Evrensel Sırlar

Ahmed Hulûsi

DOKUZUNCU GÜN

Cem bir hafta boyunca kendi kitaplığında, hem de genel kütüphanede yaptığı kaynak araştırmalarında "burçlar ilmiyle" ilgili olarak çok enteresan verilere rastlamıştı.

Çok meşhur bazı İslâm âlimleri, eserlerinde, "yeryüzünde olup biten herşeyin üzerinde burçların etkisinden" sözediyorlardı...

İnsanların kaderlerinin burçların tesirleri aracılığıyla yazıldığından söz eden ve dünyada, berzâh denilen kıyâmete kadar ki geçiş âleminde ve cennetlerde olup biten her şeyin dahi burçların tesirleriyle meydana geldiğini yazan çok meşhur İslâm âlimi o devirde bunu nasıl tesbit edebilmişti .

Bugüne kadar hiç bilmediği bir dünya ve ilim içinde kendini bulan Cem, sarhoş gibi geziniyordu... Öylesine, bugüne kadar habersiz olduğu gerçeklerle karşılaşıyordu ki, seyretmekte olduğu dünya ve değer yargıları her an değişime tâbi oluyordu..

Zaman zaman sıkılıyor, bunalıyor; zaman zaman patlayacakmış gibi oluyor; zaman zaman tüm bildiklerini inkâr edip bomboş bir şekilde sokaklarda avare avare dolaşmayı yeğliyordu...

O yaşa kadar, en değer verdiği şeylerin birer hiç olduğunu, tamamıyla şartlanma yoluyla kabul edilmiş boş balonlar olduğunu idrâk etmek, tüm düşünce sistemini allak bullak etmişti !..

Eğer idrâk gücü zayıf biri olsaydı, belki de herşeyi inkâr edip, tam bir bedensel yaşam düzeyine bile düşebilirdi... Ama bu ilkelliğe düşmesine de büyük bir engel vardı: derin düşünce ve idrâk gücü !...

Tüm düşünce sistemini ve değer yargılarını alt üst eden bu yeni gerçekleri, son noktasına kadar keşfedip anlama azmi, onun en ufak bir sapma yapmasına müsaade etmiyordu !..

Şimdi bütün hedefi, İdepya`lı Elf kadar, içinde yaşadığı sistemi kavramaktı...

Temiz havada rahat düşünebilmek amacıyla denize tepeden bakan ormana gitmiş, orada bir banka oturmuş, öylesine bakıyordu aşağılara...

Kafası, hep "astroloji ilmine" takılıydı !...

Nasıl oluyordu da, insan beyinleri, bu kozmik ışınların tesirleriyle programlanıyordu ?.

Eğer insan beyinleri kozmik ışınlarla programlanıyorsa, sonradan bu programlarda değişiklik oluyor muydu olmuyor muydu ?...

Kozmik ışınların programladığı beyinlerde, değişiklik yapmak mümkün ise, bu nasıl gerçekleşebilirdi ?...

Gerçekleştiremeyenlerin hâli ne olacaktı...

Sualler sualler sualler...

Acaba bir gün tüm suallerinin cevaplarını alabilecek miydi ?...

- ÖZDE Cem !...

Her zamanki gibi sual küpüsün gene!.. Bu titreşimin beni çekti ya zaten!

Bedensel dürtüleri istikametinde yaşayan ilkeller arasında, senin gibi düşünebilme mekanizmasını çalıştırabilen bir birimle karşılaşmak ne kadar hoş !..

- ÖZDE Elf !.. Bugün, ne kadar güzel iltifatlarına nâil oldum !..

Ama çözüme ulaşmayan sualler içindeyken inan insan hiç mutlu olamıyor!.. Hele bir de şu son "Burçlar ilmi"ni karşıma çıkarmadın mı... Hepten karmakarışık bir hâl aldı kafam...

Ya, o hayâl mi gerçek mi meselesi.. !

Elf, lûtfen, önce bana şu hayâl-gerçek meselesini anlayabileceğim bir şekilde açıklar mısın ?

Beş duyu ile algılayıp "gerçek" diye kabullendiğimiz dünya, nasıl oluyor da hayâl olabiliyor ?...

- Bak Cem, madem ki sordun, sana anlatacağım... Ama şu anda bu konuyu tam anlamıyla kavrayamayacağını da biliyorum...

Zira, öylesine, beş duyu verileri ile değerlendirmeye bloke olmuş ki beyniniz; beş duyu verilerinin üstüne çıkıp, ilmî düşünme ve değerlendirme yeteneğinizi yitirmişsiniz !..

Buna rağmen anlatacağım... Elastik kap, zorlanarak genişler; elastikiyeti olmayan ise dönüşüme girer...

- Bu son dediğini anlayamadım ama sormayacağım da Elf !... Zira şu hayâl-gerçek farkını anlamak ilk hedefim... Sonra da beynin geliştirilmesini öğrenmek istiyorum...

Beyin programımız kozmik ışınlarla düzenlendiğine göre, bunda bir değişiklik yapabilme imkânına sahip miyiz değil miyiz? Bunu öğrenmek istiyorum... Zîrâ benim için son derece önemli bir konu bu.. ?

- Evet Cem... Sana bugün iki konuyu da anlatacağım... Dilerim yeterince çözüme ulaşabilirsin..

Önce, sana şunu söyleyeyim Cem...

Bu belki, şu andaki bilim verilerinize ters düşecek ama, kesin olarak bil ki, evren adıyla tanımladığınız yapı, varlık sonsuz ve sınırsız boyutlu tek bir vücuttur!... Ve gerçeği itibariyle de öylesine bir TEK`tir ki, onda ikinci bir varlık düşünülemez !...

- Elf, ya evrendeki sayısız galâksiler, yıldızlar, ve canlılar... ?

Elf sanki canı sıkılmış gibi bir görüntü aldı, Cem`in sabırsız davranışından dolayı... Anlatımının yarıda kesilmesinden hiç hoşlanmamış gibiydi...

Bunu farkeden Cem, hemen özür diledi...

-Bağışla Elf !... Üzgünüm !... Sözünü yarıda kesmek istememiştim...

Ancak biz en son bilimsel verilere göre, Evreni sonlu-sınırlı bir küre gibi düşünürken; sen çıkıp da "sonsuz- sınırsız TEK" tir deyince birden kendimi tutamadım... Lütfen devam et...

-Zaten tüm yanılgılarınızın temelinde de bu konudaki bilgisizliğiniz yatıyor!. Beş duyu verilerini esas gerçek zan ederek, ona dayalı bir sistem bina etmeye çalışıyorsunuz; ki bu da tümüyle gerçeği algılamanıza engel oluyor !..

Bak şimdi şu anlatacaklarına çok dikkat et...

Beyine, şu gözbebeğinizle belirli verileri ulaştırınca, göz sisteminizin değerlendirme kapasitesi içinde kalan şeyler için beyniniz "var" hükmünü veriyor... Oysa, gözün görme sınırları dışında kalan sayısız şey var !...

Bunun gibi, gözle değil de, ilimle bakarsanız eğer. Gerçekte, bedeniniz ile hava ve karşınızdaki kişinin bedeni, tümüyle bileşik atomik bir kitledir!.

Ancak unutma ki, bu da bu atom boyutunun gerçeğidir!. Mutlak gerçek değil!.

Atom boyutuna GÖRE gerçektir bu !...

Eğer, daha yüksek oranda bir zumlama yaparsanız... Işınsal boyuta inerseniz...

Bu boyut bilincine GÖRE ne dünya vardır, ne yıldızlar, ne galâksiler!.

Nihâyet bilebildiğimiz kadarıyla salt bilinç- enerji noktasında, bu boyutta tek bir bilinç-enerji türünün varlığıyla karşı karşıya kalırız ki; bu sonsuz- sınırsız TEK boyutunda, kendisinin dışında hiç bir şey mevcut değildir!.

Şimdi iyi düşün ve kavramaya çalış...

Esas orijin, gerçek, bu olduğuna göre, nerede çokluk kavramı?...

Dikkat et !...

Her boyut, ve o boyutun varlıkları, gene o boyutun içinde var olanlara göre mevcut !...

Yâni, boyutlar, boyutların kendi yapısındaki varlıklara GÖRE var!...

Bir boyuta göre "var" olan, diğer bir boyuta göre "yok" hükmünde!.

Bu ne demektir ?... Bu şu demektir:

Sen, algılama aracının kapasitesine göre "var" kabul ettiğin bir boyutun esiri olarak yaşamına devam ediyorsun !...

Oysa senin hapishanen olan o boyutun dışında, sayısız boyutlar ve dolayısıyla âlemler mevcuttur; ki, bu da en az bir o kadar farklı değer yargılarıdır, demektir !...

Yâni, sen, hangi anda ve boyutta ve hangi konuda bir değer yargısı ile kendini sabitlersen veya bloke edersen; bu demektir ki, sen, evrende kendi kendini ilkelliğe mahkûm etmişindir !...

Buna karşılık, tüm değer yargılarından arınıp, her yeniye açık olmak ve o yeniyi araştırıp anlamaya çalışmak sûretiyle de bilgi birikimini sürekli geliştirebilirsin...

Bu, yeniye açıklık da, beynin tarafından mikrodalga bedenine yükleneceği için, sonsuza dek yeni boyutlara ve yaşama adapte olabilirsin...

-Pardon Elf, lütfen mâzur gör, şurayı anlayamadım...

TEK, nasıl oluyor da çok boyutlu çokluğu meydana getiriyor ?

-Elbette mâzursun Cem !... Beş duyu blokajlı ilkel beyinler arasında şu düzeyde düşünebilmen bile çok büyük bir olay !... Elbette mâzursun !...

TEK, bilincinde, sayısız manâlar ve oluşlar geçirmiş; ve bunları bilincinde geçirmesiyle birlikte de, boyutlar ve boyutların seyredicileri olarak algılamıştır !...

Zîrâ, her boyut ve o boyutun varlıkları, ancak gene o boyutun algılayıcı varlıkları tarafından seyredilebilir...

Ama, o seyredicilerde seyreden de gene O TEK bilinçtir !...

Dolayısıyla da var olan yegane mevcut TEK`tir !...

Zaten sizin önderiniz olan kişi de insanları bu konuda uyarmış ve

"Sakın boş yere tanrılara tapınarak ömrünüzü hebâ etmeyin !.. Tanrı yoktur, ilâh yoktur!. Dolayısıyla, tanrılık mefhumu da yoktur!...

Yegâne var olan TEK`tir, yani "AHAD"dır, "ALLAH"tır" diyerek bu mutlak gerçeğe dikkatlerinizi yöneltmek istemiştir !

Cem`in kafası biraz daha bulandı , karıştı! ...

İslâm`ın Tanrı anlayışını hiç böyle düşünmemişti, bugüne kadar!...

Çeşitli şekillerde ve yapılarda bir çok tanrı yok; bir tane tanrı var; onun da adı Allah`tır; gibi düşünmüştü bugüne dek !...

Oysa Elf, ona şimdiye kadar kimsenin böylesine açık bir şekilde anlatmadığı bir gerçeği vurguluyordu:

"Tanrı yoktur !... Tanrılık kavramı yoktur"!...

"ALLAH", mevcut olan TEK vücûttur !... AHAD`dır !

Hemen aklına İslâm’ın kutsal kitabındaki "İhlâs" sûresi geldi... ne diyordu...

"ALLAH Ahad`dır... TEK`tir... O`na, ne bir şey girer ne de Ondan bir şey çıkar... Ne O, bir şeyden meydana gelmiş, ne de O`dan meydana gelmiş ikinci bir şey vardır !... O`nun misli, dengi, benzeri de mevcut değildir, TEK`tir !."

-Elf, hiç bugüne kadar "ALLAH"ı bu mânâda düşünmemiştim!... Ne kadar değişik bir yaklaşım bu !...

-Cem, sizin, bu konudaki Önderinizin açıklamalarından hiç haberiniz yok !..

Siz hâlâ, geçmiş "tek tanrılı" topluluklar düzeyinin ilkelliği içinde yaşıyorsunuz !...

Önderiniz, dünyaya gelmiş geçmiş en üstün değerlendirme ve gerçekleri açıklama gücüne ve yetisine sahip, birim olmasına rağmen; çok üzücüdür ki sizler O`nu hiç anlayamamışsınız !...

O, size evrensel bir gerçeği açıklamış ve buna göre o gerçeği idrâk edip yaşamanızı istemişken, maalesef sizler hâlâ binlerle asırdır devam edegelen "tek tanrı" anlayışı içinde yaşamınızı sürdürüyorsunuz...

Konunun şeklinde ve taklidinde dalgalanıp duruyorsunuz...

Anlamıyorsunuz, düşünemiyorsunuz "Tanrı-İlâh yoktur, sadece ALLAH vardır" mesajının mânâsını !...

Ve dolayısıyla da bu ömür sermayesi böylece uçup gidiyor elinizden!.

- Elf yemin ederim ki, beynim içinde sanki binlerle bomba patlamış da hurdahaş olmuşum gibi !... Sana da mâlûmdur

ya !...

Bilemiyorum ne diyeceğimi ve nasıl bir sistem oluşturacağımı... Sayısız sual çıkıyor bir anda...

Madem, bir Tanrı bir ilâh yok, -ki İslâm Dini’nin ilk esası da buna iman etmek- öyle ise bunca ibadet niye ?... Kime ?... Niçin?...

Offf !... Kafam duracak neredeyse !... Eğer bu şoku atlatabilirsem bravo bana !.

- Atlatırsın, atlatırsın !... Zaten başka çaren de yok !... Sizin tâbirinizle, ya bu deveyi güdeceksin , ya bu deveyi güdeceksin!...

Değil mi ki gerçeğe tâlip oldun, onu elde etmenin sıkıntılarına da göğüs gereceksin ki huzur ve saadetine de eresin !..

- Peki, lûtfen söyler misin o zaman, Allah`ın bir tanrı olmadığını açıklayan kişi, niçin ibadet adı altında bir çok fiilden sözetmiş!...

Tanrı varolmadığına göre, kime ve niye ibadet edilsin ?...

Tanrı varolmadığına göre, tanrılık kavramı da yoktur elbette !...

Öyle ise, dindeki ibadetler niye ?...

Elf, bu sorunun cevabını vermeden önce öyle bir tavır takındı ki, Cem`e, sanki abes bir şey sormuş gibi geldi...

Elf, tavrıyla, böyle basit bir sual de olur mu, gibilerden omuz silkti ve yüzünü buruşturdu... Suali çok ilkel bulmuştu sanki !...

- Niye yemek yiyip su içiyorsunuz ?...

Cem, dünyalar kadar önemli büyük balonuna iğne saplanmış gibi oldu!...

Cevap beklerken son derece basit bir sual ile karşılaşmıştı...

Otomatik olarak cevapladı:

- Vücudumun ihtiyacı için öncelikle !... Sonra da zevk almak için !...

Elf, onun bu cümlesine ayna tuttu:

- İbadet de dalga bedeninin ihtiyacı için öncelikle!. Sonra da bilincinin zevki için!

Bu kadar basit bir cevabın olabileceğini hiç düşünememişti Cem !...

- "Allah`ın sizin ibadetlerinize ihtiyacı yoktur; ne yaparsanız kendinizedir, kendiniz içindir" diye büyüklerinizden hiç işitmediniz mi bu gerçeği şimdiye kadar Cem!...

diye devam etti Elf !...

"Ne kadar orijinal ve enteresan bir birimdi şu Elf !... Çözümü en zor meseleleri bir anda son derece basite indirgeyip, üç- beş cümle ile biranda açıklığa kavuşturuveriyordu !... Sanki bir birim değil, duygulardan arınmış dünyalar büyüklüğünde bir bilgisayardı!.."

diye düşündü Cem !..

Nasıl böyle bir birim oluyordu!. Demek ki gerçekten bildikleri bir hiçti!..

Bu acziyet hâli içinde teslim etti kendisini ELF`e...

- Elf, bütün varlığımla sana teslimim !...

Lütfen beni evrensel gerçekler boyutuna ulaştır ve gerçeği; göresel gerçeği değil, mutlak ve kesin gerçeği kavrayıp gereğini yaşayabilmem için bana yardımcı ol !...

demek mecburiyetini duydu kendinde... Ve dedi de !.

Zîrâ kendini şu anda yumurtanın içindeki bir civciv gibi hissediyordu !.. Bütün dünyası, o küçücük yumurta !...

Elf ise dış dünyanın gerçeklerine dair bilgi kırıntılarını bir şırınga ile dünyası olan yumurtanın içine sokuyordu !... Ve o da, o bilgi kırıntılarından yumurtanın dışındaki gerçeklik âlemini tanımaya çalışıyordu...

Ve sorun yumurtanın çatlatılıp, kırılıp, kendisinin o gerçeklik âlemine intikâli idi !...

"Ölmeden evvel ölünüz" işaretiyle vurgulanan "insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" mesajı bu yumurtanın çatlatılması ve kırılmasıyla mı alâkalıydı acaba ?...

- Yumurtanı kırmak bana düşmez Cem !...

Diye konuştu Elf !... Onun bütün düşündüklerine vâkıf olarak kafasından geçenlere cevap verdi... Çözümü gösteriyordu onu...

- Yapının doğasına aykırıdır bu !... Her civciv kendi yumurtasını kırıp dünyaya açılmak zorundadır... Yaşayacak hâle eriştiğinde, civciv kendi yumurtasını kırıp dünya ile tanışır!.

Şâyet sen vakti gelmeden o yumurtayı kırarsan, ona iyilik değil, zarar vermiş olursun!... İpek böceği de öyle değil mi ?...

Kozasını, vakti geldiğinde deler ve kelebek olarak uçar gider !

-Ama bir de o kozayı delip, kelebek olup uçamadan önce kozayla birlikte kaynar kazanı boylamak var, değil mi ?... Kozadan çıkamadan !...

-Eee, o da işin başka bir yâni !.. Kozasını delip kelebek olarak uçanlar olduğu gibi, kozasını delme imkânına ulaşamadan, tırtıl olarak kozayla birlikte kaynar kazanı boylamak da söz konusu !...

- Peki, o kozasıyla birlikte kaynar kazanı boylayanların suçu ne?... Günahı ne?... Niye bazıları kozayı delip dünyanın güzelliklerine kanat açabilirken güzel bir kelebek olarak; diğerleri kozayı delme fırsatına erişemeden bir tırtıl olarak kaynar kazanı boyluyorlar ?...

- Cem, yavru ceylanın suçu ne ki, aslanın dişleri ve pençeleri altında canlı canlı parçalanarak öldürülüyor... Kendini bir an aslanın ya da bir kaplanın pençeleriyle diri diri parçalanarak yenme hâlinde hissetmeye çalışır mısın lütfen !... Suçu, günahı ne o ceylan yavrusunun ?... Ya o çayırda anasının dizi dibinde sıçrayan kuzunun suçu ve günahı ne ki, insan eliyle kesiliyor parçalanıyor ve ateşte kızartılarak zevkle yeniliyor ?

-Yemin ederim ki, bu yönümüzle o aslanlar ya da kaplanlar gibiyiz... Değil mi Elf !..

-Ama senden istenen bir aslan ya da bir kaplan gibi yaşaman değil; insan olman !... Yani, düşünebilen, kendi gerçek değerlerinle kendini tanıyabilmen, dolayısıyla evrensel sırlar ile özdeşleşebilmen !...

Sizin basit anlatımınız ile, "Allah`a ermen" !... Bir bilebilsen bu iki kelimenin derinliğindeki sonsuz anlamları...

-Nasıl olacak bu Elf ?... Bir an bakıyorum her şey son derece basit ve apaçık ortada... İkinci bir an bakıyorum, her şey çözülmesi imkânsız derecede karmakarışık ve kördüğüm !.. Nasıl bütün bunlar yerli yerine oturtulacak hiç bilemiyorum...

-Allah büyüktür, dersiniz ya Cem... Elbette arayan bulur, sizin deyiminiz ile !... Belâsını da mevlâsını da !.. Görelim mevlâ neyler, neylerse güzel eyler...

Şimdilik ÖZDE !...

- Hey dur Elf !... Beni, bu karma karışık halde bırakamazsın !..

Ama bırakmıştı işte !.. "Özde" demiş ve bağlantıyı keserek Cem`i kendi haline bırakmıştı Elf !...

Denizler durulmaz dalgalanmadan...

Ama bu arada dalgalanma ile değil, kasırgayla târif edilebilirdi Cem`in denizlerinin hâli..

*   *   *