Hazreti Ebubekr Es Sıddık

Ahmed Hulûsi

SUNU

"SIDDIKİYET", velâyet mertebeleri içinde en üst mertebedir ki, onun üstünde sadece "nübüvvet" vardır..

Hazreti Rasûl Aleyhisselâm`ın, bu mertebesi Kurân` da açıklanan en yakın arkadaşının hayatından orijinal ve ibret dolu kesitler sanırım hepimizin ilgisini çekecektir.

"ALLAH`ı idrâk, ancak O`nun idrak edilemiyeceğini idraktır" diyen Sıddık`ı ekber hazreti Ebu Bekr`den hepimizin alacağı çok şeyler vardır...

Allah bizlere onu değerlendirmeyi kolaylaştırsın.

AHMED HULÛSİ

2. BASKI NEDENİYLE...

1964 yılında Hazreti Rasûlaleyhisselamı rüyamda gördüğümde; ondan aldığım işaret üzere, kendisine büyük muhabbet duyduğum "sıddık" hazreti Ebu Bekr`in hayatından kesitler yansıtan bu kitabı yazmıştım.

İlk baskısı 1965`te yapılan bu kitap ne yazık ki bir telif hakkı problemi yüzünde uzun yılllardır basılamıyordu..

Şükrolsun bu problem çözümlendi, ve ikinci olarak yazdığım bu kitap da mevcut seriden basıma girdi...

İçinde pek çok ibret konusu olayları size yansıtacak olan bu eser, aynı zamanda sizleri o günlere de taşıyacak; o havayı teneffüs ettirecektir.

Her yaşın zevkle okuyacağı bu kitap umarım bu değerli Zatı bir nebze olsun anlamamıza yolaçar..

Allah bizleri şefâatine nail eylesin!.

AHMED HULÛSİ

Yıllar ve yıllar, çok çok yıllar önce oldu bu anlatacağım olaylar...

O zamanlarda yaşayan insanlar cahil, ama pekçok cahil kişilerdi... Hele Arabistandakiler!.

Öylesine cahil kişilerdi ki Arabistan`da yaşayanlar ise utanılacak bir duruma düşerler korkusuyle öz kızlarını diri diri kuma gömerlerdi!.

Ahlaksızlık başını alıp gitmişti!..

Arap ırkı, özellikle de Mekke`liler içkiye, kumara, müziğe, kadına aşırı düşkündü... Her taraf meyhanelerle dolmuş; herkes eğlence ağırlıklı yaşar olmuş; günlerini edepsizliğin envai çeşidiyle geçiriyorlardı..

İçkiye öylesine düşkündüler ki, içinde üç-dört fıçı içki bulunmayan ev parmakla gösterilirdi..

Kumar da ayrı bir alemdi!... Bir çokları, kumarda paralarını kaybettikleri zaman çocuklarını, karılarını ve hatta kendilerini dahi ileriye sürer hâle gelmişlerdi...

Kadınların yaşamı ise tam bir felâketti!..

Parası olan herkes dilediği kadar kadın alabilirdi... Bundan beteri ise adam öldüğünde ortaya çıkardı... Birçok kadına sahip bir erkek öldüğü zaman, onun karıları miras olarak erkek evladlar aralarında paylaştırılırdı... Evladlar ise kendilerini doğurmamış olan babalarının karılarını kendileri karı olarak değerlendirirlerdi..

Kız çocuğu olan babalar, onu öldürmeye karar verdikleri zaman, o çocuğu giydirip süslerler ve alıp çöle giderlerdi.. Çölde kumda derin bir çukur kazan baba(!) daha sonra bu kızını diri diri o çukurun içine atar; kızcağızın canhıraş feryetlerına aldırmaksızın onu canlı bir halde kuma gömer; bundan sonra da yaptığı bir yiğitlik, ya da bir marifet, hünermişçesine gururla insanların içine dönerek bunu iftiharla anlatırdı...

Harpleri ise insan aklını durduracak kadar vahşi bir nitelikte idi...

Genellikle gece saldırırlardı düşmanlarına.. GÂlip gelen taraf aldığı erkek esirleri derhal öldürür; kadın ve çocuk esirleri ise zevk ve sefahat alemlerinde en adi cinsel arzularını tatmin için kullanırlardı...

Eğer kadın esirlerin içinde hamile olanları varsa, ellerindeki kargılarıyla o zavallıcıkların karınlarını yırtar, ceninleri mızrağa geçirip gösteri yaparlardı!.. Sadistlikleri zirveye ulaşmıştı!...

Hele bir adamı öldürmeye karar vermesinler... Bu kararı verdiklerinde, onun önce el ve ayaklarını keserler, sonra da diri diri çölde ölüme terkederlerdi..

Ölülerden bile intikam almak gibi bir huyları vardı... Onların burunlarını keser, gözlerini çıkartır, uzuvlarını paramparça ederlerdi.

Tapındıkları şeyler ise sayısızdı!.. Kuştan, attan, öküzden tutun da hurma ağacına, taş, kaya parçalarına kadar her ne aransa bulunabilirdi tapındıkları arasında... Ka`be civarında ve içinde üçyüz altmış tane put vardı.. En büyük putlarının ismi "Hubal" idi!.

Gerçekten değerli olan yegane mabedleri ise, Hazreti İbrahim ile oğlu Hazreti İsmail`in baraberce yapmış oldukları, "Kâ`be" yani "Beytullah" idi.

İşte böylesine bir felaket devrinin hüküm sürmekte olduğu Mekke`de, ancak birkaç kişi yapılmakta olan işlerin kötülüğünü, putlara tapınmanın saçmalığını idrak ediyordu. Onlar bekliyorlardı...

Bekliyorlardı ki, bir peygamber zuhur etsin ve Tek Bir Yaratıcıya tabi olmayı açıklıyan dini göstersin!..

Haydi, gelin beraberce o devirlere uzanıp, hadiseleri ve o devirlere uzanıp, olayları ve o devrin insanlarını daha yakından inceleyelim.

*  *  *