Hz. Muhammed Neyi "Oku"du

Ahmed Hulûsi

"HANÎF" İNANCI

Hazret Muhammed Aleyhisselâm “ÜMMΔ olmasının; yani, hâlâ kitabı "okuyamamasının" sıkıntısı içindeydi!..

Bu sıkıntı öylesine büyük boyutlara ulaşıyordu ki; günlerle, haftalarla kimseyi görmüyor, görmek istemiyor; sadece düşünce dünyasındaki o muazzam sorunu nasıl çözebileceğini düşünüyordu...

Zira, kafasında oluşmuş bulunan suallerin hiç birinin cevabını sözü edilen dinlerde ve putperestlikte bulamıyordu!..

Orijinal düşünce şekli kaybolmuş Yahudilik veya Hıristiyanlık ile, düşünen insana hiç bir şey vermeyen ilkel PUTATAPARLIK, o devirde dahi Hazreti Muhammed Mustafa, Ebu Bekir gibi bazı Zevâta hiç bir şey ifade etmiyordu...

O yüzden de, bu zevat "EHLİ KİTAP" dışındaki “ÜMMİ”ler sınıfında yer alıyorlardı...

Ne var ki, iş bu kadarla kalmıyor, "EHLİ KİTAP" içinde yer almadıkları gibi, putataparlar arasında da bir yerleri bulunmuyordu!... Çünkü “ÜMMİ”ler arasındaki “HANÎF”ler grubunu oluşturuyorlardı..

“HANÎF”ler... Dini İbrahim, yani "Tevhid" anlayışı üzerine olanlardı!...

Bize ulaşan bilgilere göre...

İDRİS Nebi, görev süreci içinde, insanlara, yeryüzünde olup-bitenler üzerinde gök cisimlerinin tesirlerinden bahsetmiş; yani “BURÇLAR iLMİNİ” açıklamıştı...

Ancak, kendisi bu açıklamayı yaparken, elbette ki bütün bu güçlerin idaresinin de Allah`ın ilim, irade ve kudretiyle meydana geldiğini bildiriyordu...

"ASTROLOJİ" yani eskilerin deyişiyle "BURÇLAR iLMİ" denilen sistem, İDRİS Aleyhisselâm tarafından açıklandıktan sonra; derin düşünce yeteneğinden mahrum insanlar olayın kökündeki ve sistemdeki ana güçten perdelenerek; tesirlerini kesinlikle tespit ettikleri "BURÇLAR" ilmine sarılıp, her şeyin yaratıcısı ana kudret olarak yıldızları kabullendiler!..

Bu yanlış tespit, daha sonraları, dar görüşlü insanların, bu gök cisimlerini "TANRILIK TAHTINA" oturtmalarına; ve böylece birer tanrı kabul ettikleri gezegen ve burçlara tapınmaya kadar uzandı!..

Esasen her Nebinin getirdikleri, o toplum içindeki dargörüşlüler tarafından zaman içinde saptırılmış, sistem içindeki doğruluk noktasından kaydırılarak; lokalize doğruluk veya yerel doğruluk noktasına oturtulmak suretiyle deforme edilmiştir..

İşte, "BURÇLAR iLMİ"nin (astroloji) konusunu oluşturan "ALLAH`ın varediş sistemi içindeki bu mekanizma"nın yanlış kavranılması sonucu; gök cisimleri, toplumlar tarafından tanrılaştırılmaya başlanınca, bu kavramlar adına putlar yapılmaya başlanmış ve nihayet ayın, güneşin, yıldızların birer tanrı oldukları ve bunlara tapınılması görüşü o devir toplumlarına yerleştirilmiştir..

Böyle bir akış içinde iken insanlar, bu defa İBRAHİM Nebî gerçekçi düşünce yoluyla bu yıldızların, ayın, güneşin tanrı olduğu yolundaki iddiaların üzeride derin düşünceye girmiş ve bunların tanrı olamayacağı gerçeğine ulaşmıştır..

Bu eriştiği gerçek neticesinde de hâlini şöyle dile getirmiştir:

 -İnni veccehtu vechiye lilleziy fatIres semâvati vel ardı HANİFen ve ma ene minel müşrikin!.. ( 6-79 )

 -VECHİMİ O VECHE DÖNDÜRDÜM Kİ, YERYÜZÜNÜN VE GÖKTEKİLERİN HEPSİNİN FÂTIR’IDIR!..HANÎF OLARAK..ŞİRK EHLİNDEN DEĞİLİM!.

 "VECH" “yüz” anlamına gelir... Ama bildiğimiz “surat”, ya da “sima”, yani "sûret, olarak görünen yanımız" kastedilmiyor burada!. "İÇYÜZ"ümüzdür bahis konusu olan!..

Meselâ bir insan için deriz ki "ikiyüzlü"!.. Burada anlatılmak istenen "ikiyüz" nedir?... Diyelim ki , iki kişilik.. Ya da "binbiryüzlü" deriz... Yani, çok kişilikli, anlamına!...

"VECH", “kişilik yüzü” anlamına kullanılmaktadır burada... Buna, "mânevi yüz" de denebilir!.... Keza, kişinin "düşünsel kişiliği" de demek uygundur.... Ya da, başka bir ifade ile, "şuursal kişilik" de diyebiliriz!...

Öyle ise, İbrahim Aleyhisselâm’ın "vechimi" deyişini, "düşünsel kişiliğimi" gibi anlayıp;

 -Düşünsel yapımla, O mânevi VARLIĞA döndüm ki, gökteki bütün yaratılmışların ve yeryüzündekilerin "FÂTIR"ı O`dur!..

 şeklindeki bu ifadeyi deşifre etmeye başlayabiliriz..

   *  *  *