tâlim edilmesinden murad, hiç şüphesiz ki, Adem’in Allah`ın isimlerinin mazharı olarak ortaya çıkışıdır!..

Ancak ne var ki, bütün bu isimler insanın yapısında bir terkip hâlindedir... Kimi isimlerin mânâları daha güçlü ve kimi isimlerin mânâları da daha zayıf olarak..

İşte bu isimlerin mânâlarının kişinin yapısında mevcut olmasına yukarıdaki âyette "bismirabbik" ifadesiyle işaret edilmiştir..

           *  *  *