Din`in Temel Gerçekleri

Ahmed Hulûsi

YENİDEN BEDENLENEREK
DÜNYAYA GELECEK MİYİZ

 Binlerce yıl öncesine dayanan Hint felsefesinin “TENASUH”, yani, ölümü tadıp biyolojik beden yaşamından ruh beden yaşamına geçtikten bir süre sonra yeniden bir biyolojik bedene girerek dünyaya geri dönme görüşü günümüzde yeni bir olguymuşçasına pazarlanmaya çalışılmaktadır.

Üstelik bu olay, İslam Dinince kabul ediliyormuşçasına bazı ayetlere dayandırılmakta; çeşitli teviller uydurularak, adeta İslami bir gerçekmişçesine inananlara yutturulmak istenmektedir.

Ölüm olayının sonrasında yaşamın değişik bir bedenle devamı kaçınılmaz bir gerçektir!. Zira madem ki tüm bilim dünyası “varolan hiç bir şey yok olmaz” prensibinin kesin olduğunu kabullenmiştir; öyle ise varolan şuurunuzun-benliğinizin de yok olması asla düşünülemez!.. Bu da İnsan şuurunun, yani bilincinin-benliğinin asla yok olmayıp; ölüm olayının hemen sonrasında da hiç bir kesintiye uğramadan devam etmekte olduğunun açık göstergesidir..

İnsanın şuuru yani “benliği” bu aşamada bu biyolojik bedenle varolduğuna ve bununla yaşamına devam ettiğine göre; ve bu benlik, varolması hasebiyle asla yok da olamıyacağına göre; öyle ise ölüm sonrasında da kesinlikle bellidir ki bulunduğu ortamın türünden bir bedenle yaşamına devam edegidecektir...

Madde ötesi boyut mikrodalgaboyut olduğuna göre... İnsan beyni biyoelektrik enerjiyi mikrodalga yapıya dönüştürdüğüne göre, demek ki, insanın ölüm ötesi bedeni de mikrodalga beden olacak ve bu bedenle mikrodalga boyutta yaşamına devam edecektir...

Peki madde dünyasında yani atomüstü boyutta biyolojik bedenle varolan ve beyniyle de biyoelektrik enerji kökenli zihinsel fonksiyonlarını mikrodalga yapıya dönüştürdüğü kesinlikle belirlenen insan, ölüm yani mikrodalga boyuta geçiş sonrasında tekrar dünyaya geri gelecek midir?

REENKARNASYON, yani yeniden bedenlenmek suretiyle ayrıldığımız bu dünyaya geri gelme görüşünü, ancak İSLAM’ın açıkladığı yaşam SİSTEMİNİ ve İSLAM’ın “ALLAH” kavramını; ve bu kavramın doğal sonuçlarını fark ve idrak edemiyen; “TANRI” kavramından yola çıkarak olaya yüzeysel yaklaşan kişiler kabul edebilir!..

“TANRI” ile; İSLAM DİNİ ve KUR’AN`ın açıkladığı “ALLAH” kavramı arasındaki farkı idrak edemeyen; “ALLAH” kavramını ve bu kavramın içeriğine dayanan evrensel sistemin işleyişini bilemeyen insanların, hayal ettikleri “ruhların gelip bedenlere girmesi” varsayımı tamamiyle asılsız bir görüştür!.. Nİçin?... Bu bölümde size bunu izah etmeye çalışacağız...

Şunu öncelikle bilelim ki; İnsanların ruhları yukarıdaki bir tanrı tarafından, geçmişte herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde toplu olarak yaratılmış da; sonra da peyderpey dünyaya gönderilmekte değillerdir!.. Ne, yukarıda herhangi bir yerde oturmakta olan tanrı vardır; ne de yukarıdan dünyaya gelme sırası bekleyen insan ruhları!.. Bu sebebledir ki, ruhun dışarıdan gelip bir bedene girmesi asla sözkonusu değildir...

Gerçekte algılayabildiğimiz iki boyut vardır.. Atomüstü boyut, ki buna madde alemi deriz... Atomaltı boyut, ki buna da mikrodalga boyut ya da RUHLAR ALEMİ denir..

Evrende her şey salt enerji-bilinç boyutundan mikrodalga boyuta ve oradan da atomüstü madde boyutuna; ve daha sonra da tekrar atomaltı mikro dalga boyuta doğru yolculuk etmektedir..

Beşer bilinci ve benliği atomüstü boyutta insanın beyin cevherinin oluşmaya başlamasıyla birlikte beden fabrikası tarafından üretilen ruha yani mikrodalga bedene yüklendiği içindir ki, biyolojik bedenin yaşamının son bulmasıyla birlikte ruh adı verilen yeni yapıyla devam eder...

Her insan, yani beyin, beden, kendi mikrodalga ikizini üretir ve bu ikiziyle yaşamına devam eder.

Esasen insan beyninin ana işlevi insanın öiümötesi sonsuz yaşamını oluşturacak mikrodalga bedeni inşa etmek ve bilinci yani tüm zihinsel fonksiyonları buna yüklemektir.

Her RUH yani mikrodalga beden ise sadece kendi beyni tarafından oluşturulur ve yüklenilir.. Bu sebebledir ki, artık o ruhun yeniden dünyaya geri gelip, bir biyolojik bedene girerek yaşamına devam etmesi kesinilikle sözkonusu değildir.. Yaşamda sürekli ileriye gidiş sözkonusudur; asla geri dönüş yoktur...

Bu sebebledir ki KUR’AN, ölümden sonra her ne şekilde olursa olsun dünyaya geri gelmenin mümkün olmadığını pek çok ayette vurgulamış; Hazreti Muhammed’de bu konuda açıklamalar yapmıştır... İşin sır yönüne vakıf olan İslam velileri ve mutasavvıfları dahi bu yolda düşüncelerini açıklıyarak “İnsan ruhunun beden yaratılmadan önce varolmadığını, bedenin varoluşundan sonra ruhun meydana geldiğini” açıklamışlardır..

Nitekim, yaklaşık 900 sene önce yaşamış olan en büyük İslam alim ve mutasavvıflarından İmam Gazali, ruhların bedenlerden önce yaratılmış olduğu yolundaki safsatayı red için “Ravzatüt Talibin” isimli kitabında şöyle der:

“Allahu Tealanın fiilllerini; ve melaike vasıtası ile yıldızları, semaları hareket ettirerek yeryüzündeki canlıları ve bitkileri nasıl vücuda getirdiğini bilen kimse; hem Ademin kendi alemindeki tasarrufunun, halik tealanın büyük alemdeki tasarrufuna benzediğini ve hem de Resulullahın: “Allah ademi kendi suretinde yarattı” açıklamasının manasını anlar..

Denilirse ki ruhlar bedenlerle yaratıldığı halde, resulullahın; “ben yaradılışça peygamberlerin ilkiyim; peygamberlikçe de sonuncusuyum.. Ben nebi iken, Adem su ile çamur arasında bulunmaktaydı!.” sözünün manası nedir?

Hakikat şu ki: Bunların hiç birisinde ruhun kadim [bedenlerden önce geçmişte varolduğuna] olduğuna dair bir delil yoktur!..

Fakat “Yaratılışça peygamberlerin ilkiyim” sözünün zahiri manasına göre, O’nun varlığının bedeninden önce yaratıldığına delalet ihtimali mevcuttur. Zahiri olmayan manası ise bellidir.. Tevili, açıklaması da mümkündür.. Fakat kat’i delil zahire meyletmez.. Bilakis zahirin teviline hükmetmede kullanılır..

Nitekim Allah Teala hakkındaki benzetmenin zahirlerinde olduğu gibi.

“Allahu teala ruhları cesedlerden ikibin yıl önce yarattı” sözüne gelince buradaki “ruhlardan” maksad “melaikenin ruhları”dır..

Cesedlerden maksad da, arş, kürsi, semalar, yıldızlar topluluğu; hava su, yeryüzü gibi alemlerin cesedi, bünyesidir..

“Ben yaratılışça peygamberlerin ilkiyim” sözüne gelince, buradaki “yaratılışça” [HALK] kelimesi “TAKDİR” manasınadır.. “İCAD” yani yaratıp vücutlandırma manasına değildir..

Çünkü resulullah aleyhisselam ANNELERİ TARAFINDAN DÜNYAYA GETİRİLMELERİNDEN ÖNCE MEVCUT VE YARATILMIŞ DEĞİLDİ.

Fakat gayeler ve kemaller, takdir hususunda önce, varlık hususunda sonradır. Zira Allah teala ialhi meseleleri, olayları kendi ilmine uygun olarak önce lehvi mahfuzda takdir eder, şekillendirir.

Buraya kadar, şayet varlığın iki şeklini de anladıysan; Resulullah’ın varlığının, Ademin varlığından önce; yani gözle görülen varlık değil de, ilk takdir edilen varlık olarak “önce” olduğunu anlamış olursun. Gazali’nin sözü burada bitti...

Evet, İmam Gazali gibi Abdulkadir Geylani gibi işin hakikatına vakıf pekçok evliya insanların ruhlarının bedenlerinden önce yaratılmış olduğunu reddetmekte ve her insanın ruhunun bedeniyle birlikte ve bu bedenl tarafından üretilerek meydana geldiğini söylemektedirler...

Bu konudaki çok geniş bilgi “RUH İNSAN CİN” isimli l0. baskısı yapılmakta olan kitapta mevcuttur.

Burada çok özetle belirtelim ki... “RUH” adıyla bilinen yapı kişinin ana karnında 120. günde üretilmeye başlanan halogramik esaslı mirodalga bedenidir; ki, esas itibariyle beyin mahsulüdür. Her beyin dünyada kendi mikrodalga bedenini yani ruhunu üretir ve beynin durmasından sonra da bu mikro dalga beden bir daha dünyaya geri gelmek sözkonusu olmaksızın ileriye doğru yaşamına devam eder..

Ölümü tadıp biyolojik bedenle ilişkisi kesilen kişinin bir daha dünyaya geri gelmeyeceğini vurgulayan KUR’AN`daki şu ayeti iyi anlamak gerekir:

“HERBİRİNE ÖLÜM ERDİĞİNDE; RABBİM BENİ GERİ DÖNDÜR DÜNYA YAŞAMINA DA, YAPMADIKLARIMI YAPAYIM; DERLER..

BU KESİNLİKLE MÜMKÜN DEĞİLDİR!. (MAHŞERDEKİ) BA’S (tüm insanların biraraya gelmesi) GÜNÜNE KADAR BERZAHTADIRLAR” [Sure: 23 ayet: 99/100]

Resulullah “ÖLDÜKTEN SONRA GERİ DÖNDÜRÜLECEK YOKTUR” buyurmuştur. [HAK DİNİ c: 6, s: 4197]

KUR’AN 6. surenin 128. ayetinde ise insanların farkında olarak veya olmayarak CİN etkisi altına girmeleri gerçeğine söşle işaret eder:

“... EY CİN TOPLULUĞU, İnsanların EKSERİYETİNİ hükmünüz altına aldınız!..”

Kur’an-ı Kerimde “CİNLER” Hakında bir sure ve pekçok ayet vardır... “CİNLERi” inkar eden, gerçeği inkar edenlerden olur..

Yukarıdaki ayetin devamında şöyle der:

“İnsanlardan onları (CİNLERİ) dost edinenler de -Rabbimiz biz birbirimizden faydalandık, ve bizim için takdir edilen vakte ulaştık; derler.. Allah, yeriniz ateştir; Allah’ın diledikleri dışındakiler ebedi olarak orada kalıcıdırlar..”

“ŞEYTAN” denilen “İBLİS” dahi “CİNLER”DENDİR.. BU gerçek de KEHF suresinin 50. ayetinde şöyle vurgulanır:

“... ANCAK İBLİS SECDE ETMEDİ (ademe) CİN TÜRÜNDEN OLDUĞU İÇİN!.”

Cinlerin en büyük arzusu insanların inançlarını saptırarak Kur’anı reddettirmektir.. Bunun içinde tamamiyle asılsız ilhamlar vererek İslam dışı düşünce sistemlerine hind inançlarına sapmalara yol açarlar.. İnsanları “ALLAH” inancından saptırarak “TANRI” inancına yönlendirip; tevhid inancına ters varsayımlara sokarlar...

İnsanların, kendi türlerine çok büyük bir fitne olan “CİN”lerden ve onların tehlikelerinden korunabilmeleri için önce “CİNLERİ” İYİ TANIMALARI ZORUNLUDUR!. Zira Kur’an-ı Kerimde sayısız defa uyarıldıkları “ŞEYTAN” bu cinlerdir!.

CİNLERİN” yapıları Kur’anda “Dumansız ateş” yani “mikrodalga” ya da “mesamata nüfuz eden zehirleyici” ateş yani ışınsalyapı olarak tarif edilmektedir... Onların bize olan tesirleri tıpkı telapati dalgalarının beyin tarafından deşifre edilişi gibi olur; bu yüzden de nasıl ve nereden geldiğini farkedemeyiz..

Son olarak şunu bildirelim...

Eğer, ruhlarla görüştüğünü sananlar; cinlerden zarar görenler, reenkarnasyona inananlar, kendilerine büyü yapıldığınıdüşünenler yahut kendisinde çeşitli baskılar hissedenler şu ayetleri ezberleyip hergün 300-500 defa okurlarsa çok kısasürede büyük faydalar görürler... Kur’an-ı Kerimin Sad suresi 41. ayeti ile Müminun suresi 98/99. ayetleri olan dua şudur:

Rabbi enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azaba. Rabbi euzübike min hemezatiş şeyatıni ve euzübike rabbi en yahdurun.. Ve hifzan min külli şeytanin marid.

___________

( * Bu konulardaki kapsamlı bilgi, AHMED HULUSİ’nin Kitsan yayınları arasında çıkan “RUH İNSAN CİN”; “İNSAN ve SIRLARI”; “EVRENSEL SIRLAR” ve “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU” isimli kitaplarında mevcuttur.)

*  *  *