Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

FAKÎR` DE DİLEYEN, O`DUR!

"Ve dedi ki bana:

-Yâ Gavs-ı Â`zâm. Benim indimde fakîr, hiçbir şeyi olmayan değildir!.. Belki fakîrler onlardır ki, emirleri her şeyde geçer!.. Bir şeye "ol" derler ise, o şey olur!.."

Halkın genelde anladığı mânâda fakîr malı, mülkü, parası pulu, evi barkı, eşyası olmayan kişidir.

Oysa yukarıdaki açıklamada, "fakîr" kelimesiyle kastedilen gerçek mânânın bu olmadığı vurgulanmaktadır.

"FAKR" hâliyle hallenmiş kişi anlamında "fakîr" kelimesinin kullanılması gerekliliğine işaret eden bu açıklama aynı zamanda "FAKR" hâlini yaşamakta olanın çok önemli bir vasfına işaret çekmektedir:

"Emirleri her şeyde geçer. Bir şeye ol derlerse, o şey olur"

Bu husus, gerçekten son derece önemli ve bir o kadar da iyi anlaşılması gerekli bir husustur.

“BİZ BİR ŞEYİN OLMASINI İSTERSEK; -OL- DERİZ VE O ŞEY OLUR”

Dileme ve "ol" hükmünü verme burada "fakîr"e izâfe edilmektedir.

Diğer bir ifade şekliyle, "fakîr"in dilemesi ve "ol" hükmünü vermesi, Hak tarafından kendi nefsine bağlanmaktadır.

Gerçek şudur ki;

Dileyen ve "ol" hükmü ile istediği şeyi olduran TEK`dir!..

Öz`den bakan için. dileyen ve hükmü yerine gelen Allah`tır!..

Kesretten vehim hükmü altında bakan için ise, dileyen ve "ol" hükmü veren gene Allah`tır; ancak bu durum izâfeten ve ikrâmen kuldan izhar olmaktadır.

"Bir kul yararlı çalışmalar ile bana yakîn elde eder. Artık ben o kulumun görür gözü, işitir kulağı, söyleyen dili, tutan eli yürüyen ayağı olurum."

şeklindeki hadîs-i kudsi çok meşhurdur. Burada anlatılmak istenen mânânın bir açıklaması gibidir Gavs-ı Â`zâm Abdülkâdir Geylânî`nin bu beyânı.

Bir kul yararlı çalışmalar ile kendi varlığının varolmayışını idrâk ederek, Allah yanında vehmî benliğinin "yok"luğunu yaşadığı zaman, artık ondan ikram yollu Hakkanî sıfatlar zâhir olmaya başlar.

Hakkanî sıfatla görür, hakkanî sıfatla işitir ve hakkanî sıfatla söyler. "Ol" der ve o şey de olur!.. Elbette, hakkın emri nasıl olur da yerine gelmez?..

Demek ki, "fakîr"den zâhir olan Hak`tır ve elbette ki onun emri de yerine gelen bir emirdir.

&

"Ve dedi ki bana;

-Yâ Gavs-ı Â`zâm. Cennettekilere, zuhûrumdan sonra ne ülfet vardır, ne de (daha büyük bir) nimet; ateştekilere zuhûrumdan sonra ve vahşet vardır ne de hurkat (bilmezlik)."

Allah`ın çok uzun zaman içinde istidatları nisbetinde cennet ehline kendini bildirmesi sözkonusudur. Cennet nimeti dahi bununla tamam olur. Esasen bu öyle bir nimettir ki, bundan daha büyüğü hayâl bile edilemez.

Cennet ismiyle târif edilen ortamda yaşayan kişi, o ortamın şartlarına ve yapısal özelliklerine göre, hayâl edebildiği her şeye kavuşacaktır. Öyle ki, isteyip de gerçekleşmeyen hiç bir arzusu olmayacaktır.

İşte, bu kadar nimet içinde olmasına rağmen, Hakk`ın kendisine zuhûru öylesine bir biçimde içinde bulunduğu yaşamı değerlendirmesine yol açacaktır ki, bunu şu anda, bu dünyada izah edebilmek mümkün değildir.

Nitekim bir hadîs-i şerîfte bu nimet hakkında şöyle denilmektedir:

"Allah cennette mü`min kulları için öyle bir nimet hazırlamıştır ki, hiç bir kulak işitmemiş, hiç bir dil söylememiş ve hiç kimse onu hayâl etmemiştir.

"Bu cennette en son verilecek olan o nimettir ki, nasıl bir şey olduğunu hakkıyla bilebilmek mümkün olamaz.

Diğer taraftan cehennem ismiyle işaret edilen insana azap verici ortamda, çeşitli sıkıntılar içinde bulunan insana da öyle bir şekilde bu gerçek açık olacaktır ki, bundan daha azap verici hiç bir şey olamaz. Bu gerçeğin açık olması cehennemdekiler için en büyük azap kaynağı olacaktır.

Cehennemdekilere Hakk`ın zâhir olması niçin en büyük azabı verecektir?.. Son derece basit. Cehennemdekilerin özünden gelen bir biçimde Hakikatlarının HAK olduğu hissedilecektir. Bu hissedişten sonra Hak olarak varolmanın getireceği özellikleri de idrâk edeceklerdir.

Bu hissedişten ve özlerinde buluştan sonra bu halin gereğini yaşama imkânını yitireceklerdir.işte bu yitiriş onlar için en büyük azap kaynağı olacaktır.

Bu zuhurdan sonra cehennemdekiler için bilgisizlik hâli ortadan kalkacak, umutlar tümüyle sönecek ve içinde bulundukları ortama boyun eğmekten başkaca yapacakları bir şey kalmayacaktır.

&

"Yâ Gavs-ı Â`zâm. Her kerîmden Kerîmim, her rahîmden rahîmim."

Zâhirde görülen çeşitli varlıklardan ortaya çıkan bütün kerem ve merhamet hâllerini gerçek oluşturucuyum anlamı vardır bu ifadede.

Çeşitli birimlerden kerem eseri olarak ikramlar görülebilir; ve gene çeşitli birimlerden rahmet yollu merhamet eserleri görülebilir.

İşte o rahmet ve keremin gerçek kaynağı olarak hakiki Kerîm ve Rahîm olan Ben`im; demektedir Cenâb-ı Hak!..

Ayrıca, her hangi bir zuhur mahallindeki kerem ve rahmet ne ölçüdedir; o zuhur mahalli gibi sonsuz sayıda zuhur mahallinde sürekli olarak kerem ve rahmet izhâr eden yüce Zât nerededir?..

İşte bu yüzdendir ki, her zâhir olan kerem ve rahmetin ardında gerçek Kerîm ve Rahîm olan Allah mevcuttur.

*   *   *