Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

KUBA`DA

Nihayet pazartesi günü olmuştu ki, Medine yakınında bulunan "Kuba" köyüne iki saatlik yolları kaldı...

Karşılarından bir kafle gelmekteydi...ilk müslümanlardan Zubeyr ile Talha Hazretleriydi bu gelmekte olan kafile sahipleri...

Onları görünce bir sevindiler, bir sevindiler!...

Yolculuk sebebi ile toz kir içinde kalmıştı Rasûlü Ekrem ile Hazreti Sıddık... Onlara:

-Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Ya Resulullah, Ya Eba Bekr!. Yollarda elbiseleriniz toz, kum içinde kalmış... Halbuki Medine ahÂlisi sizi güzel, temiz kıyafetler içinde görmelidir...

Diyerek, Şam`dan yeni almış oldukları ticaret eşyası içinden beyaz, yeni elbiseleri çıkartıp, Rasûlü EKrem ile Ebu Bekr es Sıddık`a hediye ettiler...

Sonra hep beraber, Medine`ye müteveccihen yollarına devam ettiler...

Güneş tam tepelerine yükselmiş, gene her zaman olduğu gibi taş, kum parçacıklarını kaynatmakla meşguldü...

Onların Mekke`den hareketlerini işitmiş olan Medine`li müslümanlar, her sabah kuşluk vaktinde "Harre" denilen mevkıe geliyor ve orada öğleye yakın bir zamana kadar istikbal etmek için bekliyorlardı.

Keza o gün de, gene beklemişler ve sonra ümitlerini keserek evlerine dönmüşlerdi.

Yahudilerden birisinin bir işi çıkmıştı o sıra.. Civardaki tarlasına bakması lazım geliyordu. Hemen az ilerideki gözetleme kulesine çıktı ve tarlasına bakmaya başladı.

Aniden ufukta karaltılar belirivermişti. Sıcak dolayısiyle meydana gelen sis manzaraları içinden başta beyazlar giymiş bir kafile, oraya doğru geliyordu...

Aklına, gelmesi beklenen Resulullah ve ashabı olduğu ihtimali geldi bu kafilenin... Bu muhteşem manzaranın tesiri altında, dayanamayarak, başladı haykırmaya olanca sesiyle:

-Heeeeeyyy... Müslümanlaaaar!... Beklediğiniz O zat geliyor işte!...

Müjde top gibi patladı bu ses adeta... Haykırışı duyan müslümanlar evlerine dalıp; kılıç, kalkan, silahları namına neleri varsa takınıp; en güzel elbiselerini giydiler... Kadınlar el ve ayaklarına altın bileziklerini taktılar. Atları olanlar, meşhur arap atlarını en güzel eğerleriyle süslediler. Develeri olanlar, onları dahi süsleyip, kadın erkek, çoluk çocuk, akın akın Rasûlü Ekrem ve Hazreti Sıddık`ı karşılamak üzere yollara döküldüler...

Artık aralarında bir saatlik bir mesafe kalmıştı..

İki kafile, yolcular ve istikbalciler, "Harre" denilen mevkide karşılaştılar. Sadece, Medine`ye bir saat mesafedeki Kuba halkı değil, Medine`nin bizzat şehir halkından kişiler dahi gelmişti istikbale...

İki kafile, Rasûlü Ekrem`e yapılan çeşitli sevgi gösterileri arasında, Medine`nin sağ tarafına düşen -tabii yaya olarak- bir saat mesafedeki Kuba köyüne yöneldi...

Tarih, yeni bir devrin başlangıcını ilan ediyor:

12 Rebiülevvel, 1 inci Hicret yılı...

622 inci Miladi yıl, Temmuz ayı...

Günlerden pazartesi...

KUBA GÜNLERİ

Kafile Kuba köyüne ulaşınca, Resuli Ekrem, bir parça olsun, üzerinden atabilmek için uzun yolun yorgunluğunu, bir hurma ağacının altına çekilerek, sakin ve sessiz oturuverdi..

Karşılamaya gelenleri Hazreti Ebu Bekr cevaplıyordu:

-Hoş geldiniz...

-Sefa geldiniz...

-Merhaba...

-Selamü Aleyküm...

Sıddık`ı Ekber Ebu Bekr, her birine ayrı ayrı cevap veriyor:

-Hoş gördük.

-Sefa bulduk...

-Ve Aleyküm selam...

Rasûlü Ekrem ile Hazreti Ebu Bekr es Sıddıkın arasında pek yaş farkı olmadığı için; daha evvel Rasûlü Ekrem`i tanımamış olanlar, kabul merasimini Hazreti Sıddık`ın yapıp, karşılayıcılara cevap vermesi dolayısıyle, O`nu Resulullah zannetmekte idiler ...

Ta ki, güneş tam tepeye yükselip, hurma ağacının gölgesi kaybolana kadar...

Güneşin ışınları bütün şiddetiyle ısıtmaya başladığında Hazreti Sıddık, hemen koşup, kendi örtüsü ile Rasûlü Ekrem`in üstüne bir gölgelik yaptı...işte o zaman herkes Resulullah`ın kim olduğunu anladı...

Kuba köyünde on dört gün misafir kalındı...

Orada kaldıklarının üçüncü günü, Rasûlü Ekrem`in amcası oğlu Hazreti Âli de, geçirdiği çok tehlikeli, sıkıntılı zamanlardan sonra, onlara ulaştı..

Köye ulaşır ulaşmaz, hemen onların yanına geldi. Bu geliş, gerek Rasûlü Ekrem`i gerekse Ebu Bekr es Sıddık Hazretlerini çok sevindirdi.

Hazreti Sıddık:

-Hoş geldin, Ya Âli... dedi

-Hoş bulduk Ya Eba Bekr!...

-Mekke`den ne zaman ayrıldın?

-Resulullah ile senin hareketinden üç gün sonra...

-Başına bir felaket gelmedi ya?...

-Gelmedi de söz mü?

Bu söz üzerine Rasûlü Ekrem`in gözlerinden bir keder şulesi yandı ve geçti:

-Benim için çok büyük eziyetlere katlandın Ya Âli!...

-Sen sağ ve başımızdasın ya, bize bu yeter Ya Resulallah...

Sonra Hazreti Âli, Mekke`nin halini, başından geçenleri birer birer anlattı...

Bu on dört gün zarfında yapılan en büyük ve mühim iş, hiç şüphesiz ki daha Kuba`ya erişilişin ilk gününde inşaasına başlanıp, oradan ayrılmazdan evvel bitirilen Kuba Mescidi idi.

Kuba`ya gelindiğinin on dördüncü günü Rasûlü Ekrem, geldiği devesi Kasva`ya bindi ve:

-Haydi bakalım, Ya Eba Bekr!.. Sen de bin yerine...

Buyurarak, O`nu da arkasına aldı ve Yesrib`e müteveccihen yola çıktı... Onları takip etmekte olan, gerek Yesrib`den gelmiş şehir ahÂlisi, gerekse Kuba halkı, fevkalade muhteşem bir manzara teşkil etmekteydi... Kafile ağır ağır yola revan oldu...

 *  *  *