Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

MEKKE VE TAİF`İN FETHİ

Kureyşlilerin, yapılmış bulunan anlaşma hükümlerine uymamaları ve andlaşmayı bozmaları müslümanların Mekke`yi fethetmesine yolaçtı!..

Resuli Ekrem, yanında hazreti Ebu Bekr es sıddık, Hayber fatihi hazreti Âli ve hazreti Ömer de olmak üzere onbin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürümeye başladı...

Ne var ki Mekke`li kureyş halkı Hazreti Muhammed ve yanındakilere karşı çıkacak gücü kendilerinde bulamamışlardı...

En şiddetli bir savaşı, gazi ya da şehid olmayı kafalarına koymuş olan müslümanlar, müşriklerin bu korkaklıkları karşısında hayret etmişlerdi..

Ancak tam Mekke`ye girilirken çevredeki tepelerin arkasından çıkan birkaç bedevi müşriğin attıkları oklar iki müslümanı şehadet mertebesine ulaştırmıştı..

Böylelikle, Mekke, iki şehid haricinde kansız olarak ele geçirilmişti...

Mekke, müslümanların eline geçip şehirde emniyet sağlandıktan sonra Hazreti Ebu Bekr doğruca babasının yanına gitmişti..

Babası Ebu Kuhafe henüz müslüman olmamıştı!..

Ebu Bekr babasının ihtiyar hÂline aldırış etmeden onu evinden aldı doğruca Ka`be civarındaki Resuli Ekrem`in yanına getirdi..

Onları görünce Resuli Ekrem, Hazreti Sıddık`a olan sevgisi dolayısıyla tarizde bulundu..

-Şu ihtiyar babanı ziyarete gidene kadar bekleseydin ya!.. Buraya kadar niye yordun onu bu yaşlı hÂliyle?..

Hazreti Sıddık davranışının yerindeliğini ifade etti:

-Yüksek huzuruna gelmek onun boynuna borçtur Ya Resulallah!.

Resuli Ekrem bu hassasiyetinin Hazreti Sıddık`a olan sevgisinden ileri geldiğini vurguladı:

-Oğlunun bizim üzerimizdeki iyilikleri, yardımları dolayısıyla elbet biz de onun hukukuna riayet ederiz...

Mekke`nin fethi nasib olunca artık sıra Taif`e gelmişti...

Onbini yanında gelenler ve ikibini de Mekke`den katılanlar olmak üzere toplam onikibin kişilik bir kuvvet ile, yirmi bin kişilik Taif`li müşriklerin ordusu üzerine yürüdü.

Tarih, Hicretin sekizinci yılı şevval ayı...

Taif`te ve civar kabilelerde bulunan bütün müşrikler bir araya toplanmışlar, müslümanlara son ve kat`i bir darse vurmak istiyorlardı.

Zira onlar da biliyorlardı ki, bu ellerine geçen son fırsattı!.

Eğer bu defa da müslümanlar yenilip dağıtılamazsa, bundan böyle önüne geçilemez bir hal alacaklar; ve bir çığ gibi büyümekte devam edeceklerdi.

Müslüman ordusunda ise bir rehavet göze çarpmaktaydı. Ordularının kuvetinden çok emin bulunuyor ve nasıl olsa düşmanı yeneriz diye düşünüyorlardı.

Cenabı Allah, kuvvetlerine güvenen müslümanların bu hallerinden dolayı, onlara bir ders verdi...

Mekke`nin fethinden on altı gün sonra, Şevval ayının altıncı günü hareket edildi.

Müşrikler iki yandan saldırmaktaydı!

Müslüman kuvvetlerin öncüleri, daha müşriklerle ilk çatışma anında bozularak geri kaçmaya başladı.

Ricat öylesine büyüyüp orduya sirayet etti ki, Resuli Ekrem`in yanında, sebat edip de düşmanla çarpışan Hazreti Ebu Bekr es Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Âli, Hazreti Abbas ve daha yüz kadar sahabesi ancak kaldı.

O zaman Resuli Ekrem, şöyle bağırılmasını emretti:

-Ey, Huneyn`de geri dönmemek üzere söz veren ashab!

Bu çağırı üzerine , ricat etmekte olanlardan bir kısmı şu nidalarla geri dönmeye başladılar:

-Lebbeyk!.. Lebbeyk!.. Lebbeyk!..

Bunun üzerine Resuli Ekrem, Cenabı Allah`dan kendilerine zafer ihsan etmesi için duada bulundu.

Sonra da, yerden bir avuç toprak alarak müşriklerin üzerine savurdu...

Öylesine bir savuruştu ki bu, müşriklerin içinde tek bir ferd kalmadı, onun ağzına, burnuna, gözüne, onu savaştan engelleyecek bir şekilde toprak kaçmamış olsun!.

Bir mucizeydi bu!.

Bundan sonra müşriklerin üzerine son kat`i hücum yapıldı...

Bu hücum sırasında, Cenabı Allah gene meleklerle takviye buyurmuştuIslâm ordusunu...

Bu kat`i saldırı karşısında dayanamayan müşrikler, selameti kaçmakta buldular.

Zaten oldukça da önemli kayıplar vermişlerdi. Hemen çok sağlam olan Taif kalesine sığındılar..

Resuli Ekrem, üstlerine fazla düşmedi; ve bunun neticesi kısa bir zaman sonra görüldü.

Taif halkı kendi isteğiyle müslüman olmuştu!.

Böylece savaş, Cenâb-ı Allah`ın yardımı ile kazanılmış, müslümanlara da bir ders olmuştu...

Seferden gelindiği günlerden biri idi.

 *  *  *