Evrensel Sırlar

Ahmed Hulûsi

ÖTELERDE BİR BOYUTTA

Dünya mı ?... Genellikle ilkel insanlar yaşar orada!.. Hayatları, birbirlerine karşı böbürlenme mücadelesiyle, kendilerini, üstün görme duygusunu tatmin çabalarıyla geçip gider... Bütün hayâlleri, birbirlerini tahakkümleri altına almaktır!...

-Ama Aynha, sen, geçenlerde Dabaddah ve ona benzeyen birçok kimsenin oradaki varlığından söz etmemiş miydin?...

-Evet Elf, ama onlar insanların içinde orana vurulursa, Samanyolu’na kıyaslanan dünya uydusu ay gibi kalır!...

- Aynha, evrende Dünyalılar ve bizden başka aklı olan, yani bizler gibi düşünebilme yeteneği olan varlıklar mevcut değil mi ?

-Elbette mevcut !... Hem de sayısız !... Meselâ Güneş sistemindeki Setri`liler!. Ama onlar, Dünya`lılar gibi yoğunlaşmış bir bedensel yapıya sahip değiller... Ancak zaman zaman, bazıları yoğunlaşmış görüntüye sahip olabilirler...

- Anlayamadım...?

- Bak Elf, sen henüz gelişme devresindesin... Bunların hepsini çok kısa bir sürede anlayabilmene imkân yok... Ancak zamanla, çok çeşitli meseleler arasındaki bağlantıları tamamlayabilecek ve tümel aklın eserlerini ortaya çıkartabileceksin...

Önümüzdeki ay imtihanın var !... Şâyet onu kazanırsan, bir süre için dünya ile iletişim kurup, onların yaşamlarını; daha sonra da Setri`ye geçip onların hayat şartlarını daha yakından görebilirsin...

Ama unutma ki, bu önündeki imtihanı başarı ile vermene bağlı...

- Söz veriyorum Aynha, bu imtihanı verecek ve seninle oralara gitmeğe hak kazanacağım.

- ÖZDE !

- ÖZDE Aynha!...

İdepya, Kurgas dize yıldızlarının en yücesi... Dünya bilimine göre ise yıldız bile sayılmaz!... Çünkü, onun maddesel bir yapısı ve görüntüsü hiç yoktur !...

Dünyalılar, gelişmemiş 5 duyulu yaşantıları îcabı, sadece maddesel yapıya önem veren ve örneğini gördükleri şeye göre, başka şeyler hakkında yargıda bulunan varlıklardır...

Her ne kadar bazı kısmî gelişme göstermiş bilim adamları, madde ötesinde ışınsal yapıları bulmuş; ve bunların maddesel yapıyı meydana getirdiklerini öne sürmüşse de, toplum henüz ilkel beş duyuya dayanan fikir yaşantısından kurtulamamıştır.

Evet İdepya, dünyalılar, yani gelişmemiş 5 duyulu insanlar diliyle, "ışınsal kitle" yıldızıdır. Bu kitlenin hacmi, üzerinde gelişen ışınsal yapılı akıl birimlerinin her biriyle daha büyümekte ve güçlenmektedir...

Evreni var eden tümel akıl, burada enerji birimlerine, öz vasfı olan kudret ve aklı bağışlamıştır... Orada her bir birim, idrâkının kapsamı oranında enerjiye ulaşır...

Ve tümel akıl, Onda kendini seyreder !...

Neyse, biz İdepya`lı Elf`e dönelim yine... Zira, onun imtihan günü geldi çattı bile...

Bakın, Aynha`nın huzurunda; aklı, bütün öğrendikleri arasında nasıl son süratle gezinip duruyor...

Aynha`dan sözedelim biraz...

Aynha, İdepya`nın en geniş kapsamlı tümel akıl temsilcisi. Yeni yetişmekte olan birimlerin, en yetenekli binini geliştirme görevini yüklenmiş.. Onlara, kendi âlemlerini, kendilerini ve evrendeki diğer akıl serpintilerine nail olmuş varlıkları ve tümel aklı idrak ettirmek görevi..

Bir bakıma kolay işi, bir bakıma da zor !...

Kolay; zîrâ karşısındaki akıl birimlerinin hiç biri, hiçbir şeyle şartlanmış değildir !...

Zor; tam saf ve ilkel aklı tümel akıl hâline getirerek, evrenin ve tümel aklın sırlarına sahip hale getirmek; ilkel varlıkların anlayamayacağı, hatta hayâl bile edemeyeceği bir iştir !..

Neyse, biz şimdi dönelim Elf`in ilk imtihanına...

Elf, bazı kutsal noksanların tesiri altında Aynha`nın ilk sorusunu bekliyor...

Ya, sorduğu meseleyi çözmekte güçlü çıkamazsa! O takdirde, seyahatler en azından bir gün daha ileriye atacaktı... Yani dünya yılıyla bin yıl ileriye!... Az mı zamandı bir gün !..

O, bu fikirlerde gezinirken, çağırdı kendisini Aynha:

- İlk soruna hazır ol Elf !..

- Buyur Aynha !... Seninleyim !..

- Evren, tümel aklın eseri olduğuna göre, evrendeki, bir kısım varlıkların ilkelliklerinin sebebi nedir ?

Elf bir an durdu!.. İdepya`lıları düşündü... Oradan Kurgas dize yıldızlarını fikir gözüyle seyretti... Oradan, karşı galaksi Samanyolu’na geçip güneş uydularını fikretti, ve sonra dünyalılara dair aldığı bilgileri derleyip topladı.. Sonra, Setrilileri düşündü...

Tümel aklın tüm haşmetinden, akıldan mahrûmmuşcasına yaşayan primitif varlıklara kadar...

Evet, bu primitif varlıklar dahi nasıl oluyordu da tümel aklın bir eseri ve kemâli olabiliyordu...

Bu çok zor sorunun cevabını hemen dizeledi...

-Tümel akıl için, ilkellik veya gelişmişlik diye birşey mevzubahis değildir. O sadece, her an yeni bir şey îcat eder ve dilediği düzene göre bunu ortaya çıkartır.

Ancak bu ortaya çıkardığı şeylerin herbiri kendisi için aynı değerdedir. Onlar arasındaki fark, o şeyle diğerleri arasında, birbirlerine göredir!.. Yani, değerlendirmeler tamamıyla göreseldir!. Tümüyle bir isimlendirmeden ibarettir.

Gerçek mânâdaki farklılık, değişkenlik, bilimsel açıdan, değerlendirme olarak ifade edilir. Ve bu da ifadeye çalıştığım gibi tamamıyla göresel (izâfî)dir..

İşte bu yüzden, birimsel mânâda her ne kadar değerlendirme mevcut gibi görünürse de; kendilerini birimsel hüviyetten kurtarıp, tümel aklın aksettiricisi haline getirenlerde, her birim eş ölçüde tümel aklın bir îcadıdır.

Aynha aldığı cevabı yeterli bulmuştu...

İkinci soruyu verdi:

-Birimlerin azap ve mutluluğu, tümel aklın aksettiricisi olmalarına rağmen nasıl olabilir..? Tümel akıl için azap veya mutluluk mevcut mudur?.. Mevcut ise nasıl olur..?

Mevcut değilse, herşey ondan aksettiğine göre azap ve mutluluğun kaynağı nedir ?...

Elf, oldukça çapraşık olan bu sual karşısında da bir an durdu; o güne dek gelişmiş bulunan bellek denizindeki bütün fikir adacıklarını gezindi... Gerekli bağlantıları kurması hiç de güç olmadı ve hemen cevabını dizeledi gene...

-Azap veya mutluluğun kaynağı, birimlerin, birimsel varlıkları içinde birbirlerine bakmalarından; ve bu bakış açısından doğan değerlendirmelere saplanmalarından doğar !..

Birimlerin, birimsel varlıklarının bilinç boyutunda mevcut olmadığını farketmeleri ve ; varlıklarının, tümel aklın aksettiricisi olduğunu idrâk etmeleri nisbetinde de, azap veya mutluluk kavramı varlığını tüketir; ve bütün birimler, "eş değer" ifade etmeğe başlar.

Ancak, bu da aksettiricideki tümel aklın görüntüsü ölçüsünde olur !.

Birim, kendisinde ve dışında, her şeyde görünenin tümel aklın bir eseri olduğunu farkederse, her şeyi bir gözle görür ve artık onun için tüm zıtlar yok olur...

Sadece, tümel aklın bir gözüyle diğer gözünü seyrettiği âşikâr olur.

Gelişme sürecine oranla, Elf`in verdiği bu cevap da yeterli sayılabilirdi.

Aynha derhal başka bir soruya geçti:

- Birimlerin varoluş noktası nedir... Sonu nedir.. ?

- Birimlerin varoluş noktası, Tümel aklın îcat vasfıdır !.. Sonu ise birimin sonsuzlukta, tümel aklın o vasfını sürekli olarak değişik şekillerle aksettiregitmesi..

Eğer mutlaka bir son kabullenmek gerekirse; birimin, tümel aklın aksettiricisi olduğunu idrak etmesini bir son olarak kabul edebiliriz...

Bundan ötesi ise sonsuzluktur... Çünkü, tümel akıl için son düşünülemez, yani vasıfları için !..

Aynha, henüz ilk dönem gelişme sınavını veren Elf`in bu cevaplarını olumlu buldu...

Elf, tümel aklın en kapsamlı bir aksettiricisi olmağa namzetti... Bu yüzden de artık bir takım görüşmelere, temaslara başlayabilirdi...

Elf, artık Dünyalılar ve Setri`liler ile bağlantı kurup, onların yaşam ve düşünce düzeylerini yakından incelemeğe rahatlıkla hak kazanmıştı, bu cevaplarıyla...

Elf, daha dünyalılarla ve Setrililerle görüşmeğe başlamadan önce niçin böyle bir sınava tâbi tutulmuştu...

Bunun sebebi şu idi...

Elf, şartlanmasız bir ortamda, bilgi birikimi sistemi ile gelişen salt akıl birimi idi.

Dünyalılar ve Setrililer ise, onların yapılarına tamamıyla zıt düşen bir ortamda, şartlanmalar düzeyinde yetişen ve daha sonra bu şartlanmalardan sıyrılabildikleri oranda kendilerini tanıyan varlıklardı...

Elf, bu gerçekleri bilmeden onların arasına girseydi, temel prensipleri bilmemesi sebebiyle, onlardan gelecek olan birimsel şartlanmaları gerçek bilgiler sanıp, öz yapısını şartlanmışlığın karanlığında kaybedebilirdi...

Bu yüzdendir ki, İdepya`da yetişen tüm salt akıl birimleri temel bilgi birikimlerini tamamlamadan Dünyalılarla ve Setrililerle temasa geçemezlerdi.

Aynha, bu cevaplardan hoşnutluğunu ifade etti...

-Temel prensipleri, gelişim oranın ölçüsünde tamamlamış sayılırsın Elf!. Artık Dünyadan biri ile temasa geçebilir, onların yapılarını, fikir düzeylerini bilfiil inceleyebilirsin...

-Teşekkür ederim Aynha! Ancak bu arada sormak istediklerim var şimdi.

Onlardan herhangi biriyle mi temas kurmalıyım, yoksa içlerinden bir seçim yapmam gerekir mi... İlk sualim bu ?

-Şâyet herhangi biriyle temas kurarsan, büyük bir ihtimalle maddesel yaşam veya hayvansal düzey içindeki bir birime rastlarsın, ki bu da amacına yararlı olmaz!...

Hiç değilse, insânî birim olduğunun farkında olan birini bulmalısın ki, hem senin deney ve gelişmene faydalı olsun, hem de sen ona yararlı olabilesin...

-Aynha, ek bir sorum var... Maddesel yaşam veya hayvansal yaşam dedin... Bundan kastın nedir.. ?

-Bak Elf, maddesel yapıda, birçokları maden, nebat ve hayvan aşamalarını tamamlamış ve insan cesedine bürünmüşlerdir; ancak tümel aklı aksettiricileri, nebat veya hayvan aşamalarını geçememiştir... Bu yüzden de dış yapı ile çelişkisi, tümüne vâkıf olmayanları yanıltır...

-Aynha, maden, nebat, hayvan ve öz mânâda insan düzeyindeki dünyalıları misâller ile tanımlayabilir misin ?..

-Bak Elf, bir birim görürsün oraya gittiğinde... Sûreta insandır!.. Ancak yaşam düzeyini incelediğinde görürsün ki, fikrî îcat düzeyi sıfırdır. Davranışları, tümüyle yetişme süreci içinde aldığı şartlanmalar ile bedensel ihtiyaçlar gereği olarak ortaya konmaktadır... Bedenî zorunluluk olmasa, yeme, içme, uyuma karşı cinsle temas kurma gibi davranışları bile ortaya koymaz. Fikrî hiçbir îcâdı yoktur. Bu madde düzeyindeki insandır !.

Nebat (bitki) düzeyinde olanda ise hareket etkendir. Bu da tamamıyla şartlanmalar ile yaşar, ancak hareket onda kendini ortaya koyar... Bir şeyler yapmak ister... Ancak bütün bunlar şartlanmalar veya bedensel zorunluluklar doğrultusunda ortaya çıkar... Atıllık burada yerini hareketliliğe terketmiştir... Bunda şartlanmalar ölçüsünde ve istikametinde bedenî zorunluluklara doğru hareket görülür çoğunlukla... Bu da insandır!

Hayvan düzeyindeki görünüm insanya gelince... Bunda da etken olan şartlanmalar, bedenî zorunlulukların en iyi şekilde giderilmesi yolundadır. Devamlı hareket halindedir ve her bir hareketinden amaç da daha iyi yemek, içmek, daha çok cinsel münasebetlerde bulunmaktır. Bu yaptıkları, şartlanmaların hükmü altında olarak, bir gayedir kendisi için... Sadece kendisini veya kendisiyle birlikte çok sevdiği birisini düşünür...

İnsan düzeyindekine geldiğimizde ise; onun durumu çok farklıdır. Öncekilerde olanlar, onda da vardır; ancak bunlar onun yaşamında diğerlerinde olduğu kadar geniş yer tutmaz. Bedenî zorunluluklar sonucu olarak, belli bir ölçüde yapar yaptıklarını. En önemli taraf da, bunlar gaye değil, vasıtadır. Gayesi ise, kendisinin ne olduğunu bilmek, çevresinde gördüklerinin aslının ne olduğunu anlamak, geleceğinin ne olacağını görebilmektir.

İşte bu düzeye ulaşmış olanlar, "insan" kavramına " ilk basamak" olarak hak kazananlardır. Bu idrak düzeyindeki, gelişme kapsamı oranında özyapısına erişir ve en sonunda şâyet kapasitesi müsait ise, bizler gibi tümel aklın tam bir aksettiricisi olabilirler.

"İnsan" genel adıyla tanınan türdeki çeşitli sınıfları sana şöyle bir örnek ile de açıklayabilirim...

İnsan sûretinde bazı birimleri göreceksin ki; boyunlarının üstünde sanki baş yoktur!.. Kuru bir, başsız gövde gibidirler... Bedensel dürtülerinin doğrultusunda yer-içer, çiftleşir ve gözlerinin gördüğüne sahip olmak için yaşar, geçerler...

Bir kısım insanlar da vardır ki onların boyunlarının üzerinde sanki baş yerine bir teyp cihazı vardır... Onlarda bir öncekilerin yaptıklarına ilâveten, çevreleri kendilerini nasıl şartlandırırsa, o istikamette yaşarlar... Tıpkı bir android gibi !.. Çevreleri kendilerini nasıl şartlandırıp, belleklerine ne yüklerse, o şeyi hiç düşünmeden eleştirmeden olduğu gibi doğru diye kabullenirler ve bu aldıklarını da aynen çevrelerindekilere aksettirirler !.. Kısacası, bir teyp bandı gibi, çevrelerinden ne alırlarsa aynen onu yansıtırlar, aldıklarına hiç bir düşünsel katkıları yoktur !..

Az bir kısım "insan" daha vardır ki; onların da boyunlarının üstünde, sanki baş yerine bilgisayar vardır! Düşünme, değerlendirme, yorumlama, ve bunlara göre de kendi yaşamlarına yeni bir yön çizebilme yetisine sahiptirler !.. Bunlar sanki bilgisayar düzeyine yükselmiş insanlardır...

Kolay kolay şartlanmalar ile yaşamlarına yön vermezler... Her şeyin özünü aslını araştırırlar ve sürekli yeniye ve bilgiye açık bir şekilde yaşarlar... Bunlar gerçek anlamıyla "insan"lık sınıfının alt tabakasıdır...

-Bunun da ötesindekiler mi var Aynha ?..

-Evet Elf !.. Bunlardan öte, gerçek anlamda "İNSAN" olan; bizlerden biri olduğu gerçeğine henüz dünyada iken erişmiş ve âdeta Dünyalılar arasında "garîb" kalmış "Özben" birimleri vardır ki; onları sana ne kadar anlatmaya çalışsam anlatamam !..

Çünkü onlar, tüm Dünya değer yargılarını aşmışlar, Tümel aklın gözü, kulağı, dili olmuş; Evrensel Sırlara sahip, insanlara ışık tutan birimlerdir... En az, senin kadar gerçeklere vâkıf olmuş; bedeni itibariyle insan-beşer yaşantısı içinde; ancak, bunun ötesinde evrensel kozmik bilinç ile özdeşleşmiş birimlerdir ki onlar; tümel aklın insanlar arasındaki ÖZ sahibi şahitleri, uyarıcılarıdır..

-Demek insanlar arasında böyleleri de vardır Aynha !..

-Unutma ki Elf, Tümel akıl, her âlemde, tüm mükemmeliyetiyle seyreden gözlere, işiten kulaklara ve konuşan dillere sahiptir...

Ama o ortamın diğer birimleri, bunların farkında bile olmazlar, algılama kapasiteleri dışında kaldıkları için !.. Onları da, kendileri gibi biri sanırlar!. Zaten, beyinleri onları değerlendirebilecek düzeyde gelişmediği için, bildirilse dahi ellerinden bir şey gelmez !..

-Peki, ben Dünya`da bunlardan biriyle mi iletişim kuracağım?...

-Hayır Elf !.. Ne senin, onlara bir katkın olabilir; ne de onlar sana gerek duyarlar !.. Çünkü onlar, her şeyi ÖZLERİNDE bulmuşlardır...

Sen, bir önce söylediğim sınıftan birisiyle iletişim kurmalısın..

Düşünen, araştıran, yeniye açık, şartlanmaların dışına çıkabilecek güçte bir kimse bulup, onunla temas kurarsan, hem ona faydalı olursun, hem de gelişmende, onun geçirdiği halleri öğrenmenin büyük faydası olur. Bunlar da umumiyetle, maddecilik deniziyle mâneviyatçılık yani spritualizm denizlerinin birleştiği bölgede, Orta Doğu diye adlandırılan alanda yaşarlar.

Orta Doğu, batının maddiyatçılık fikri ile doğunun Spritualizminin çatışmasından, hakikatin çıkabildiği bir bölgedir dünya üzerinde. Bu sebeple çok yönlü bir araştırmacı, senin için en iyisidir

Aynha, burada sustu...

Elf, bir süre durdu... Dünya`ya yöneldi ve sonra sordu:

-Aynha, lütfen sen bana en yararlı olabilecek birisini bulur musun ?.

Aynha bir an durdu, araştırmaya daldı... ve cevapladı...

-Dünya yaşamına adapte olmadan benimle temas kur... Sana hangi ülkeden kiminle iletişime geçeceğini bildireceğim.

Ancak bil ki, bu kişi, sana çok geniş bir sual sahasında karşı çıkacak ve seni pekçok evrensel sırları açıklamak zorunda bırakacaktır... Ve sen onun bütün sorularını cevaplamak zorundasın !..

Şâyet bir sualin cevabını veremezsen, anında benimle buluş ve onu cevapsız bırakarak zor duruma düşürme.

-Peki Aynha !.. Dediklerine aynen riayet edeceğim...

*   *   *