Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

UHUD SAVAŞI

Kureyşliler bir türlü hazmedemediler, Bedir`de almış oldukları büyük mağlubiyeti!.

Bu hezimetin öcünü almak üzere, Ebu Süfyan kumandasında son teçhizatlı üç bin kişilik bir ordu teşkil ettiler.

Görüldüğü gibi Bedir`deki ordu mevcudunun üç misli olan bu ordu, Medine üzerine hareket etti... Medine`nin yakınındaki Uhud dağı yanına gelen müşrik ordusu Şevval ayının yedinci günü karargah kurdu. O zaman için çok önemli bir kuvvetti bu...

Bu durum üzerine, Resuli Ekrem gene her zamanki gibi bir harp meclisi kurdu ve bu mecliste sahabenin ileri gelenlerinin fikirlerini aldı.

Resuli Ekrem görmüş olduğu bir rüya dolayısıyle, harbin, Medine`nin dışına çıkılmaksızın, müdafaa savaşı tarzında yapılması iyi olacağı kanaatinde olduğunu açıkladı.

Bu fikir, Hazreti Ebu Bekr es Sıddık tarafından da beğenilmişti.

O da kalkarak bunun gerekçelerini izah etti ve Resuli Ekrem`in ileri sürdüğü tarzda savaş yapılmasının daha yerinde olacağını söyledi..

Bu arada ashaptan bazıları dahi aynı fikri müdafaa ettiler...

Fakat Hazreti Hamza ve Bedir savaşına katılmamış bulunan sahabe, meydan harbine taraftar olduklarını söyleyerek, bu hususta çok ısrar ettiler

Bu durumda, Resuli Ekrem onları kırmayarak, bin kişilik bir ordu teşkil etti ve Uhud dağına hareket edildi...

Ancak, yolun yarısına gelindiği zaman, üç yüz kişilik bir münafıklar grubu, meydan savaşı yapmanın doğru olmayacağını öne sürerek, ters yüzü şehre geri döndüler.

Böylece müslümanların kuvveti yedi yüz kişiye düşmüş oldu...

Harp sahasına gelindiğinde, kısa bir süre mola verildikten sonra, Resuli ekrem arka taraflarına düşen geçidi müdafaa etmeleri için elli kişiyi vazifelendirdi; ve her ne pahasına oursa olsun, kendisi çağırmadığı müddetçe buradan ayrılmamalarını söyledi.

Harp çok şiddetli başladı!.

İlk aşamada, müslümanlar çok sert bir hücumla müşriklerin hepsini dağıttılar.

Fakat daha sonra kaçmakta olan putperest Kureyşlileri takip etmeyerek, ganimetleri paylaşmağa koyuldular!.

Arkadaşlarının ganimetleri paylaştığını gören geçit bekçilerinden kırk ikisi de dayanamayarak, ganimetten hisselerini almak üzere, geçidi terkedip, onların yanına gittiler...

Bu hal üzerine, bilahare müslüman olup Resuli Ekrem`den "Allah`ın kılıcı" ünvanını alacak olan Velid`in oğlu HÂlid, derhal müşriklerin bir kısmını topladı ve geçitte kalan sekiz kişiyi de şehid ederek, arka taraftan müslümanlara hücum etti... Kaçmakta olan diğerleri de, haber aldılar ve Ebu Süfyan kumandasında önden saldırdlar...

Bu ikinci aşamada, müslümanlar ansızın gelen düşman kuvvetlerini görünce şaşırdılar; güç bela kendilerini toparlamaya çalıştılar. Ne yazık ki bir netice alınamadı!..

Putperest Kureyşliler, karargaha kadar ilerlemişler Resuli Ekrem`in ta yanına kadar gelmişlerdi...

Müslümanlardan bir kısmı canını kurtarmak için şehre kaçarken, diğer bir kısmı da Uhud`a tırmanıyordu.

Canla başla savaşan Hazreti Ebu Bekr es Sıddık , Hazreti Ömer el Faruk ve Hazreti Âli gibi bir kaç kişi kalmıştı geride savaşa devam eden... Onlar da dağınık bir halde idiler savaşın şiddetinden!.

Derken yaklaşan birisi, attığı taş parçası ile Resuli Ekrem`in sağ alt iki dişini kırdı!.

Bir başkası, alnını yardı...

Bir diğeri de bir kılıç darbesi ile elmacık kemiğini yaraladı ve bu arada kırılan miğferin iki halkası da yanağına battı...

Bu darbe şiddetiyle at üstünden yere yuvarlanan Resuli Ekrem, zırhının da ağırlığı sebebiyle bir an için ayağa kalkamadı.

Bunu gören müşrik, "Muhammed`i öldürdüm" diye haykırmaya ve koşmaya başladı...

Zaten morÂli bozuk olan müslümanlar, bu sözleri de işitince, büsbütün yıkıldılar; ve kaçmaya başladılar!.

Tam o sırada, oradan geçmekte olan bir müslüman, Resuli Ekrem`in sağ olduğunu görerek:

-Ey Müslümanlar!... Geriye dönün!. Resulullah sağdır!. Yaşıyor işte!... Burada!... Geriye dönün, toplanın!...

Diye avazı çıktığı kadar bağırmağa başladı.

Bu müjdeyi işiten Hazreti Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Âli ve daha bir kaç kişi oraya toplanarak bir müdafaaya giriştiler topluca...

Onları gören yirmi kadar sahabe de yanlarına geldi ve sayıları otuza yükseldi.

Nitekim bu arada Hazreti Hamza`da -Allah ondan da razı olsun- şehid olmuştu.

Daha sonra müslümanların sayısı yeni gelenlerle yetmişe, yüze yükseldi.

Bu aradaibni Nadir -Allah ondan da razı olsun- ismindeki bir ashabın misli görülmemüş bir şekilde savaştığı görülüyordu. Daha sonra cesedi, almış olduğu seksen küsur yara dolayısıyla tanınmamış; ancak kızkardeşi parmak uçlarından teşhis edebilmişti bu şehidi.

Müslümanların tekrar toparlanışı ve hücuma geçişi, zaten oldukça muazzam bir zayiat vermiş bulunan müşrikleri büsbütün korkuttu.

Ebu Süfyan:

-Bu günlük bu kadar yeter!...

Diyerek, ordusunu topladı ve harp sahasını terkettiler.

Resuli Ekrem onların geri dönmesinden endişe ederek buyurdu ki:

-Düşmanları ardı sıra kim takip eder?

Bu vaki davet üzerine, başta Ebu Bekr es Sıddık olmak üzere, ashabı Kiramın yetmiş kadar ileri geleni, onları takip etti... Böylece bu savaş da dinsizlerin savaş meydanından kaçması ile son bulmuş oldu.

Ancak bu arada daha önce görmüş olduğumuz gibi, Rumlar Farsları yenmiş, Hazreti Ebu Bekr es Sıddık da bahsi kazanmıştı.

Fakat henüz yüz deveyi almamıştı. Aksi gibi, bahse girmiş olduğu Übeyy de Uhud savaşında ölmüştü...

Bunun üzerine Hazreti Sıddık, Übeyy`in varislerine müracaat ederek, onun mirasından yüz deveyi aldı ve Resuli Ekrem`e getirdi. Resuli Ekrem de Hazreti Eba Bekr es Sıddık`a:

-Ya Eba Bekr!. Bu develeri sen de sadaka olarak muhtac olanlara dağıtıverirsin... Buyurdu...

Hazreti Sıddık, develeri muhtaçlara dağıtalı epeyce bir zaman olmuştu...

Resuli Ekrem, yanında Ebu Derda -Allah ondan da razı olsun- ve daha bir çok sahabesi olduğu halde oturmaktaydı ki; aniden Hazreti Ebu Bekr es Sıddık gözüktü.

Elbisesinin eteklerini diz kapaklarına kadar toplamış, telaşlı bir halde koşa koşa geldi...

Resuli Ekrem, onun bu hÂlini görünce yanındakilare tebessüm ederek:

-Her halde arkadaşınız birisiyle çekişmiş olacak.. Buyurdu.

Zaten Hazreti Ebu Bekr es Sıddık`ı ne zaman görse, çehresi mütebessim bir hal alırdı Resuli Ekrem`in. Hatta en sıkıntılı, üzüntülü vakitlerinde bile, yanına O gelince bu hÂli kayboluverirdi... Hazreti Sıddık heyecanlı bir vaziyette geldi.

-Es Selamü Aleyküm Ya Resulallah!...

-Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Ya Eba Bekr!. Nedir bu telaşın böyle?...

-Ya Resulallah, benimle Hattaboğlu arasında bir münazaa vuku buldu. Fakat bu münakaşada ben Ömer`e karşı ileri gitmiştim. Sonra pişman oldum da Ömer`den kusurumun affını diledim; ama Ömer bundan kaçındı!.. Ben de huzurunuza geldim.

-Allah seni mağfiret etsin Ya Eba Bekr!.. Allah seni mağfiret eylesin Ya Eba Bekr!..

Buyurdu üç kere Resuli Ekrem...

Bu arada Hazreti Ömer de, bu dargınlıktan nedamet getirmiş, Hazreti sıddık`ın evine gitmişti:

-Eba Bekr burada mı?... sulaline:

-Hayır, evde yok!.

Cevabını aldı.

Bunun üzerine doğruca Resuli Ekrem`in yanına gelip, selam verdi... Fakat, Resuli Ekrem`in siması, Hazreti Ömer`i görünce değişmeğe başladı...

Hazreti Ebu Bekr es Sıddık, Resuli Ekrem`in simasının değiştiğini görünce, kendisi yüzünden Hazreti Ömer`i itab etmesinden korktu ve Resuli Ekrem`in önünde diz çökerek:

-Ya Resulallah, Vallahi bu işde ben, Ömer`den daha fazla ileri gitmiştim... Dedi iki kere...

Bunun üzerine, Resuli Ekrem orada bulunanların hepsine birden hitab etti:

-Şüphesiz ki Cenabı Allah beni, size peygamber göndermişti...

Bunu size tebliğ ettiğim zaman hepiniz beni yalanlamıştı... O zaman sadece EBA BEKR inanmıştı benim Resulullah olduğuma... Ve benim uğrumda canını, malını feda etti...

Bunları söyledikten sonra iki kere tekrar buyurdu bu sözleri:

-Şimdi Ashabım!.. Siz, bu Aziz Dostumu, bu nisbetiyle bu hususiyetiyle bana bağışlarsınız değil mi?

O günden sonra, Resuli Ekrem`in Ebu Bekr es Sıddık hazretleri hakkında izhar eylediği bu tazim üzerine, hiç kimse O`nu incitmedi...

 *  *  *