Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

KUREYŞLİLER YETİŞİYOR

Kureyşliler de geliyorlar işte...

Güneş altında bu kadar yol yürümek, bitap düşürmüş onları... Başta yürüyen kılavuzları... yol gösteriyor onlara ızleri takip ederek...işte dağa tırmanmaya başladılar... Nefes nefese hepsi... Eveeet, izler mağaranın önünde bitti...

Zenci kılavuz, bir izlerin sonuna baktı, sonra başını kaldırıp bir de semaya baktı:

-Kalıbımı basarım ki aradıklarınız başka yere gitmemiştir! Ya buradan geçmediler, ve yahut da buradan göğe çıktılar!..

Başına hareli bir örtü sarmış bulunan Kureyşli kâfir atıldı:

-Bence onlar, bu mağaranın içine gizlenmiş olmalılar!..

Eyvah!. Mağaranın içinde ve onların tam altında bulunan Sıddıkı Ekber`in yüreği de, tıpkı bizim ki gibi neredeyse ağzına gelecekti bu sözle. Hafifçe başını uzatıp, şöyle bir baktıktan sonra, Rasûlü Ekrem`in kulağına fısıldadı:

-Ya Resulullah! Bunlardan birinin gözü kazara aşağıya kaysa, mutlaka bizi görür...

-Sus, Ya Eba Bekr! İki arkadaş ki, onların üçüncüsü Allah ola, mahzun olunup endişe edilir mi hiç?

Hazreti Ebu Bekr es Sıddık`ın gönlüne bir ferahlık, bir sekiynet çöküverdi aniden!

Cenabı Allah`ın bir ihsanı bu!.. Kur`anı Keriym`de de anlatır Cenabı Allah bu hÂli zaten:

"ALLAH O`NA YARDIM ETTİ. O ZAMANDA Kİ KÂFİRLER O`NU ÇIKARMIŞLARDI MEMLEKETİNDEN. O, İKİNİN BİRİSİYDİ. İKİSİ MAĞARADA BULUNDUKLARI SIRA, O VAKİT Kİ REFİKİNE;

" MAHZUN OLMA, ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH BİZİMLE BERABERDİR"

DEDİ... O ZAMAN ALLAH ONUN ÜZERİNE SEKİYNETİ İNDİRDİ.. ONLARI GÖRMEDİĞİNİZ ORDULARLA TEYİD ETTİ, VE KÂFİRLERİN SÖZÜNÜ AYAK ALTI ETTİ..."

Başında hareli örtü bulunan Kureyşli kâfirin sözlerini ayakaltı etti diğerleri...

Ümeyye, alaylı alaylı güldü ona:

-Hubal sana akıl versin!.. Muhammed, daha dünyaya gelmeden önce bu örümcek yuvasını yapmış buraya... Şu güvercinler, günlerce önce yerleşip yumurtlamışlar... Hiç içeriye bir kul oğlu girmiş olsa, bu dallar, yapraklar böyle mi durur ?

-Her halde biz yanlış geldik!..

Dedi içlerinden kırmızı yüzlü olanı...

Sonra yavaş yavaş aşağı inerek şehire doğru yollandılar...

Onlar gözden kaybolurken ufukta, kızıl tepsi hÂlindeki güneş de kum denizine batıp kayboldu ötelerin ötesinde...

Bir süre sonra, Ebu Bekr es Sıddık Hazretleri`nin azadlı kölesi Amir, gündüzün cıvarda otlatmış olduğu koyunlardan sağdığı, ve onu bir kab içine koyduktan sonra da, ayrıca güneşte kor hÂline gelen bir taş parçası içine koymak suretiyle ısıttığı sütü elinde olduğu halde çıka geldi... Sütü onlara verdi... Ve tekrar uzaklaştı gitti ertesi gece gelmek üzere...

Rasûlü Ekrem ile Sıddık-ı Ekber, dağarcıklarını açarak azıklarını çıkarttılar ve bir miktarını sütü katık ederek yediler...

Hava iyice karardıktan sonra, Sıddık-ı Ekber`in oğlu Abdullah, oraya gelerek, bütün gün zarfında şehirde işitmiş olduklarını, onlara anlattı...

Bir zaman sonra kalkarak o da yoluna koyuldu.

İki refik, iki dost, iki arkadaş, o geceyi, ertesi günü, ertesi geceyi ve daha ertesi günü o mağaracıkta baş başa geçirdiler...

Bu birlikte geçirilen dakikalar, Hazreti Ebu Bekr için, bütün dünya ve içindekilerden daha kıymetliydi...

Kalbden kalbe açılmış olan yolda, kainatın bütün hızlarından üstün bir hızla, bir şeyler akmaktaydı!...

Batın konuştu... Konuştu... Konuştu!...

Nihayet üçüncü, yani pazar günü akşamı hava karardıktan sonra, kılavuz Abdullah ve yedeğindeki iki deve, Sevr dağının önüne geldi.

Onları da Hazreti Sıddık`ın oğlu Abdullah ile kızı Esma takibetti.. Abdullah, Mekke`de işitmiş olduğu yeni haberleri, Esma da uzun yolculuk için gerekli olan yiyeceği getirdi.

Rasûlü Ekrem ile Hazreti Sıddık, Abdullah`ın anlattıklarını dinlerken; diğer yanda da, Esma, üç gün evvel sardığı kuşağı ile yeni getirmiş olduğu yiyecek paketini sarıyordu.

O esnada bir gürültü oldu!

Bir heyecan sarıverdi hepsini!...

Neyse, korkulacak bir şey yoktu! Gelen Amir`di...

Taze sütle gelmişti.. O`nu görünce rahatladılar... Artık işleri tamamdı.

Abdullah ile Esma, Rasûlü Ekrem ve babalarına "Allaha ısmarladık" dedikten sonra, Amir`in getirmiş olduğu koyunları önlerine katarak Mekke`ye yollandılar...

-Allah`a emanet olun!...

 *  *  *