Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

RÜ`YET, İLİMDİR!

Ve daha dedi ki;

-Yâ Gavs-ı Â`zâm; kim ki ilimden sonra (bir de ayrıca) rü`yet isterse o mahcûbtur (perdelidir). Güvenilmeyecek zanna aldanıp, kendini beğenmişlerden, mağrurlardan olur!.."

Rü`yeti ilmin gayrı başka bir şey zannediyorsa; hakikat ilmini elde ettikten sonra ayrıca bir de rü`yet diye bir şey var zannediyorsa, o kişi hicâp altındadır, yani perdelilerdendir!..

"İlim, ilim bilmektir,

İlim, kendin bilmektir.

Sen, kendin bilmezsin;

Bu nice emektir?.."

Beyitleriyle rahmetli Yunus Emre`nin işaret ettiği gibi, gerçek mânâda ilim, kendini, özünün ne olduğunu bilmektir.

Dünyadaki şeylerin neden ne halde olduğunu veya neye dönüşeceğini bilmek, kişiye geçici yararlar sağlar. Kişinin gerçek menfaati ise "ÖZ"ünü bilmekte yatar. Bu sebepledir ki, asırlardır, sayısız insan kendini Allah`ın yoluna vermiş, vuslata ermek için hadsiz hesapsız şeylerden vaz geçmiştir.

Hangi yoldan olursa olsun, bütün tasavvuf ehlinin hedefi, dünyada yaşarken, hakikatı örten perdelerinden kurtulup, vuslata ermek, hakikatın gereğini hakkıyla dünyada bulunduğu süre içindeyken yaşamaktır.

İşte bu sebepledir ki, bütün tarikatın gerçek gayesini anlamış kişilerin tek hedefi "rü`yeti ilâhî"dir!..

"RÜ`YET" nedir?.."

"Rü`yet"in ne olduğu hakkında daha önce biraz anlattık. Şimdi rü`yetin ne olduğunu daha etraflı bir biçimde açıklamaya çalışalım.

"RÜ`YET", "İLİM"dir!..

Orijini itibariyle kâinat, ilimden ibarettir!..

Gerçekte, görülen hiç bir şey, görüldüğü üzere mevcut olmayıp; evrensel ilim sûretleri ve bu ilim sûretlerini deşifre eden ilmî algılayıcılar mevcuttur!..

İlmî algılayıcılar dahi ilim kapasitelerini genişlettikleri ölçüde, "Muhît"e yaklaşırlar... Ve sonuçta Bâkî olan TEK İLİM kalır!..

Açıklayalım dedik, ama galiba henüz pek bir açıklama olmadı!.. Öyle ise biraz daha detaylara girelim...

Hazreti Rasûl Aleyhisselâm meşhur hadîs`inde şöyle diyor:

"İlim Çin`de bile olsa, alınız!.."

Burada bahsedilen "İlim", Hakikat ilmi`dir. Çünkü, insanın bütün geleceği bu ilmi elde etmesine bağlıdır!..

İlim, esas itibariyle ikiye ayrılır. Geçici yarar sağlayan ilim, ebedî yarar sağlayan ilim.

Mevcut, çokluk âlemine dair bütün ilimler, geçici yarar sağlayan ilimler sınıfındadır. Çünki bir süre için, o varlığın yapısı dolayısı ile veya varoluş gayesi istikametinde faydalı olacak olan ilimdir.

Hakikat ilmine dair olan ilim ise asıl gerçek ilimdir. Herhangi bir konuya bağlanmadan sadece "ilim" kelimesiyle Hazreti Rasûlullah`ın bahsetmiş olduğu "ilim" hep "Hakikat ilmi”dir ki, bu tüm mevcûdatın özünde saklı olan SIRRI bildiren ilimdir.

Hakikat ilmi, gözle görülecek sûrî yani şekli, maddesi olan bir nesne değildir. Dolayısıyla ister madde gözüyle, ister rüya şeklinde görülmesi sözkonusu olan bir şey değildir HAKİKAT ilmi!..

Hakikat ilmi, gözle görülecek, yani rü`yet edilecek bir şey olmaz ise; O yüce ilmin ZÂTI nasıl görülebilir ki?..

İşte bu sebepledir ki, kim baş gözüyle veya rüya şeklinde Allah`ın görülebileceğinden söz ederse, bu kişi ilmin özünden mahrum olması sebebiyle konunun hakikatından mahrumdur.

Zira "ALLAH İsmiyle İşaret Edilen”, “Hazreti MUHAMMED`İN açıkladığı ALLAH" isimli kitabımızda açıkladığımız üzere, bir maddî yapı değildir!.. Dolayısıyla maddeye dayanan beş duyu ile anlaşılması da mümkün değildir!..

Bu sebepledir ki, Allah isimli, sonsuz-sınırsız yüce varlığın gözle görülmesi mümkün değildir.

Bu arada bazı bilgi sahiplerinin aklına takılabilecek şu soru olabilir.

Gerek Hazreti Rasûlullah ve gerekse Evliyaûllah`ın önde gelenlerinden bazı zevâtın rüyalarında, Allah`ı bir insan sûretinde gördüklerine, dair nakiller mevcuttur. Bunlar elbette ki yalan değildir. Ancak rüyanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir.

Rüyalar, çeşitli mânâların, o mânâlara uygun sûretlere bürünerek bize görünmesi hâlidir.

Esas itibariyle, her şey yani her görüntü, Allahû Teâlâ`nın çeşitli isimlerinin mânâlarının bir sûrete bürünmüş hâlidir. Hattâ daha gerçeğiyle, biz o mânâları, beynimizdeki özel algılama sistemi ile, görüntüler, sûretler şeklinde algılarız.

Evet, konunun en can alıcı noktası burasıdır.

Gerçekte, evrende mevcut her şey, bizim bir altımızdaki boyutta dalga yani ışınsal yapı hâlindedir.

Nasıl televizyon dalgaları dediğimiz şey gerçekte bir tür, belirli frekanstaki dalgalardır ama bünyesinde ses ve görüntü barındırmaktadır. Televizyon kendisinin özel yapısı dolayısıyla, bu dalgaların içinde bulunan mânâları ekranda bir görüntü şeklinde tarafımızdan algılanmaktadır.

Aynı şekilde, evrende, mevcut, her biri de belirli anlam taşıyan dalgaların bir kısmı gözbebeğimizin algılama sınırları içinde kaldığı için beynimize transfer edilmekte ve böylece de bunlar beyinde deşifre edilerek sanki görüntüsel varlıklarmış gibi tarafımızdan algılanmaktadır.

Yani, bize, beyin özelliğimiz dolayısı ile varmış gibi gelen görüntüler aslında ilmi şifrelerdir.

İş böyle olunca, anlaşılmaktadır ki, gerçekte her şey bir ilimdir ve bütün ilimlerin özü, aslı, orijini, hakikatı da "ALLAH İLMİ”DİR!..

“ALLAH Adıyla İşaret Edilen” ise, "Âlim" isminin işaret ettiği üzere, ilim sahibidir. Hayattan sonra, gelen ikinci zâtî sıfatı itibariyle İLİM sahibidir. Ve nihâyet ZÂTÎ İLİMDİR!..

Varlığı, madde ve şekilden münezzeh olanın ise elbette ki rü`yeti muhaldir. Ama RÜ`YET de haktır!..

Evet, işte bu söz konusu olan "RÜ`YET" de "İLİM"dir ki Abdülkâdir Geylânî hazretleri bize burada bu gerçeği idrâk ettirmeye çalışıyor.

"Kim ki rü`yeti ilmin gayrı zannederse" yâni, kişi gerçekten madde veya şekil olarak görülecek bir Rabbi olduğunu zannetmekte ise, o kişi farkında olmadan hayâlinde var olan bir tanrı mevhumuna tapmaktadır. Allah bu tür zanlardan münezehtir!..

Cüzler âleminden, birimler âleminden sözediyorsak, bunun muhâtabı aklı cüzdür. Vehmin hükmü altında olan akıl demektir bu aynı zamanda!..

Aklı kül ise melekût âleminde mevcut olan akıldır. Bu aklın has sûreti ise Cebrail ismiyle melek vasfıyla bilinen varlıktır.

Aklı kül, sûretli olarak, özünden, rabbinden gelen ilim ile Cebrail Aleyhisselâm Nebilere, Rasûllere ve evliyayı kümmeline ilim transferi yapar!..

Çokluk (kesret) âlemindeki en geniş kapsamlı ilim, “Aklı Küllün ilmi”dir.

Vâhidiyet mertebesinde "Tek"lik âleminde geçerli ilim ise, Aklı Evvel’in ilmidir. İlim sıfatından kaynaklanan bu ilim, esmânın mânâlarını ihtiva eder. Bir diğer ifade şekliyle, "TEK"in sahip olduğu özelliklere olan ilmidir, de denilebilir.

"Akl-ı Evvel" ismiyle "Hakikat-ı Muhammedî" denilen varlığın ilmine işaret edilir. Bu yüce varlığın "canı" ise "RUH-U Â`ZÂM" ismiyle tanınır ki, âlemde mevcut olan bütün ruhlar, bu tek ruhtan meydana gelmiştir cüzlere ayrılma sözkonusu olmadan.

Bu sebeple de hiç bir zaman, bu işin hakikatını bilenler tarafından "ruh-u cüzi" diye bir tanımlama kullanılmamıştır. Zira "ruh-u cüzi" diye bir şeyden bahsolamaz. Ruh-u Â`zâm tecezzî kabul etmez!..

Hayat sıfatı yönünden Ruh-u Â`zâm,

İlim sıfatı yönünden Aklı Evvel ve İrade sıfatı yönünden "MÜRİD" olan Hakikatı Muhammedî`nin âlemi de ceberût tur!..

Bir diğer tanımlama ile, Hakikatı Muhammedî`nin bâtını Lâhût, zâhîri ise ceberûttur ki, her halûkârda bu mertebede çokluktan bahis açılması mümkün değildir. Sırf ilim mertebesidir bu mertebe!..

Kısacası, "Hakikat"; hakkel yakîn yaşanacak bir mevzudur. Birimin zâhir gözüyle ötede bir yerde göreceği bir şey değildir!..

*   *   *