Evrensel Sırlar

Ahmed Hulûsi

SEKİZİNCİ GÜN

ELF`in vermiş olduğu bu son bilgiler gerçekten şaşırtmıştı Cem`i bir defa daha !... Zaten her bir buluşmaları onun düşünce dünyasını karmakarışık ediyordu ya !.. Ama bu defakiler !..

Astrolojiyi, herkes gibi sadece bir "yıldız falı" zannetmekteydi o ana kadar Cem !...

Oysa, Elf`in anlattıklarına göre, bugünkü deyimiyle astroloji, ya da eski deyimiyle "Burçlar ilmi" tamamıyla ve kesin olarak bir bilim dalı olmalıydı !...

İnsanların beyinleri, çeşitli takımyıldızlardan gelen kozmik ışınlarla programlandığına göre, âdeta insanların "KADER"lerini düzenleyen bir bilim dalı olmalıydı!...

Cem bu konuda pek çok tereddüt içinde kalmıştı... KADER, ya da halk arasındaki deyimiyle ALINYAZISI yoksa bir gerçek miydi?...

ALINYAZISI, kozmik ışın kalemiyle, yâni programlamasıyla belli bir gayeye yöneltilen beyin düzeni miydi ?...

Alınyazısı değişir miydi ?...

Alınyazısı değişir ise, kişi kendi yazgısını nasıl değiştirebilirdi?...

Alınyazısı değişmez ise, kişinin suçu neydi ki ceza görsün ?...

Hem beyin programı astrolojik etkilerle oluşmuş ve o programa göre her an da yeni yeni tesirlerle beslenmekte ise, buna karşı alınabilecek bir tedbir de var mıydı ?..

Veya en basitiyle şu sorunun cevabı neydi:Neler kişinin astrolojik kalemle yazılmış kaderindendir, neler kadere girmez?

İşte böylesine pek çok sual içinde bocalarken Cem birkaç gündür, yanında beliriverdi Elf !..

-Dalgın dalgın yürüyorsun Cem !... Hem yolda, hem düşüncelerinde...

- ÖZDE Elf !...

- ÖZDE Cem !...

- Elf, bizim yıllardır "yıldız falı" deyip hor gördüğümüz, başımızı çevirip bakmaya bile tenezzül etmediğimiz bir konuyu; insanlığın temelini oluşturan bir bilim dalı olarak getirip baş köşeye oturttun! Burçlar ilmi adıyla binlerce senelik mâzisi olup, günümüzde batıda fakülteleri kurulmaya başlanan senin ifadenle bu "ilim" dalı hakkında o kadar yetersiz bilgiye sahibim ki; aklıma gelen pek çok sorunun cevabını verebilmekten âciz kaldım!..

Nasıl oluyor da çeşitli takımyıldızların yaydıkları ışınlar beynimizi programlıyor, lûtfen bunu izah eder misin ?..

- Cem, henüz beyin bilgisi konusunda çok ilkelsiniz !.. Bunu anlamanız çok güç... Ama gene de elimden geldiğince basite indirgeyerek açıklamaya gayret edeceğim... Sizin eskiler, yani bundan üç-dört bin sene önce yaşayıp bu gerçeği algılayanlar, takımyıldızlardan gelen bu tesirleri ilk defa anlayıp değerlendirebilenler, yaptıkları ön çalışmalar sonucunda onlardan gelen tesirlerin kesinliğini anlayınca, araştırmaya başlamışlar... Böylece de Güneş sisteminizi çevreleyen daireyi 12`ye bölerek, ve hayâli şekle göre isimlendirmek suretiyle 12 burç vardır, demişler...

Esasen çevrenizdeki takımyıldız sayısı bu rakkamın üzerindedir ama, onlar diğer takım yıldızlardan gelen tesirleri de bu 12`nin içinde düşündükleri ve değerlendirdikleri için, tesir itibariyle farketmez !..

Evet, bu takımyıldızların her birinin değişik frekanslı dalgaları her an dünyanızı etkilemektedir... Ve gene bu takımyıldızlardan gelen öyle ışınımlar mevcuttur ki, saniyeler içinde dünyanızın üzerinde bulunan nesneler ve dünyanızın içinden geçerek öbür taraftan yoluna devam eder gider...

İşte sizin beyniniz daha anarahminde çeşitli takımyıldızlardan, değişik frekanslı kozmik ışınım bombardımanına tabiî tutulur...

Bu kozmik ışınlar, hücre yapınızın özündeki DNA ve RNA diye isimlendirdiğiniz genlerinizi dahi etkileyerek çeşitli şekillerde programlar meydana getirir.

Dünya üzerindeki nesil-ırk-tür farklılaşmaları MUTASYON adıyla tanımladığınız, kozmik ışınların genetik düzen üzerindeki etkileri ile meydana gelmiştir. Eskiler bu işlemi mecâzî bir şekilde, benzetme yoluyla anlatmaya çalışırken;

"melekler, insanları ve canlıları etkileyerek ilâhî istek istikametinde düzenler". demişlerdir.

Bilim adamlarınızın bugün hâlâ çözemediği tür ve ırk sıçramalarının, temelinde hep mutasyon diye adlandırdığınız, kozmik ışınım etkileri, yâni, ASTROLOJİK ETKİLER ya da bir başka ifade ile meleklerin tasarrufları yatmaktadır.

-Peki nasıl yazılıyor bu yazgı alnımıza !...

-Cem hiç yakışmadı bu soru sana! ... Lütfen kopmadan takip et anlattıklarımı...

Beyninizde genetik katman vardır, bir... Rahimde 120. günde oluşan ön ana program vardır, iki... doğana kadar ki süreç içinde programlanan ikinci katman vardır, üç... bir de doğum anında programlanan katman vardır, dört...

Ayrıca bu programlar, beynin yaydığı çeşitli mikrodalga yapıları dahi düzenlerler... Meselâ, birimin 120. günde gelen kozmik ışınıma göre beyninde açılan bir devre anti-çekim dalgalarını üretirse, bu kişi ölüm ötesi yaşamda, sizin tâbirinizle "ruh"unu dünyanın çekim alanından kurtararak uzayın çeşitli katmanlarına ya da sizin deyişinizle cennetlere açılabilir !..

Bunun gibi, istidat ve yetenekler dahi hep bu kozmik ışınlar tarafından programlanır...

-Nasıl olur bu ?...

-Kullanmakta olduğunuz bilgisayarı düşün !... Bu bilgisayarlar, bir beynin son derece minyatürize edilmiş en ilkel şeklidir...

Önce o bilgisayarın beyin devreleri yapması istenen işleve göre programlanır... Sonra, o program doğrultusunda veriler yüklenmeye başlanır..

Bunun gibi, beyniniz de önce sizi vareden Kozmik bilincin gayesi istikametinde programın oluşacağı günde dünya üzerinde meydana getirilerek programlanır... Sonra o programa uygun verilerle yüklenmeye başlanır. Gerek bu programlanma ve gerekse yüklenme sizin alınyazısı dediğiniz şeyden başka bir şey değildir.

- Yâni ben, şu sırada ne yaparsam yapayım kendi irademle yapmıyorum da bu programımın gereğini mi yapıyorum ?..

- Şunu kesinlikle unutma ki, hiç bir birim, kendi programı dışında davranışları asla meydana getiremez !...

Sen, ister kendi hür irademle yapıyorum, de; ister kaderimi yaşıyorum, de; netice itibariyle varoluş gayenin ve programının dışında bir şeyi yaşaman veya bir hedefe ulaşman asla mümkün olmaz !..

Zira, her araç varoluş programının gereğini yerine getirir !.

- Yâni şimdi, biz, bir araç mıyız ?...

- Yapma Cem !.. Bırak şu beşerî duyguları !..

Sadece şu ortanın altındaki klasmanda yer alan galaksinizi ele alsak, 400 milyar yıldız var içinde, ki pek çoğu güneşinizden kat bekat büyük!...

O galaksi içindeki güneşiniz bir hiç hükmünde !..

Güneş, ismini taktığınız anayıldızınızın yanında dünyanız ise milyonda bir nisbetinde !

Ve o dünyanın üzerinde sen, veya türün milyarda bir bile değilsiniz !..

Araç olsan ne olur, olmasan ne olur !..

Bırak şartlanmalarını, bırak beşeri duygularını, bırak insanca düşünmeyi de, evrensel gerçeklere açıl !..

Bırak insanca düşünmeyi de, evrensel birim olmaya çalış !..

Önce, HADDİNİ BİL !...

Nerede, ne, ne kadar olduğunu kabullenmene bak... Sonra da, evrensel gerçeklere !

Şefkat, merhamet ve sair duygular, tüm hayvanlarda yapılarına göre mevcuttur.

Oysa insan, evrensel gerçeklere ve sırlara erebilecek bir kapasiteye sahip olma şansına ermiştir...

Kendindeki EVRENSEL SIRLARA erme şansını ve yetisini çok iyi değerlendirmeye çalış !.. Zira, bir daha dünyaya geri gelme ve bu şansı elde etme imkânına sahip olmayacaksın !.

-Peki Elf, şâyet astrolojik etkiler benim programımı bu gerçeğe eremeyecek şekilde oluşturmuş ise, elimden ne gelir ?..

-Programının ne olduğunu bilemediğine göre, sana düşen şey, o hedef istikâmetinde elinden geldiğince çalışmaktır.. Sen, evrensel sırlara ermek ve gereğini yaşamak için var edilmiş isen, sana bu kolaylaştırılmış ise, elbette ki çalışmaların başarıyla son bulacaktır...

- Peki Elf, EVRENSEL SIRLARA, Evrensel Gerçeğe, ÖZE nasıl ulaşacağım ?...

- Siz Tanrı`ya inanan bir toplum içinde yaşıyorsunuz ve öyle inanıyorsunuz değil mi ?

- Elf , TANRI`nın ne olduğunu bilemedim ki ben daha !

- Nasıl düşünüyorsun sen Tanrı`yı ?..

- En basit düşünce şekliyle!... Her şeyi meydana getiren bir şey var...

Çiçeği, insanı, dünyayı, yıldızları, galaksileri... Öyle ise Her şeyi meydana getiren ilk ana güç veya varlık, tanrı olmalı diye düşünülüyor !..

Dolayısıyla ben de, tanrı`nın o ilk gerçek ve mutlak güç olduğunu düşünüyorum.

-Peki, nerede veya nasıl bir şey ?..

-Her yerde !..

-Cem, beşerce düşünmeyi terketmeye çalış !...

-Elf, önce, bana açıklasana şu "beşerî düşünce" veya "insanca düşünce" deyimleriyle neyi kastettiğini... başka nasıl düşünebilirim ki?...

Ben bir insan olduğuma göre, elbette ki insanca düşüneceğim...?

- Bak Cem, siz şu anda, beş duyu verileriyle kendini kilitlemiş, âdeta şartlanmalar ve beşduyu verileriyle bloke olmuş bir beyinle, her şeyi anlayıp bütün sırları çözmeye çalışıyorsunuz !..

Oysa bu imkânsızdır !.

Önce, beşduyu verilerinin, yaşadığınız evrenden kesitsel veriler olduğunu farketmek zorundasınız!... onlar sadece kesitsel örneklerdir!.. Ve o örneklerin dışında daha sayısız varlıklar ve veriler mevcuttur!...

Dolayısıyla, sadece, o beş duyu verilerini asıl ve gerçek kabul edip, tüm evrensel gerçekleri bu beş duyu verileri üzerine inşâ etmek gafletinden arınmalısınız !..

Şunu idrâk etmelisin ki, sizin bildikleriniz, bilmediklerinize nisbetle sonsuzda birdir!..

Bilmediğiniz varlıkların, bilmediğiniz sistemlerin, bilmediğiniz evrensel kanunların haddi hesabı yoktur !..

Olmaz, deme; olmaz, olmaz!. Şeklindeki deyişiniz bu gerçeğe işaret eder!.

İnkâr, cahilin, cehlini örtmek için kullandığı savunma silâhıdır!... İlim sahibi bilmediği hiçbir şeyi inkâr etmez; gerçeğini, sistemini araştırır!

Sakınman gereken ilk şey, beş duyu verileriyle bloke olmuş bir beyinle yaşamak ve öylece bu dünyadan öte yaşama geçmektir !. Zira, evrensel sırlara açık bir yapıya kavuşmak için tek şansın şu dünya yaşantısıdır... !.. Çünkü beyin elden çıktı mı artık hiç bir yeni veri kazanma şansın olmayacak!..

İşte, beş duyu verileriyle bloke olmuş ve şartlanmalarla kilitlenmiş, ötesine geçemeyen birimlerin düşünce şekillerine "beşeri düşünce"- "insanca düşünce" deriz.

Oysa, sen bütün bunların ötesinde, son derece kapsamlı bir şekilde EVRENSEL SIRLARA ulaşabilecek beyin kapasitesine de sahipsin !...

Bütün mesele beynindeki bu boş duran, kullanılmayan muazzam kapasiteyi değerlendirebilmektir!.

Beynindeki boş durup, kullanılmayan o muazzam kapasitenin daha ilk bölümlerini kullanmaya başlayınca, ilk evrensel sırra ve gerçeğe ereceksin, ki o da bir TANRININ varolmayışıdır !..

- Ne, Tanrı yok mu ?..

- Elbette, TANRI diye bir varlık mevcut değildir !..

-Elf, Tanrı yok ise, dinler bir aldatmaca mıdır ?... Yakın yüzyılda birisi çıkmış ve "DİN AFYONDUR" demiş!. Yâni dinlerin bir aldatmaca olduğu görüşünü mü ileri sürüyorsun?

- Hayır Cem !... Sadece, TANRI yoktur, diyorum... Yani, bir tanrı ve dolayısıyla da "tanrılık" kavramının sözkonusu olmadığını anlatmaya çalışıyorum..

- Peki bundan da dinlerin aldatmaca veya oyalamaca olduğu neticesi ortaya çıkmıyor mu ?... Demek üstün akıllı bir takım kişiler, toplum içinde belki de belirli üstün güçlerine dayanarak bir düzen kurmak için peygamberliklerini ilân edip, din adı altında kendi sistemlerini kurdular... Öyle mi demek istiyorsun yâni ?..

-Hayır !...

-Lütfen ELF!... Lütfen daha açık anlat ne demek istediğini... Zîrâ neredeyse tüm beyin sigortalarım atacak !...

Hem diyorsun, tanrı yoktur, tanrılık mefhumu yoktur... Hem de bu görüşe dayalı olarak gelen "dini inkârı" reddediyorsun !...

Yâni âdeta, Tanrıyı reddediyorsun ve dini kabul ediyorsun gibi bir çelişki sergiliyorsun !

Bir çelişkiye düşeceğini kabul etmem imkânsız !... Ama ne demek istediğini de bir türlü anlayamıyorum...

Lûtfen çelişki gibi görünen şu hususu bana açıklar mısın ?...

-Memnuniyetle Cem !... Zevkle... Ancak isterdim ki, bu çelişkili görünen hususu sen çözüp, gerçeği ortaya çıkaraydın... Çünkü sende bu kapasite mevcut !...

İşte bu sebeple de sana ne Tanrının yok oluşu, ne de astrolojinin bir bilim dalı oluşu hakkında daha fazla açıklamada bulunmayacağım şimdilik...

Hele biraz düşün... ve araştır...

Bakalım bu konuda neler bulacaksın ?...

ÖZDE Cem !...

-ÖZDE Elf...

Evet, bu vedâ kelimeleri dökülmüştü Cem`in ağzından ama neredeyse düşünme yetisini yitirmiş gibiydi !..

Nasıl eve geldi, nasıl içeri girdi, nasıl kendini koltuğa attı hiç hatırlamıyordu...

- Hey bu ne hâl ?...

Diye Gönül`ün dokunuşuyla açtı gözlerini... Kafası öylesine duruyordu yerinde ama bomboş gözlerle de çevresine bakmaktan alamıyordu kendini.

-Ne anlatayım ki sana...Gene Elf bütün düşüncelerimi karmakarışık etti Astroloji gerçektir ve alınyazısı kozmik ışınlarla yazılır, dedi !... Tanrı yoktur, ama din vardır ve gerçektir; dedi.. Ve hiç birinin de izahını yapmadan kaybolup gitti !...

- "Tanrı yoktur, din vardır" mı dedi ?...

- Evet, aynen öyle !...

- Deli mi bu adam ?... Bana bak, senin bu uzaylı çılgının biri olmasın ?...

- Hayır !... Hayır, o çılgın olamaz !... Belki bir melek !... Ya da, öyle bir şey !... Ama bir gerçek !.. Tüm söylediklerinin altında gerçekler yatıyor ama, ne çare ki bende bunları kavrayacak kapasite henüz oluşmadı !...

Allah bana O`nun değerini idrak ettire !...

Ve öğrendiklerimin hazmını vere ... 

*   *   *