Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

GÜNLER NASIL GEÇIYORDU

Hazreti Ömer bir gün yakınlarından işitmişti ki, şehrin kenar mahallesinde yaşamakta olan ihtiyar ve gözleri görmez bir kadın varmış.

Bunun üzerine hemen kalkıp o kadının evine gitti..

Yaşlı ama kadıncağız evinin bir köşesinde oturmaktaydı..

Hazreti Ömer bu yaşlı ve gözleri görmeyen kadına bir ihtiyacı olup olmadığını sorunca aldığı cevap onu şaşırttı..

Kadının ihtiyaçlarını az önce gelen bir görüp karşılamıştı..

Bunun üzerine Hazreti Ömer ertesi günü daha erken bir saatte tekrar o kadının evine gitti, onun ihtiyaçlarını karşılamak ve arzularını karşılamak üzere... Fakat heyhat!... Gene o kişi gelmiş ve gerekenleri halletmişti.

Daha ertesi gün gene gitti Hazreti Ömer... Hem de bir hayli erken!.. Ne varki o kişi gene daha erken gelmişti Hazreti Ömer`den..

Bu durum birkaç gün daha böyle devam edince Hazreti Ömer iyice meraklandı ve çok erken bir vakitte kadının evine gitti... içeriden ses geldiğini duyunca, sessizce pencereye yaklaştı ve içeri baktı büyük bir merakla.. Acaba kimdi bu, her sabah erkenden gelipyaşlı ama kadının ihtiyaçlarını karşılayan...

Birde ne görsün!...

Bu yaşlı ve ama kadının işlerini görüp, onun ihtiyaçlarını gideren merhametli insan, kocaIslâm halifesi Hazreti Ebu Bekr es Sıddık değilmiymiş!..

Halife Ebu Bekr es Sıddık hazretleri, bir mesele olduğu zaman Kur`an-ı Kerimi açarak olaya çözüm arardı..

Eğer o meselenin çözüm yolunu açık olarak Kur`anı Kerim`de bulamazsa, o konu ile ilgili olarak bir hadis arardı. Fakat o konu ile ilgili olarak ne bir ayet ne de bir hadis bulamazsa; o zaman kalkıp Ashabın topluca bulunduğu yere giderek, onlara:

-Falanca ila filanca, böyle bir meseleden dolayı bana müracaat ettiler. Rasûlü Ekrem`in hayatta iken bulduğu bir çözüm varmıydı, bu veya buna benzer bir mesele hakkında?...

Diye sorardı.

Bunun üzerine Rasûlü Ekrem`in bütün yakınları bir araya gelerek, o meseleye benzer vakalar hakkında ne kadar malumatları varsa, onların hepsini anlatırlar; bundan sonra da, o anlatılanlara göre Hazreti Ebu Bekr es Sıddık bir karara varırdı.

Eğer Ashab dahi buna benzer olmuş bir hadiseyi hatırlayamazsa; o takdirde, Halife teker teker hepsinin fikirlerini alır ve neticede hangi hal yolu üzerinde ittifak hasıl olursa, o karara varırdı.

Çeşitli zaruretler içinde kıvranmakta olan insanları gördüğü bir gün, arkasından gelmekte olan Hazreti Âli`nin oğlu Hasan`ı görmeksizin, şöyle demişti kendi kendine:

-Ah, ne olur bütün insanları doyuracak kadar kudret sahibi bir adam olabilseydim!...

Bu sözleri söylediği zaman; O`nun sahip olduğu imkanlara sahip olup da, O`nun kadar sahip olduklarını insanlığa hizmet yolunda harcayan bir kişi daha yoktu. Ve ondan sonra da gelmedi...

Arap yarımadasının çeşitli yönlerine dağılan onbir kol hÂlindeki müslüman orduları, bütün Arap yarımadasını yola sokmuştu.isyancılar, dini terkedenler, onlara sebep olanlar ve teşvik edicileri, cezalarının bu dünyada olan kısmını çekmişler, yarımada halkı umumi bir huzura kavuşmuşlardı.

 *  *  *