Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

MELEK VE RUH HAKKINDA

Peki, öyle ise “Melek” nedir ?

Bu sorunun cevabını geniş bir şekilde bundan sonra çıkarmayı planladığımız "AKIL ve İMAN" isimli kitabımızın "meleklere iman" bölümünde vermeye çalışacağız...

Ancak, burada da, konumuzla yakın ilgisi dolayısıyla, “melek”lerin yapısıyla ilgili olarak, Hamdi Yazır merhum tefsirinde şu bilgiyi veriyor:

 "....Cinsi melâike, kudret ve tekvini ilâhinin, VAHDETTEN KESRETE TEVEZZÜUNU ve onun tenevvüat ve taayyünatı mahsusasını ifade eden mebadii faile olarak mülâhaza edilmek lâzım gelir..

Ve kâinatta hiç bir şey, hiç bir hadise, hiç bir fiili hareket tasavvur olunamaz ki, böyle bir risâlet ile vaki olmuş olmasın....."

"...ve binaenaleyh melâikesiz bir hâdise tasavvuru gayrımümkindir, melaikesiz bir katra yağmur bile düşmez...."(cilt: 1, sayfa:303)

"Şu da anlaşılır ki, melâikeye olan kelâmın hakikati ancak mânâdan ibarettir... Suveri lâfzIye ve ismiye değildir.." (C:1 s:316)

"Cenâb-ı Allah bütün sun`ı ilâhisini böyle esbab ve hikemi hafiye rabt etmiştir. ..O bir şey murad ederse böyle yeni sebepler halkeder....Sebebi asli ve hakiki ancak O`nun iradesidir, Hikmet de onun lazımıdır..."(c:1 s:317)

 İnsana, ruhun nefh edilmesinin mânâsıyla ilgili izah da şu; aynı eserde 321. sayfada:

 "...Nefhi ruhtan murad hayyolması değil, hayyı nâtık olmasıdır.... Hakikatı Adem nefsi nâtıkadır.. ve nefhi ruhun mânâsı, nefsi nâtıkanın nefhidir..... Halkı Adem’in Arzda olduğunda ittifak vardır..."c:1 s:321)

 İNSAN RUHU BEDENDE OLUŞUR!

 İnsanın ruhunun, bedenin ana rahminde oluşmasından sonra meydana geldiğini; ruhların daha önceden yaratılıp, sonra da peyderpey dünyaya gönderilmesi diye bir şeyin asla söz konusu olmadığını da İMAM GAZALİ şöyle anlatır:

"Allah Teâlâ’nın fiillerini ve melâike vasıtasıyla yıldızları semâvâtı hareket ettirerek, yeryüzündeki canlıları ve bitkileri nasıl vücuda getirdiğini bilen kimse; hem Ademin kendi âlemindeki tasarrufunun, Hâlık Teâlâ’nın büyük âlemdeki tasarrufuna benzediğini, ve hem de Rasûlullah`ın;

 "Allah, Adem’i kendi sûretinde yarattı"

 açıklamasının mânâsını anlar...

Denilirse ki, ruhlar bedenlerle yaratıldığı halde, Rasûlullah`ın;

-"Ben yaradılışça Nebilerin ilkiyim. Nebi’likce de sonuncusuyum.. Ben Nebiyken, Adem su ile çamur arasında bulunmaktaydı !."

 sözünün mânâsı nedir?..

Hakikat şu ki:

Bunların hiç birisinde, ruhun kadim olduğuna, dair bir delil yoktur!..

Fakat, "yaradılışça Nebilerin ilkiyim..." sözünün zâhiri mânâsına göre, onun varlığının cesedinden önce yaratıldığına delâlet ihtimali mevcuttur..

Zâhiri olmayan mânâsı ise bellidir... Tevîli, açıklaması da mümkündür.. Fakat kati delil, zâhire meyletmez.. Bilakis zâhirin teviline hükmetmede kullanılır....

Nitekim Allah Teâlâ hakkındaki teşbihin zâhirlerinde olduğu gibi...

 "Allahû Teâlâ ruhları, cesetlerden iki bin yıl önce yarattı..."

 sözüne gelince...

Buradaki “ruhlar”dan maksat, “melâikenin ruhları”dır!..

Cesetlerden maksat da, Arş, kürsi, semâvat, yıldızlar topluluğu, hava, su, yeryüzü gibi âlemlerin cesedi, bünyesidir..

"Ben yaratılışça Nebilerin ilkiyim" sözüne gelince... Buradaki "yaradılışça"(halk) kelimesi "TAKDİR" mânâsınadır... "İCAD", yaratıp vücutlandırma mânâsına değildir...

Çünkü, Rasûlullah sallalllahu aleyhi ve sellem, ANNELERİ TARAFINDAN DÜNYAYA GETİRİLMELERİNDEN ÖNCE MEVCUT VE YARATILMIŞ DEĞİLDİ !. Fakat, gayeler ve kemâller, takdir hususunda önce, varlık hususunda sonradır... Zira Allah Teâlâ ilâhi meseleleri hadisleri, kendi ilmine uygun olarak, önce Lehvi Mahfuz’da takdir eder, şekillendirir.

Buraya kadar, şayet varlığın iki şeklini de anladıysan; Rasûlullah’ın varlığının, Adem’in varlığından önce; yani gözle görülen varlık olarak değil de, ilk takdir edilen varlık olarak önce olduğunu da anlamış olursun..." (İmam GAZALİ - Ravzatüt Tâlibin)

Sanki birbiri ile ilgisizmiş gibi görünen yukarıdaki alıntıları size naklettiken sonra, şimdi de konuyu toparlayıp, olayı bir sistem şeklinde izaha çalışalım...

Ve önce şu kesin tespiti yapalım;

İmam GAZALİ`nin de yukarıda bahsettiği gibi, gerek Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm’ın olsun, gerekse bütün insanların olsun, biyolojik-hücresel bedenleri varolmadan önce "ruh" bedenleri mevcut değildi !..

Yani, önce belli bir mekânda insanların ruhları yaratılmış, sonra da bu ruhlar peyderpey dünyada ana rahimlerinde oluşan bedenlerin içine gönderilmiştir, görüşü tamamıyla yanlıştır!..

İnsanların ruhlarının önceden yaratılıp sonradan peyderpey dünyaya gönderilmesi görüşü İslâm`dan çok önceki BUDİST FELSEFİ EKOLLERİNE dayanır...

Bu masalın gerekçesi de, büyük yoksulluklar içindeki halkı, isyandan uzak tutup, haline razı ederek, şayet, itaatkar ve hâline razı yaşarsa, yeniden dünyaya geldiğinde bir üst sınıftan, zengin, güzel bir bedenle geri gelme şansı olduğuna inandırıp, böylece sömürmektir... Ve daha sonraları reenkarnasyonun türlü biçimleri öne sürülmüştür...

Ölümü tatmış bir kişinin ruhunun herhangi bir gerekçe ile yeniden bir biyolojik bedene bürünerek dünyaya geri gelmesi görüşünün adı, eski dilde TENÂSUH, yeni dilde ise REENKARNASYON`dur..

İSLÂM inanç sistemine göre, tamamıyla UYDURMA, asılsız bir düşünce şeklidir!..

Günümüzde, ruh çağıranların, ruhlarla görüştüklerini iddia edenlerin; veya kendilerini Mevlâna’nın, yahut ta geçmişteki bir İslâm büyüğünün ruhu olarak kabullenenlerin, ya da maalesef kendilerini CİNLERİN kandırdığı kişilerin savunduğu bir görüştür REENKARNASYON.!..

1972 yılında çıkardığımız ve halen 10. baskısı kitapçılarda mevcut olan "RUH İNSAN CİN" isimli kitabımızda, "RUH"un yapısını, nasıl meydana geldiğini ve niçin TENÂSUH yani REENKARNASYONUN olamayacağını bütün detayları ve delilleri ile izah ettik... Bu konuda geniş bilgi isteyenler , o kitabımızı tetkik edebilirler...

Burada birkaç cümle ile vurgulayalım ki;

Her insanın ruhu, ana rahminde iken gelen “meleki” (ya da bir diğer deyişle kozmik) etkiler sonucu beyin tarafından üretilir; ve bu ruh beden, ölüm denen olayla biyolojik bedenden ayrılarak yaşamına kendi boyutunda devam eder...

 -"HERBİRİNE ÖLÜM ERDİĞİNDE; RABBİM BENİ GERİ DÖNDÜR DÜNYA YAŞAMINA DA YAPMADIKLARIMI YAPAYIM; DERLER.. BU KESİNLİKLE MÜMKÜN DEĞİLDİR!.. (MAHŞERDEKİ) BÂ`S (yeni yaratılış) GÜNÜNE KADAR BERZAHTADIRLAR!.." (23-99/100)

 -"ÖLDÜKTEN SONRA GERİ ÇEVRİLECEK YOKTUR !.." (HAK DİNİ cilt:6 s:4197)

 Âyet ve hadisi dahi, ölümü tadan hiç bir kişinin asla dünyaya geri gelmeyeceğini vurgulamaktadır...

Hazreti Rasûlullah’ın Halifetullah olan kişiliği, ilmi ilahi’de, Allahu Teâlâ’nın esmâül hüsnâsının mazharı olarak, ve de bu isimlerin mânâlarının oluşturduğu bir terkip olarak, Adem henüz yaratılmadan önce takdir edilmiştir...

Yani, ALLAH İLMİNDE ilk yaratılan en mükemmel varlık, mânâ, "HALİFETULLAH" olan Hazreti RASÛLULLAH olduğu gibi, dünya üzerinde ortaya çıkan son Nebi de gene kendisidir... Önce, Hakikatı MUHAMMEDÎ, ALLAH İLMİNDE en mükemmel şekilde yaratılmıştır...

Daha sonraki aşamada, Adem, dünya üzerinde topraktan meydana gelmiştir..... Burada topraktan meydana gelmiştir, ifadesinden murat, insan bedeninin beş duyu ile algılanan yapısının su ve mineral ağırlıklı olarak bir araya gelip ortaya çıkmasıdır....

Bu su ve mineral ağırlıklı "çamur" diye tanımlanan yapı, tamamıyla bioelektrik esassa dayalı bir şekilde çalışan fabrika gibidir; ve katı-sıvı hammadde girdisini bioelektrik enerjiye dönüştürerek beyne sevkeder... Beyin almış olduğu bu bioelektrik enerjiyi değerlendiren bir mikrokompütür gibi çalışarak; kendisindeki verileri ışınsala dönüştürerek; hem "ruh" adı verilmiş bulunan halogramik ışınsal bedene yükler, hem de bunları dışarıya yayar...

Beyinle ilgili bu çok kısa bilgiyi verdikten sonra, şimdi de beynin mânâ yapısıyla ilgili olaya bakalım...

          *  *  *