Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

SİSTEM`İN İŞLEYİŞİ

- Yâ Gavs!. Hatalı kullarımı fazl ve keremim ile müjdele; icâbedeni de adl ve öcalmamla müjdele."

Denilmek isteniyor ki anladığımız kadarıyla; hatalı kullarımı fazl ve keremimle müjdele; yani yaptıkları bir takım kusurları kendilerinden gören kulları fazlım ve keremim ile müjdele ki; onların varlıklarında, özlerinde mevcûd olan benim!..

Hem zâhirdir hem Bâtın!..

Onlar, o fiilleri nefslerine bağlayıp, bundan dolayı çok büyük üzüntüler çekerler. Halbuki benim hikmetimi yerine getirmektedirler.

Bu üzüntü ve pişmanlıkları dolayısıyla, Allah da onlara fazlını ve keremini müjdeliyor. Yâni, onlara, fâili hakiki olduğunu idrâk ettirmek sûretiyle, öyle bir ikrâmda bulunmuş olacak ki, bu onlar tarafından son derece büyük bir nimet olarak değerlendirilecek.

Zirâ, onlar idrâk edecekler ki belkide, kendilerinin bağımsız birer varlıkları olmayıp, Hak`kın esmâsının zuhûr mahâlleridir!.. Ve elbette ki onlar için çok büyük bir sevinç kaynağı olacaktır.

Buna karşılık icâbedenleri de ADL ve ÖCALICIlık ile müjdele.

Adl, bazen halk arasında cezalandırma hâli ya da mahalli, bazen de korkutma mahalli olarak bilinir. Oysa "ADL", hakkedenin hakkını vermedir. Herkese, hakkettiği hakkını vermenin adı “Adl”dir!..

Kim neyi hakketmiş ise, o hakkettiğini aldığı zaman adalet yerine gelmiştir.

Halbuki, sanılır ki, herkese eşit davranmak adalettir!.. Bu yanlıştir. Hakkını, hakkettiğini vermemek zûlümdür!..

“Allah adl" sahibidir”, demek, herkese hakkettiğini verir demektir!..

Bunu bir diğer şekilde, şöyle de ifade edebiliriz:

Herkes ne iş için varedilmiş ise; hangi ismin mânâsının açığa çıkmasına vesile olmak üzere varedilmiş ise; O ismin gereklerini hakketmiş demektir!..işte bu mânâda adalet, onun hakkettiklerini almasıdır!..

Herkese eşit dağıtma, "eşitlik" olarak, adaleti anlayanlar, bu konuda kesinlikle büyük bir yanılgı içindedirler!..

Kâinatta "eşitlik" mevcut değildir!.. Kâinâtta "eşit" iki varlık mevcut değildir!..

Herkesin aklı, fikri, idrâkı, kavrayışı, evi-barkı, çoluğu çocuğu farklı farklıdır. Bütün bu sebeplerle de eşitlikten sözedilemez.

Ayrıca insanlar, ellerinde olmayan şeyden dolayı da suçlanamaz.

Kimse, dünyaya gelirken, bedenini, ailesini, yaşayacağı çevreyi, toplumu, aklını vesaireyi seçmemiştir!.. Herkes, kendi hakkında takdir edileni yaşamak mecburiyetindedir.

Varolurken, hangi şeyi seçmedesin ki, varolduktan sonra da seçebileceksin?..

Adl’in gerçek anlamını kavrayabilmek için, olaya mutlaka Hak’kın indinden bakmak mecburiyeti vardır.

Madem ki Allah, kendi esmâsının mânâsını seyretmek üzere âlemleri var etmiştir; bu takdirde her varettiğinin hakkını da, varediş gayesine uygun olarak verecektir.

İşte budur adalet!..

Ancak burada gözden kaçmaması gereken bir husus vardır;

"Rahmetim gazâbımı geçmiştir" ve "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır"

buyrulmaktadır...

"Rahmet" her şeyde "EŞİT" olarak mevcuttur. Her şeyde "EŞİT" olarak mevcut bulunan bu rahmet nedir?..

Her şey varlığını Allah`ın esmâsı’ndan aldığı için; her varlığı kuşatan "Rahmâniyet" mertebesinin eseri olarak, Hak’kın zâtı ve esmâsı ile kâim varlıklar oldukları için, hepsi de Hak’kın rahmetine "eşit" bir biçimde sahip olmuşlar; yâni, "rahmet"ten yaratılmışlardır!.

Bir kimsenin "rahmete nâil olması” demek, o "rahmet" ile varolmuş olduğunun bilincine ermesi demektir.

Herkes, kendi zâhir olan esmâsı yönünden rahmete nâil olmuştur. Zâtı itibariyle de, ilâhî Zât ile kâimdir ki, bir diğer zâtî rahmet de budur. Bunların her ikisi de umûmi rahmettir... Rahmeti amme!..

Bir de hususî rahmet vardır. Bu da evliyaullaha has rahmettir!..

Bu hususî rahmet ikiye ayrılır;

Rahmeti zâti ve sıfati.

“Rahmeti Zâti”, İnsân-ı Kâmil, Gavs, müferridûn, Kutb-ül aktâb ve Kutb-ül irşâd’a mahsustur.

Rahmeti sıfatî ise dörtler, yediler gibi fetih ehli zevâtta izhâr olur!.. Yani, bu rahmete eriş neticesinde bu mertebeler kendilerinde zuhûr etmiştir.

Netice olarak bütün varlıklar varoluş yönünden rahmete ermişlerdir. O rahmet neticesi olarak da "ADL" ismi gereğince herkes hakkettiği nimeti sürekli olarak almaktadır.

Kimseye hakkettiği verilmeyerek zulmedilmemektedir!..

ÖCALMAYA, yani “intikam”a gelince...

Doksandokuz isim olarak özetlenen esmâdan bir isim de "El Muntakim"dir. Yapılan bir fiilin karşılığı olarak, kişiyi fiilinin neticesini yaşamaya mecbur edendir...

Herkes, er ya da geç yaptıklarının neticeleriyle karşılaşacaktır. Ki, bu, "cezâ"dır!.. Kişinin hoş olmayan fiillerinin neticesiyle karşılaşması "müntakim" isminin mânâsının oluşturduğu bir hâldir.

"BU SENİN FİİLLERİNİN KARŞILIĞIDIR(sonucudur)! ALLAH KULLARINA ZULMEDİCİ DEĞİLDİR." (22-10)

Bir misâl olarak verdiğimiz bu ve gerekse de aynı mânâdaki pek çok âyet, insanın hep amellerinin (yaptıklarının) sonuçlarıyla karşılaşacağını; bunun mevcut ilâhî sistem neticesi olarak meydana geleceğini anlatmaktadır.

Esasen "Muntakim" isminin mânâsı, halk arasında kullanıldığı gibi bir intikâm alma değildir. Bu isim, bir sistemin işleyişinin adıdır.

"Muntakim" ismi, karşısındakine veya başkalarına zarar verme veya onları istismar etme gibi davranışların karşılığının, benzeri davranışlarla karşılaşmak sûretiyle ödenmesini amaç edinmiş sistemin adıdır!.. Ve bu sistem otomatik olarak çalışmaktadır.

Dolayısıyla, bu sistemden bahsedilerek, bilmeyenler uyarılmaktadır ki, ne yaparsanız, yaptıklarınızın neticesine katlanmak zorunda kalacaksınız, bundan asla kurtuluş yoktur; öyle ise ona göre davranışlarınızı düzenleyiniz!!..

*  *  *