Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

ŞAM SEFERİ

Bu arada Irak`ta bulunan Hazreti Halid`e de bir mektup yollayan Halife Hazreti Sıddık, O`na Şam üzerine hareket etmesini; Kendisi`nin Medine`den göndereceği ordunun kumandasını ele almasını; O`nun ordusunda bulunan yorgun veya memleketine dönmek isteyen askerler varsa, onları memleketlerine gönderip, onların yerlerine kendisinin yolladığı ordudan adam koymasını bildirmişti.

Medine`de toplanan muazzam ordu`ya, Ebu Süfyan`ın oğlu Yezid`i kumandan tayin eden Ebu Bekr es Sıddık Hazretleri; O`na çok önemli tavsiyelerde de bulundu. Bu tavsiyelerden bazıları şunlardı:

-Sakın gururlanma!... Cenabı Hak gururu ve gururlananları sevmez.

Askerlerle aranın iyi olmasına çok dikkat et!.. Onlara daima hayırdan bahset ve hayır vaad et. Askere nasihat ettiğin zaman, sözlerini kısa tut; Zira sözün uzun olursa sonu başını unutturur. Kendini islah et ki onlar da islah olsunlar.

Namazlarını erkanıyle ve vaktinde kıl; Vaktini geçirme!..

Düşman elçileri yanına geldiği zaman, onlara izzet ikram göster, fakat yanında çok tutma!..

Askerlerinin durumunu anlayamadan gitsinler. Onlara askerlerini gösterecek olursan, onların zayıf taraflarını görürler. Bilakis, onları en değerli, en seçme askerlerin arasında kabul et!. Senden başka hiç kimsenin onlarla görüşmesine müsade etme!..

Kimseye sır verme!

Geceleri uyanık olup arkadaşlarınla sohbet et ki, yeni yeni haberler alasın. Geceleri daima askerlerine nöbet beklet ve karakolları çoğalt!.

Vakitli ve vakitsiz onları dolaşıp daima kontrolün altında bulundur!..

Doğru sözlü kimseler ile görüş!. Sen korkma ki başkaları da korkmasınlar!..

Ganimet malını da çok iyi muhafaza et! Çünkü o emanettir!..."

Ordunun Şam`a müteveccihen hareketinden bir zaman sonra, yol üzerinde bulunan, o zamana kadar alınmamış olan kale ve şehirleri; teker teker zaptedilip,Islâmiyete kazandırılmış olduğuna dair haberler Medine`ye ulaşmağa başladı...

Az bir şey mi idi bu?.

Bir yanda, zamanın iki büyük imparatorluğundan birisi olaniranimparatorluğu, iyiden iyiye yıpratılmış; O`nun önemli bir parçası olan Irak, aşağı yukarı baştan sona fetholunmuştu...

Şimdi de zamanın diğer büyük olan imparatorluğu olan Doğu Romaimparatorluğu`na gelmişti sıra.. O`nun güneydeki en büyük şehri olan Şam`ın, müslümanların eline geçmesi; şüphesiz ki bu imparatorluğa vurulmuş olacak çok büyük bir darbe idi..

Ve elbette ki, hepsi bu kadarla kalmayacak;Islâmiyet bir sel gibi, bir rüzgar, bir fırtına, bir kasırga gibi, bütün yer yüzüne dağılacaktı... Her ne kadar; kendi menfaatini, kendi çıkarını isteyen insanlar ve devletler bunu istemese de...

İşte, YüceIslâm`ın ulu ve eşsiz Halifesi Hazreti Ebu Bekr es Sıddık; Kainatın en büyük, en mükemmel, ve eşsiz bir yaradılışına sahip olan Ahir zaman Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselamın izinden yürüyerek; O`nun bildirmiş, O`nun nakletmiş olduğu, Allah`ın emirlerine uyarak;Islâmiyeti bu günkü hÂline getirmiş, yer yüzüne dağılan yolların kapılarını açmıştı.

ArtıkIslâmiyet, bu açılmış olan kapılardan yeryüzüne bir ışık hızı ile dağılacak; kopkoyu bir karanlığa, şahsi ve hayvani hislerini tatminden başkalarını düşünmeyen insanların kaplamış olduğu dünyaya, ansızın güneş gibi, ışık saçacaktı!...

Ne çareki, yeryüzündeki, ışıktan kaçan yarasalar hiç bir zaman da ortalıktan kalkmayacaklar; kıyamete kadar yaşayıp, ortalığı karanlığın kapladığı anda, meydana çıkacaklar, bir çok zavallı insanın kanlarını emeceklerdir!...

Evet,Islâmiyet bütün dünyaya ışık saçacaktı demiştim...

Allah`ın emirlerine, Rasûlü Ekrem`in göstermiş olduğu şekilden dışarı çıkmamak suretiyle riayet eden Hazreti Ebu Bekr es Sıddık ve ondan sonra gelen Hazreti Ömer el Faruk gibi yapıldığı müddetçe;Islâmiyet bütün dünyaya ışık saçacaktı.

Tıpkı, bizim gibi önümüze getirilen bir uçağı, onu kullanmasını öğreten hocanın emirlerine riayet ederek kullanıp, en yükseklere çıkan insanlar gibi...

Ve ne zaman ki, sonradan gelenler, Hazreti Sıddıkın, Hazreti Ömer`in yürüdüğü yoldan ayrılıp bilmedikleri yerlere saparlar; işte o zaman hem kendileri karanlığa düşerler, ışıkları kaybolur, hem de onları takibedenler..

Böylece ışık gittikçe azalıp da az bir zümreye münhasır kalana kadar... Artık bu karanlık içinde yaşarlarken, birisi kollarından ışığın mevcut olduğu yere çekerse ve onlar da kendilerini kurtarmak isteyenlere uyup aydınlığa çıkabilirlerse nu mutlu...

Tıpkı, verilmiş olan uçağı hocasının öğrettiği tarzda kullanıp onunla en yükseklere çıkan ve sonra da başkalarının da haklarını kullanması için uçaktan inip de oradan ayrılan insan gibi...

Eğer sırası gelenler kendilerinden evvel binenlerin uçağı kullandığı gibi kullanmazlarsa, bir zaman sonra uçak normal gidişi terkedip düşmeğe başlar... Velev ki o esnada birisi kendisine nasıl hareket etmesi lazım geldiğini söyleyip, o da yol gösterenin dediklerini tatbik ederek vaziyetini kurtarsın...

Eğer, Hazreti Ebu Bekr es Sıddık`ın, Hazreti Ömer`in yürümüş olduğu yolu terkedip de, karanlıklar içinde kalan insana; bir kurtarıcı eli erişmez veya her hangi bir sebeple, kendisine uzatılmış eli karanlıkta kalan insan tutmaz ise, sonu onun için muhakkak felaket olur... Artık onun bu hareketi intihar demektir.

Tıpkı, uçakta, kendisine öğretileni yapmayıp da çok güç duruma düşen insanın, kendisine o anda akıl öğretecek birini bulamaması; veya böyle bir kişiyi bulup da onun dediklerini tatbik edememesi gibi bir durum.. Artık bu, söz dinlemez acemi pilot için bir felaket olur... Onun intiharı demektir bu inatçılığı...

Evet,Islâmiyet, insanlara -yolunda yürüyüp, emirlerine riayet olunduğu müddetçe- bir güneş gibi ışık saçacaktı...

Ve gene de saçacaktır...

İşte, ışığın yayılması için ilk kapılardan birini açmaya gayret edip, canını dişine takmış asil insanlar; nihayet Şam`ı muhasara ettiler... Neredeyse kapı açılacak artık!.

Ve bu haber de Medine`ye ulaştı... Herkes, büyük heyecan ve merak içind bu mutlu haberi bekliyor... "açıldı" sözünü bekliyor...

 *  *  *