Yenilen!

Ahmed Hulûsi

ALLAH RASÛLÜ’NE GERÇEKTEN İNANIYOR MUYUZ

Bir ilâhi geliyor uzaktan kulağıma tatlı tatlı, değerli ses Ahmet Özhan`dan…

"Bu bir rıza lokmasıdır; yutamazsın demedim mi"?

Erenlerden biri demiş bu sözleri…

Nedir bu razı olunası konu? Yutulası çok zor lokma?

En başta, "Allah Rasûlü`ne iman"!

En sonda, gene, "Allah Rasûlü`ne iman"!

"DİN"e iman, tümüyle, Allah Rasûlü ve son Nebî`si Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)`ın bildirdiklerine imandan ibarettir!.

"İyi ahlâk derneği başkanı(?), sevgili peygamberimiz(!?) Mustafa"dan söz etmiyorum… Hayallerinde, böyle biriyle yaşayanlara, yaşadıkları mübarek olsun!. Onlar da, iyi ahlâklı, yoldan taşı kaldıran, komşusu açken tok yatmayan, kardeşini kendi gibi düşünen bir vatandaş olarak; sistemin ve "sünnetullah"ın gerçeklerinden habersiz, geçip gitsinler bir sürü insan gibi… Ne diyelim ki…

Ama…

Ben, Allah Rasûlü ve son Nebisi Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)`ın, müşahede edemiyorsak da, idrak edemiyorsak da, algılayamıyorsak da, hiç olmazsa, iman etmemizi istediği çok çok önemli "sünnetullah" gerçeklerinden söz ediyorum!

Elbette, "Ben konuşan Kurân`ım" diyen Allah arslanı olan Şah-ı velâyet Hazreti Âli gibi, "Görmediğim Allah`a kulluk etmem" cümlesinin açığa çıkmasına sebep olan müşahedeyi beklemiyorum kimseden!

Ama en azından, idrâkın yüceliğinin getirisini yaşayamasak da, inkârın ilkelliğinden uzaklaşalım istiyorum!.

Her türlü dil, anlayış, ırk, renk ayırımından arınmış olarak evrensel gerçekler boyutunda yaşayan Evrensel İnsan`ın müşahede ettiği "sünnetullah" gerçeklerini hiç olmazsa inkâr etmeyelim istiyorum... Ki böylece Allah Rasûlü`nün bildirdiklerine, evrensel "sünnetullah" gerçeklerine iman kapısı açılsın bizlere istiyorum!

Bilelim ki…

"Kadere iman", bize Kurân-ı Kerîm`de "sünnetullah" olarak bildirilen, evren içre evrenlerin varoluşundaki sistem ve mekânizmaya inanmaya işaret eder! Bu açıklananlar, 14 asır öncesi şartlarda anlatılabileceği kadardır. Günümüzün tüm bilimsel buluşları da tamamıyla bu bildirilenlerle örtüşmektedir.

"ALLAH" ismiyle işâret edilenin "Esmâ âlemi"nin tecellîsi (yansıması) olarak var kabul edilen, İlmullah`taki "RUH" adlı TEKİL yapının; çok boyutlu tek kare resmin içindekilerin varoluş sistem ve mekânizması, "DİN" kapsamında "Kader" olarak anlatılmaya çalışılmıştır!

Önceki yazımda, öğrendiğimize göre, RUH adlı melek veya İnsan-ı Kâmil veya Hakikati Muhammedî olarak bildirilen yaşam boyutunun "fetih" sahibi "vâris"lerde de açığa çıktığı bildirilen şu müşahededen sözetmiştim:

"Algılama sisteminle, yalnızca yaşadığın sistemi değil, galaksi veya evreni değil; tüm semâlardakileri, yani "katmanlardakileri", yani hücreler boyutundaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani moleküler boyuttaki bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak; yani atom altı katmanların bilinç türlerini yaygın ve katmansal olarak algılasaydın aynı anda da; beynin onları da görüntüleyebilseydi!.."

Tek Bir yapının yaşantısından olan her şey!. "Allah" adıyla işaret edilenin her an yeni bir şanda olan esmâsı! ZÂT`ıyla kâim olan "esmâ"!.. Ötesi "hiç"lik!.. Öyle olduğuna işâret eden Ahadiyyet vasfı!... "Âlemlerden Ganî" oluşunun işaret ettiği "Ekber" oluşu…

Öte yanda, varlık suretleri şeklinde açığa çıkardığı, "tanrı ve fermannamesi ile muhatapları" senaryosu!.

"DİN"i, "taklit" yollu şartlanmaya dayalı kabul edip, yeterince gelişmemiş veri tabanımızla, ve dahi anlamadan kabul ettiğimiz için, sanıyoruz ki "gökteki tanrının yerdeki insanlar hakkında tek tek yaşantı fermannamesidir, yazgısıdır "kader"!.

Oysa, Allah Rasûlü ve son Nebi`sinin "kader" adı altında açıkladıklarıyla, günümüz biliminin tespitlerini bir arada incelerseniz, görürsünüz ki, ikisi de aynı evrensel gerçeği dillendirmektedir iki ayrı yoldan.

"Kader" konusunun, geçmişte yaşayanlarda açıklık kazanamamasının sebebi, madde-mânâ ikileminden kurtulamayıp, her şeyi bu ikilik içinde değerlendirip, Mevlâna Celâleddin`in tabiriyle "şaşı bakıp, biri iki görmeleri"dir.

Oysa çeşitli mertebeler veya âlemler gerçekte TEK BİR âlemdir!. Algılanması istenilişine ve de özelliğine GÖRE, detayların farkettirilmesi amacıyla, değişik isimlerle adlandırılmışlardır.

Beyin, veri tabanını oluştururken bebeklikten itibaren, bunu yoğun olarak göz ve kulak yoluyla aldıkları üzerine inşa eder ve buna göre düşünmeye başlar. Bu kanallardan beyine giren veriler ise otomatik olarak madde-mânâ ayırımını oluşturur. Beyin eğer ileriki yaşlarda yeterli ilimle veri tabanını genişletirse, düşünürken, madde-mânâ ayırımından arınarak, tek bir bütünsellik içinde verilerini değerlendirir. Yani, ilim, beyine yeni bir çoklu boyutsallık kazandırır değerlendirmeleri için. (beyin nereden alıyor, bu başka yazı konusu)

Çok katmanlı veya çok boyutlu veya evren içre evrenler veya paralel evrenler kavramları, hep beynin algılama-düşünme sistemini terbiye edememekten, diğer bir deyişle, beynin veri tabanının yeterince kapsamlı olmamasından kaynaklanan kabul edişlerdir. Oysa gerçek; TEK bir bölünmez, cüzlere ayrılmaz, algılayana göre çok boyutlu, derinlikli, tek kare resimden başka bir şey değildir!.

Esmâ-ül Hüsna`nın çokluğu nasıl esma mertebesinin TEK`liğine ters değilse; aynı mertebedeki aynı TEK yapının, değişik özelliklerine işaret ediyorsa…

Lahut âlemi, Ceberût âlemi, Melekût âlemi ve Nasût âlemi de hep aynı TEK âlemdir!.

Zât âlemi, esmâ âlemi, efâl âlemi dahi aynı TEK`ten söz etmektedir.

Tıpkı, nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa isimleriyle işaret edilenin aslında aynı TEK yapı olup, algılayan veya hissedenin kavrayış mertebesine göre farklılık arzetmesi gibi…

Tıpkı insan bedeninde hücresel katman, moleküler katman, proton-elektron katman, kuarksal katman, fotonik katman bilinçlerinin varoluşu gibi!

Eğer bu iyi anlaşılırsa, tüm varlıkta TEK bir İLİM, TEK bir İRADE, TEK bir KUDRET ve bunların işlevinin oluşumu sonucu "çok boyutlu TEK bir kare resim" (efâl âlemi) var olduğu da rahatlıkla farkedilebilir. Dolayısıyla da "Her an yeni bir şanda Olan" dışında hiçbir şey "var" olmadığı müşahede edilebilir.

Beyni gözüne esir olmuş; duyduğunu tekrarlamaktan başka bir şey yapamayanların, bilim dünyasının getirisi olan gerçeklerden de mahrumiyeti, "iki ayrı yapı var" sanısı içinde yaşamaktan başka bir sonuç oluşturmaz! Çünkü ne mecazları deşifre çabasına giriyorlar ne de bilimsel tespitleri değerlendirebiliyorlar!

Varlığı "madde ve mânâ" diye iki ayrı yapı sanan çağdışı anlayıştakiler, "TEK"illiği de kavrayamadıkları için; hâlâ materyalist felsefeye dayalı "cüz-kül" yanılgısı içinde "çift"likte dolanıp durmaktadırlar. Olayın ne olduğunu anlamadıkları için de, "cebriye"den söz etmektedirler içine düştükleri "ŞİRK"in farkında olmaksızın!.. Sanki bir "cebreden bir de cebrolunan" varmışçasına!..

Belki bilim güneşinin batıdan doğup tümüyle Dünya`yı aydınlattığı günde de "TEK"illik kavranacak; "cüz-kül", "cebreden-cebrolunan" (zorlayan-zorlanan) ikiliğinin hiçbir zaman varolmadığı farkedilecek; "DİN"in gerçeği kavranacak ve Allah Rasûlü ve son Nebîsi`nin hakkı teslim edilecektir! Biz göremesek de!

Evet, gelelim "Amentü"müzdeki "Kadere iman" konusuna…

"…ve Bİ-L KADERİ" diyerek "B" sırrı işaretini kavramış olarak, idrâk edemesek de hiç olmazsa iman etmemiz istenen "Kader" konusuna…

"Kader"in, varlığın kendi varoluş programı içinde mevcut oluşu, dışardan başka biri tarafından yazılmadığı gerçeğine!.

Evrensel sistemin gerçeklerine…

Âmentü`nün esaslarından biri olan "kadere iman", gerçekte, ancak "kader"in ne olduğunu bildikten sonra mümkündür.. Aksi takdirde sadece "kader" ismine iman edilmiş olur!.

Mahiyetini bilmediğiniz bir şeye "iman" etmek, ancak, o bilmediğiniz şeyin "ismine iman etmek" demek olur!. Oysa önemli ve gerekli olan, o şeyin "ismine" değil, ismin işaret ettiği "mânâsına, işaret edilen olaya iman" etmektir!.

İşte bu anlayışla gelin şu iman etmemiz zorunlu olan evrensel gerçekler nedir bir inceleyelim…

(Bu konuyu 1986 yılında yayınlamış olduğum "İNSAN VE SIRLARI" isimli kitabımda çok daha detaylı ve çeşitli soruların cevapları verilmiş hâliyle okuyabilirsiniz "KUR`ÂN-I KERİM VE HADİSLERDE KADER ANLATIMI" bölümünde.

Ayrıca, "AKIL ve İMAN" isimli kitabımızın "Kadere İman" bölümünde ve dahi,

"Hazreti MUHAMMED`İN açıkladığı ALLAH" isimli kitabımızın "Kader konusunda bilgiler" bölümünde mevcuttur.)

"SİZE YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE İSABET EDEN BİR OLAY, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN ÖNCE, MUTLAKA BİR KİTAPTA (BİLGİ MERKEZİNDE) YAZILMIŞTIR!...

BUNU, ÖNCEDEN (oluşturan boyutta) TAKDİR EDİLMİŞ VE YAZILMIŞ OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GEÇEN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN AÇIKLIYORUZ..." (Hadîd: 22 - 23)

Düşünün!... Sadece bu âyetler, düşünen bir beyine hangi gerçekleri vurgular! Çok düşünülüp anlaşılması için gayret gereken bir muhteşem bilgidir bu! Tek kare resimdeki boyutsal oluşumun açıklamasıdır bu izah! Esmâ âlemindekinin efâle yansımasının mekanizması açıklanmaktadır burada anlayabilecek olanlara.

Bunun hemen sonrasında da sistemin nasıl oluşup çalıştığının açıklaması yer almaktadır O muhteşem BİLGİ kaynağı Kurân-ı Kerîmde:

"...FITRATALLAHİLLETİY FETAREN NÂSE ALEYHA; LÂ TEBDİYLE LİHALKİLLAH; ZÂLİKED DİYNÜL KAYYIM; VE LÂKİNNE EKSEREN NÂSİ LA YA`LEMUN". (Rûm: 30)

"İnsanlar belli program üzere, programlanmış olarak vardırlar. ALLAH`ın belli bir programla ve amaçla halkettiği varlığında asla program değişikliği olmaz. Din bu esas üzerine kaimdir. Velâkin insanların ekseriyeti bu gerçeği bilmezler"!.

"KUL KÜLLÜN YA`MELU ALA ŞAKİLETİH"dir. (İsrâ: 84)

"DE Kİ: TÜMÜ DE (tüm yaradılmışlar - evren içre evrenlerdekilerin tümü) PROGRAMLARI (ŞÂKILESİ) DOĞRULTUSUNDA FİİLLER YAPAR..."

Kul, rabbına tâbidir!.

"HAREKETTE OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE, HEPSİNİ ALNINDA (BEYNİNDE) ÇEKİP GÖTÜREN O`DUR!." (Hûd: 56) âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.

Yani, o varlığı bulunduğu haliyle yaşatan; "ALNINDA" -alnının arkasındaki beyninde- açığa çıkan, esmâ terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır... Çünkü onun varlığı, kendisinin rabbı olan esmâ terkibinin tabii sonucudur...

"Mümin" isek iman etmemiz zorunlu olan Allah Rasûlü ve son Nebîsi Muhammed Mustafa (aleyhisselam) "sünnetullah" realitesini bakın nasıl bildiriyor bizlere:

1- ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. (İnsân: 30)

2- İSTEDİĞİNİ (irade ettiğini) FİİLE (efâl âlemine) ÇIKARIR. (Burûc: 16)

3- O FİİLERİNDEN (efâl âlemine çıkardıklarından) MESÛL OLMAZ; FAKAT ONLAR MESÛL OLURLAR (sonuçlarını yaşarlar).. (Enbiyâ: 23)

4- HALBUKİ SİZİ DE YAPAGELDİĞİNİZ ŞEYLERİ DE ALLAH YARATMIŞTIR!.. (Sâffât: 96)

5- "YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSÎBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR.

BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH, DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ". (Hadîd: 22 - 23)

6- HAREKETTE OLAN HİÇ BİR MAHLÛK HÂRİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA (BEYNİNDE) ÇEKİP YÜRÜTEN O`DUR!.. (Hûd: 56)

7- DE Kİ: HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA (şakûllerinde) FİİLLER ORTAYA KOYARLAR. (İsrâ: 84)

8- "ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK..." (En`âm: 91)

9- BİZ HER ŞEYİ B-KADERİYLE (kaderi kendi özünden gelen programla) HALKETTİK!.. (Kamer: 49)

Kur`ân-ı Kerîm`de bu konuda bu anlamda daha pek çok âyeti kerîmeler olmasına rağmen aklı olana bu kadarı yeter; anlayışsızlığın devâsı yoktur, diyerek; şimdi de Sahih-i Müslim isimli hadîs kitabının "KADER" bahsinde bize nakletmiş olduğu Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem)`in açıklamalarına idrâklarımızı yöneltelim:

Ebu`l-Esved ed-Dieliyy şöyle dedi:

İmran ibn Husayn (radıya`llâhu anh) bir gün bana şöyle sordu:

- İnsanların yapmakta oldukları ve emek çekip didindikleri şeye ne dersin?.. Kendilerine hüküm olunan ve sebkât etmiş bulunan kaderden, kendilerine gelip geçen bir şey midir?.. Yahut Nebî ve Rasûllerinin getirdiği şeylerden olup da kendilerini karşılayacak ve aleyhlerine delil sâbit oluveren şeylerden midir?..

- Hayır!.. (karşılaşacakları tesadüfî işler değil). Lâkin, geçmişte kendilerine yazılan ve kendilerine gelip çatan bir şeydir!.. dedim.

Bunun üzerine İmran bin Husayn sordu:

- Öyle ise bu insanlara ZULÜM olmuyor mu?..

Bu sözden şiddetle korktum ve şöyle dedim:

- Her şey, Allah`ın mahlûkudur ve elinin mülküdür!..

- O YAPTIKLARINDAN MES`ÛL OLMAZ; FAKAT ONLAR MES`ÛL OLURLAR!.." (Enbiyâ: 23)

- Allah sana merhamet buyursun!.. Ben sana sorduğum şeylerle ancak senin aklını imtihan etmek istedim. Müzeyn kabilesinden iki kişi Rasûlullah`ın yanına geldiler ve şöyle sordular:

- Yâ Rasûlullah!.. İnsanların bugün yapmakta oldukları ve emek çekip didine geldikleri şeye ne buyurursun?.. Bu üzerlerine hüküm edilen ve önceden yazılan bir kaderden olarak, kendilerine isâbet eden bir şey midir?.. Yahut, Nebî ve Rasûllerin getirdiği ve üzerlerine hüccet sâbit olan şeylerden olarak, kendilerinin karşılayacakları şeyler içinde midir?..

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Hayır!.. Bu ikinci şekil değil!.. ÜZERLERİNE HÜKÜM OLUNAN VE KENDİLERİNE GELEN BİR ŞEYDİR (kaderdir). Azîz ve Celîl olan Allah`ın kitabında bunun tasdiki şu âyettir:

- HER BİR NEFSE VE ONU DÜZENLEYENE, SONRA DA ONA HEM KÖTÜLÜĞÜ, HEM KORUNMASINI İLHAM EDENE. (Şems: 7 - 8)

*  *  *

Câbir radıyallâhu anh şöyle dedi:

Surûkatubnu Mâlik ibn Cu`şûm geldi ve şöyle sordu:

- Yâ Rasûlullah!.. Bize DİNİMİZİN ASLINI BEYAN ET!.. Bugünkü amel neyin içindedir?.. Bunun bilgisine nisbetle, biz sanki şimdi yaratılmış gibiyiz. Bugünün ameli, kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?.. Yoksa karşılaşacağımız işler içinde midir?

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi vesellem):

- Hayır!.. Bugün ki iş, yeniden oluşacak işler içinde değildir!.. Fakat kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirlerin cereyan etmiş olduğu işler içindedir!.. Buyurdu.

*  *  *

Surâka bu defa sordu:

- Öyle ise amel ne için?..

Züheyr dedi ki: Bundan sonra Ebu Zübeyr anlamadığım bir şey konuştu; ben ne dedi, diye sordum:

- "Amel ediniz, çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!." buyurdu.

*  *  *

Abdullah ibn Mes`ud (radıya`llâhu anh) şöyle dedi:

Bize dâima doğru söyleyen ve kendisine de doğru bildirilen Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Sizin birinizin ana-baba maddeleri 40 gün anasının karnında toplanır. Sonra o maddeler o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı hâlini alır. Sonra yine o kadar zaman içerisinde bir çiğnem ete tahavvül eder. (120. günde) ona bir melek gönderilir de bu melek ona ruhu nefheder. Ve melek dört kelime ile yani rızkını, ecelini, âmelini, said ve şakî olduğunu yazmakla emrolunur.

Kendisinden başka Hak ilâh olmayan Allah`a yemin ederim ki: sizden biriniz cennet ehlinin ameliyle amel etmekte devam eder. Nihâyet kendisi ile Cennet arasında bir zirâ`dan başka mesafe kalmaz!.. Bu sırada yazı o kişinin önüne geçer!.. Bu defa o kişi cehennem ehlinin ameliyle amel etmeye devam eder.

Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder, nihâyet kendisiyle cehennem arasında ancak bir zirâ mesafe kalır. Bu sırada yazı önüne geçer!.. Bu defa da o kimse cennet ehlinin ameliyle amel eder ve cennete girer!.

*  *  *

Enes İbn Mâlik (radıya`llâhu anh) şu hadîsi Rasûlullah`a bağladı:

Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

- Şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allah rahime bir melek tevkil etmiştir.

Melek, "Ey rabbım bir nutfedir; ey rabbım bir kan pıhtısıdır; ey rabbım bir çiğnem ettir" der. Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediğinde Melek,

"Ey Rabbım erkek midir yahut dişi midir; şâkî midir yahut saîd midir; rızkı nedir; ecelî nedir?" sorularını sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR!.."

*  *  *

Hazreti Âli (radıyallâhu anh) şöyle anlattı:

Biz bir defasında Bâki-ül Garkad mezarlığında bir cenâzede bulunduk. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi vesellem) yanımıza gelip oturdu. Biz de etrafına oturduk. Rasûlullah`ın beraberinde bir âsâ vardı. Rasûlullah başını eğdi ve düşünceli bir halde elindeki âsâ ile yere vurup dürtüştürmeye, çizgiler ve izler meydana getirmeye başladı. Sonra:

- Sizden hiçbir kişi ve yaratılmış hiçbir nefis müstesna olmamak üzere, muhakkak cennetteki ve cehennemdeki yerine Allah yazmıştır!.. Ve herkesin şakî veya saîd olduğu muhakkak yazılmıştır!..

Buyurdu. Bunun üzerine sahabîlerden bir kimse şöyle sordu:

- Ya Rasûlullah, öyle ise bizler âmeli terkedip, bu yazımız üzerine kalalım mı?..

Rasûlullah şöyle buyurdu:

- Saîd olan kimse, saadet ehlinin ameline ulaşacaktır. Şakî olan kimse de, şekâvet ehlinin ameline ulaşacaktır. Sizler amel edip çalışın!.. Çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.. Said olan Saadet ehlinin ameline KOLAYLAŞTIRILIR, şakî olan da şekâvet ehlinin AMELİNE KOLAYLAŞTIRILIR.

Sonra Rasûlullah şu âyetleri okudu:

- "BUNDAN SONRA KİM VERİR VE SAKINIRSA, O en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Ama kim cimrilik eder, kendisini müstağni görür en güzeli olan sayarsa, biz de onu en güç olan için hazırlayacağız" (Leyl: 5 - 10)

*  *  *

İmran İbn Husayn (radıya`llâhu anh) şöyle dedi:

Bir kimse tarafından şöyle soruldu:

- Ya Rasûlullah, cennet ehli ateş ehlinden (ayırdedilip) bilindi mi?..

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem):

- Evet!..

Yine o zât tarafından:

- Öyle ise âmel edenler niye böyle çalışıp duruyorlar?.. denildi.

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem):

- Herkes niçin yaratıldı ise, onun yolları kendisine kolaylaştırılmıştır!..

Ebû Hüreyre (radıya`llâhu anh), Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:

- Hakikaten öyle adam vardır ki; uzun zaman cennet ehlinin âmelini işler; sonra onun bu yaptıkları, ateş ehlinin ameli ile son bulup, mühürlenir. Kezâ kişi uzun zaman ateş ehlinin amelini işler; sonra da onun bu ameli cennet ehlinin ameliyle son bulup, mühürlenir!..

*  *  *

Sehl İbn Sâ`d es Saidiyy (radıya`llâhu anh) der ki; Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Hakikaten öyle adam vardır ki, insanlara zâhir olan hâlleri ile muhakkak cennet ehli ameli yapar!.. Halbuki kendisi ateş ehlindendir!.. Ve yine öyle adam vardır ki insanlara görünüşte mutlak ateş ehlinin amelini işler, halbuki kendisi cennet ehlindendir!..

*  *  *

Tâvûs şöyle dedi:

Ben Rasûlullah`ın sahabîlerinden birçok insanlara eriştim. Onlar "HER ŞEY KADER İLEDİR" diyorlardı. Ben Abdullah ibn Ömer radıyallâhu anh`dan şöyle işittim:

"Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

- HER ŞEY KADER İLEDİR!.. HATTA ÂCİZLİK İLE ZEKÂ VE BECERİKLİLİK BİLE!.. YAHUT BECERİKLİLİK VE ZEKÂ İLE ÂCİZLİK BİLE.

*  *  *

İbn Abbas radıyallâhu anh şöyle anlatıyor:

Ebû Hureyre`nin, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, diyerek, rivayet ettiği şu hadîstekinden daha küçük, günâha benzer hiçbir şey görmedim!..

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

- Allah âdemoğluna zinâdan nasibini takdir etmiştir!.. Hiç şüphesiz âdemoğlu takdir edilmiş olan bu âkibete erişecektir!..

İmdî göz zinâsı bakmak, dil zinâsı konuşmaktır. Nefis temennî eder ve iştahlanır.

Tenâsül uzvu ise bu organların hepsinin arzularını ya gerçekleştirir, yahut yalanlar. (Buharî - Tecrid - 2132)

*  *  *

Ubeyy ibn Kâ`b (radıya`llâhu anh) şöyle dedi:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) buyurdu:

- Hızır`ın öldürmüş olduğu çocuk, KÂFİR OLARAK tabiâtlandırılmıştır! Eğer yaşasaydı, muhakkak ana ve babasını azgınlık, tecavüz ve kâfirlikle sarıp bürüyecekti!..

*  *  *

Mü`minlerin anası Hz. Aişe radıyallâhu anh`a şöyle dedi:

"Bir küçük çocuk vefat etti. Ben,

- Ne mutlu ona, o cennet serçelerinden bir serçe, deyiverdim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Sen bilmez misin ki, Allah Cenneti yaratmış, cehennemi de yaratmıştır!.. Sonra şunun için bir ehil yaratmış, bunun için de bir ehil yaratmıştır!.."

*  *  *

Mü`minlerin anası Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) ensârdan küçük bir çocuk cenâzesine çağrıldı. Ben,

- Saadet ona!.. O cennet serçelerinden bir serçe kuşudur!.. Kötülük işlemedi!.. Kötülük yapacak bir çağa erişemedi!.. dedim.

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle dedi:

- Şundan başkası mı olacak Yâ Aişe!.. Allah cennet için bir halk yarattı ki; onlar daha babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allâh onları Cennet için yaratmıştır!.. Ve kezâ Allah, ateş için öyle bir ahâlî yaratmıştır ki, onlar henüz babalarının sulblerinde bulunurlarken, Allah onları ateş için yaratmıştır!..

*  *  *

Yezîd ibn Hürmüz ile Abdurrahman el A`râc dediler ki:

Biz Ebû Hureyre`den işittik şöyle dedi, Rasûlullah salla`llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Adem ile Musa Aleyhisselâm RABLARI KATINDA birbirlerine karşı delil getirerek tartıştılar. Neticede Adem, Musa`ya HÜCCETLE galebe etti.

Musa:

- Sen Allah`ın kendi eliyle yarattığı; kendi Rûh`undan ruh üflediği; meleklerini secde ettirdiği; cennetinde iskân edip oturttuğu; sonra da yapmış olduğun hatadan dolayı insanları arza indirten Adem misin, diye sordu.

Adem:

- Sen Allah`ın Rasûllükle ve kelâmıyla mümtaz kılıp seçtiği; içinde her şeyin beyânı bulunan levhaları verdiği; ve yavaşça konuşucu olarak seni kendisine yaklaştırdığı Musa`sın!.. Benim yaratılmamdan kaç sene önce Allah`ın Tevrat`ı yazdığını biliyorsun!.. dedi.

Musa:

- 40 yıl önce!..

dedi. Adem:

- Peki, Tevratın içinde, "VE ADEM RABBİNE ÂSİ OLDU da ŞAŞIP KALDI". (Tâ-hâ: 121) âyetini buldun mu?.. diye sordu. Musâ dedi:

- Evet buldum.

Adem:

- Öyle ise, Allah`ın beni yaratmasından 40 sene önce, benim yapmamı üzerime takdir ettiği işi yapmamdan dolayı beni azarlayıp, kınıyorsun!.. dedi.

Rasûlullah salla`llâhu aleyhi ve sellem:

- "Böylece Adem, Musâ`yı hüccet ile mağlub etmiştir."

*  *  *

Abdullah ibn Amr ibn As (radıya`llâhu anh) şöyle dedi:

Ben Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem)`den duydum, şöyle buyurdu:

- Allah mahlûkâtın KADERLERİNİ semâları ve arzı yaratmasından 50 BİN sene EVVEL YAZMIŞTIR!..

*  *  *

Ebû Hureyre (radıya`llâhu anh), Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, dedi:

- Her birinde hayır olmakla beraber, Allah`a göre kuvvetli mü`min zâif mü`minden daha hayırlı ve sevimlidir. Sana yararlı şeyler üzerinde hırs ile çalış, Allah`dan yardım iste acze düşme.

EĞER SANA BİR ŞEY, BİR MÜSÎBET GELİP İSABET EDERSE, "KEŞKE ben böyle yapmasaydım, böyle olurdu" deme!.. Fakat,

- Allah BÖYLE TAKDİR ETMİŞ, O DİLEDİĞİNİ YAPAR!.." de. Zîrâ bu "KEŞKE" (...seydim) kelimesi şeytanın amelini açar!..

*  *  *

Bu bölümde de SÜNEN-İ TİRMÎZİ isimli Hadîs kitabından gene "Kader" konusundaki bir kısım Hadîs-i şerîfleri naklediyoruz:

Abdullah bin Ömer (radıya`llâhu anh)`dan rivayet edilmiştir:

Ömer (radıya`llâhu anh):

- Yâ Rasûlullah. Yapmakta olduğumuz işin, yeni oluşan bir iş, veya bir başlangıç mı olduğu; yoksa önceden tamamlanan bir işte mi çalıştığımız kanaatindesin?..

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Ey Hattaboğlu, önceden tamamlanan bir işte!.. Herkes kolaylıkla başaracaktır!.. Ne var ki saadet ehlinden olan saadet için çalışacak; şekâvet ehlinden olan da şekâvet için çalışacaktır!

*  *  *

Selman radıyallâhu anh`dan rivayet olunmuştur:

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- Kazayı ancak dua önler; ve ömrü yalnız iyilik artırır!..

*  *  *

Ebû Hizâme (radıya`llâhu anh) rivayet edilmiştir:

Bir adam Rasûlullah`a gelerek sordu:

- Yaptırdığımız afsun (okunma)ların, tedavide kullandığımız ilaçların ve tuttuğumuz perhizlerin, Allah`ın kaderinden herhangi bir şeyi önleyeceği görüşünde misin?..

- ONLAR DA ALLAH`IN KADERİNDENDİR!.

- Ademoğlu, yanıbaşında 99 ölüm olduğu halde sûretlenmiştir!.. Şayet bu ölüm tehlikelerini atlatır ise, ihtiyarlığa düşer ve neticede ölür!..

*  *  *

Hazreti Ali radıya`llâhu anh`dan rivayet olmuştur:

- Kul 4 esasa iman etmedikçe mü`min olamaz!.. Allah`dan başka ilâh olmadığına, Benim Rasûlü olup Hak ile gönderdiğine, ölüme ve öldükten sonra yaşamaya ve kadere iman edecek.

*  *  *

Câbir bin Abdullah (radıya`llâhu anh)`dan rivayet edilmiştir:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Bir kul, hayrı ve şerri ile kadere iman etmedikçe; kendisine isâbet edenin ondan şaşmasına; kendisine isâbet etmeyenin de ona isâbet etmesine kesinlik ile imkân olmadığını bilmedikçe; mü`min olmaz!..

*  *  *

Abdullah bin Amr (radıya`llâhu anh)`dan rivayet edilmiştir:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) elinde iki kitap (tutuyormuşçasına) üzerimize çıka geldi ve:

- Bu kitabın ne olduğunu biliyor musunuz?.. Buyurdu.

- Hayır yâ Rasûlullah, ancak bize bildirirsen... dedik.

Bunun üzerine sağ elindeki kitap için;

- Bu, Âlemlerin Rabbı`ndan bir kitaptır!.. Cennete gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri, bu kitapta mevcuttur!.. Orada son kişilerine kadar icmâlen yazılmıştır ki, artık onlar kesinlikle artırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..

Sonra sol elindeki kitap için de;

- Bu da Âlemlerin Rabbı`ndan bir kitaptır. Cehenneme gireceklerin adları, baba ve kabîlelerinin isimleri bu kitapta mevcuttur. Orada son kişilerine kadar icmalen yazılmıştır. Artık onlar asla arttırılmayacak ve eksiltilmeyecektir!..

- Yâ Rasûlullah, durum önceden tamamlanmış ise; o halde âmel neye yarar?..

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Doğru olun ve mûtedil davranın. Çünkü cennete girecek kişi, her ne amel işlemiş olursa olsun, onun ameli cennet ehlinin ameli ile son bulacaktır!.. Cehenneme girecek kişi de, ne amel işlemiş olursa olsun cehennem ehlinin ameli ile ameline son verecektir!.. Rabbimiz KULLARIN KADERİNİ TÂYİN ETMİŞTİR!.. Bir bölük cehennemdedir!..

*  *  *

İbn-i Mes`ûd radıyallâhu anh`dan:

- Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) bize hutbe irâd ederek:

- Hiç bir şey, hiç bir şeye hastalığını bulaştıramaz!..

Bunun üzerine bir a`rabî sordu:

- Ya Rasûlullah, haşefesi uyuzlu erkek deveyi ağıla alıyoruz ve sonra bütün develeri uyuz yapıyor!..

Rasûlullah şöyle buyurdu:

- O halde birinci deveyi uyuz yapan kimdir?.. Advâ ve sefer yoktur!.. ALLAH HER NEFSİ YARATMIŞ ONUN HAYATINI, RIZKINI, KARŞILAŞACAKLARINI TAKDİR ETMİŞTİR!

*  *  *

Buharî`den:

Ebû Hureyre (radıya`llâhu anh)`dan:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Hiçbir kişiyi onun güzel işi ve ibâdeti cennete koyamaz!..

Bunun üzerine ashabı sordu:

- Seni de mi koymaz Yâ Rasûlullah?..

Resûl-i Ekrem şöyle cevap verdi:

- Evet, beni de!.. Allah`ın fazlı ve rahmeti beni kuşattığı için cennete girerim. Bu sebeple ashabım iş ve ibâdetinizde ifrat ve tefritten sakının. Doğru yoldan gidip Allah`a yaklaşınız. Sakın hiç biriniz ölümü temenni etmesin!.. Çünkü o, hayır sahibi ise, hayrını arttırması umulur; günâhkâr ise tevbe ederek ölmesi beklenebilir. (Tecri - 1918)

*  *  *

Abdullah bir Amr (radıya`llâhu anh)`dan rivayet olunmuştur:

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Muhakkak yüce Allah yarattıklarını bir karanlık içinde yarattı. Sonra onlara nurundan saçtı!.. Bu nurdan nasibini alan kimse hidayete erdi!.. Nasibini alamayan da delâlete saptı!.. Bunun için ALLAH`IN İLMİNE GÖRE KALEM KURUDU!.. (Tırmizi - 2780)

*  *  *

Zeyd bin Sâbit (radıya`llâhu anh) şöyle dedi:

Ben Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi ve sellem)`den duydum şöyle buyurdu:

- Eğer Allah sahibi olduğu göklerin halkını ve yerin halkını azâblandırsa idi, onlara zulmetmeden azâb vermiş olurdu!..

Eğer, onlara merhamet etse idi, Allah`ın rahmeti onlar için, kendileri için işledikleri amellerinin karşılığından daha hayırlı olurdu.

Ve eğer senin, Uhud Dağı kadar altının olup, hepsini Allah yolunda harcamış olsaydın; Sen, kaderin hepsine inanmadıkça ve SENİN BAŞINA GELMİŞ OLAN ŞEYLERİN GELMEMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI; ve başına gelmemiş olan şeylerin de gelmesine imkân olmadığını bilmedikçe (kabul olmazdı). Kezâ anlatılan bu inançtan başka bir akîde üzerine ölürsen şüphesiz cehenneme gireceğini kesin olarak bilmedikçe, senden kabul edilmezdi. (İbn-i Mâceh-Mukaddime)

*  *  *

Süraka bin Cü`şum (radıya`llâhu anh)`dan rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir:

Ben Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi vesellem)`e dedim ki:

- Yâ Rasûlullah!.. AMEL, kaderleri çizen kalemin yazdığı mukadderâtın cümlesinde mi ki, artık kalem onun işini tamamlamış ve kurumuştur?.. Yoksa AMEL, (için geçmişte bir kader sözkonusu olmayıp) istikbalde takınacağı tavra göre mi?..

Rasûlullah (sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu:

- FİİLİN, kader ile tespit edilmiş olan mukadderâttan olup, kalemin yazıp kuruduğu hususlar içindedir!.. Herkes ne için yaratıldı ise ona müyesser kılınır!.. (İbn-i Mâceh-Mukaddime)

*  *  *

Kurân-ı Kerîm`den ve "Kütübü Sitte" adı verilmiş altı sahih hadis derlemesinden naklen ilettiğimiz ALLAH RASÛLÜ açıklamaları, umarım, size yeni bakış açıları ve değerlendirmeler getirir. Zira bugün hemen hemen hiçbir eserde bu bilgileri toplu halde okuyamazsınız.

Aklı yetersiz, bu açıklananları kavrayamayan pek çok kişi de, beyinlerindeki inkâr sigortasını işletecek ve bu açıklamaları reddedecektir. Ne var ki böylece içinde yaşadıkları sistemi, "sünnetullah"ı inkâr edip, sadece kendilerini aldatmış olacaklardır!

Evet, Allah Rasûlü ve son Nebî`si o muhteşem Zât, insanın dünyasına ve içinde yaşadığı evrensel gerçeklere böyle işaret ederek, bunlara hiç olmazsa iman etmemizi istemiş!.

Hodri meydan!... Dileyen bunlara iman eder; dileyen etmez!...

Dilerim nankörlerden değil, değerlendirmek suretiyle şükredenlerden oluruz.

Herkes kesinlikle kendisinden açığa çıkanların sonuçlarını yaşayacaktır! Bilgisizlik yüzünden başkalarını suçlasa dahi!

Bu "sünnetullah" hükmüdür!

Not: Son birkaç yazının birlikte okunması, konuların daha iyi anlaşılması için yardımcı olabilir.

KADER KONUSUNDA SORULAR VE CEVAPLAR:

Sual

- Mâdem ki benim kaderim önceden yazılmış, olacak olan olacak, olmayacak olan da olmayacak, öyle ise ben de hiçbir şeyle uğraşmam, boş otururum!?..

Cevap

- Şâyet boş oturmak için varedilmiş isen, ancak o takdirde bu dediğini gerçekleştirebilirsin. Aksi takdirde, ne iş için yaratılmış isen, o iş sana kolay gelecek ve mutlaka o işi yapmaya devam edeceksin!..

Sual

- Allah benim Cehenneme gitmemi takdir etmiş ve cehennemliklerin işini bana kolaylaştırmış ise, bunda benim suçum ne?..

Cevap

- Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder!.. Sen nasıl mülkün saydığın şeyde dilediğini yapmak istiyor ve bundan engellenirsen, benim hürriyetim nerede diye isyana başlıyorsan; Allah da kâinatın mutlak meydana getiricisi olarak mülkünde dilediği gibi tasarruf etmektedir. Hiç bir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın!..

Sual

- Peki Allah bana cebren bu işi yaptırmıyor mu?!..

Cevap 1

- Cebbar olan Allah dilediğini yapar ve bundan dolayı da kendisine sual sorulmaz!

Cevap 2

- Esasen Allah sana yaptırıyor diye bir şey sözkonusu değildir. Çünkü gerçekte -sen` diye bir varlık yok ki!.. -Sen` ancak bir isimden ibaretsin!.. -sen` ancak 5 duyunun hayal âleminde oluşturduğu bir varlıksın!.. -sen` var kabul edilen bir izafî birimsin!.. Şâyet sana hücre boyutunda baksak, sayısız hücrelerden ibaret bir kütlesin!.. Işık boyutunda baksak, renk renk ışıksın!.. Beyin yapın ve programın itibariyle seyretsek, belli bir görevi ortaya koymak için çeşitli özelliklerle programlanmış bir kozmik robotsun!.. Ama ne var ki bütün bunlarla beraber, özün itibariyle kâinatın herhangi bir yerinde mevcut olan tüm özelliklere de sahipsin!..

Sual

- Benim kendi varlığım olmadığına, varlığımın O`ndan başka, ayrı bir varlık olmadığına göre, cehennem niye olsun ve ben niye yanayım?..

Cevap

- Şu anda da aynısın ve gerek maddî ve gerekse mânevî sayısız yanışlar içersindesin. Öyle ise şu anda nasıl maddî ya da manevî yanışlar sözkonusu ise, ölümötesi yaşamda da aynı şekilde yanışlar sözkonusudur!..

Sual

- Ben de, madem ki kaderim yazılmış, ibadet etmiyorum!.. Nasıl olsa, cennetlik isem cennete gideceğim, cehennemlik isem cehenneme gideceğim.

Cevap

- Allah cennet için yarattığına cennetliğin amelini nasip eder, cehennem için yarattığına da cehennemliklerin amelini. Sen hangisi için isen onun ameli sana kolay gelir!.. Zaten senden ne tür amel çıkıyorsa, sen, o senden çıkan amelin neticesine ulaşacaksın!..

Sual

- Dua, kazayı defeder!.. Bu kaderin değişmesi değil midir?..

Cevap

- Kazayı defedecek duâ dahi takdirdendir!..

Sual

- Peki irade-i cüzüm yok mu benim?...

Cevap 1

- Ne Kur`ân-ı Kerîm`de ne de bildiğimiz kadarıyla hadîs-i şerîflerde irade-i cüz` diye bir tâbir geçmez!

Cevap 2

- Varlığın tümüyle O`ndan oluşu itibariyle, her zerrede kendi boyutlarında O`nun iradesi mevcuttur ve o mutlak irade sahibidir. Senin basiretini örten perdeyi kaldırmayı dilerse, görürsün ki sana ait olduğunu sandığın her şey O`na aittir!.. "Mutlak irade"nin senden çıkışı hâlinde aldığı isimden başka bir şey değildir Cüz-i irade. Gerçekte, "cüz-i varlık" yoktur ki; "cüz-i irade olsun!... Evren tek bir varlıktır...

Sual

- Öyle ise bendeki tüm eksiklik, kusur ve yanlışlar da O`na aittir!..

Cevap

- Saydığın tavsifler, var sandığın varlığa nisbetle kabul edilmiş "izâfî" tavsiflerdir. Gerçekte ne senin var sandığın varlıkların O`ndan ayrı birer varlıkları vardır; ne de eksik, noksan, kusurlu olan bir şey!..

Sual

- Varlıktaki bir takım süflî şeylere de "O" mu diyeceğiz?

Cevap

- Süflî şeyleri gören göz sahibi için, süflî şeyler o değildir!.. Basîret sahibine göre ise zaten böyle şeyler sözkonusu değildir. Zirâ onların beyni gözlerine tâbi değil; gözleri beyinlerine tâbidir. Gördükleri kadar düşünmek derekesinden düşünebildikleri kadar görmek mertebesine yükselmiş ve sonunda da varlıkların olmayışını idrâk derecesine ulaşmışlardır.

Sual

- Dediklerinin büyük bir kısmını anlayamıyorum. İçimden reddetmek de gelmiyor, öyle ise ne yapayım?..

Cevap

- İlim öğren!..ilmin yaşı yoktur!..ilmi araştır ve nerede kimden olursa olsun gerçeğin ilminin talibi ol!.. Kıyamet gelmedikçe ilim yeryüzünden kalkmış olmayacaktır. İlmi daima kaynağından araştır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem`in buyurduklarını bir yandan yap, diğer yandan da ilim gözüyle hikmetlerini araştır. Zîrâ Allah bir kimsenin hayrını dilemiş ise, onu dinde anlayışlı kılar!.. Daima hikmet peşinde ol. Dedikodu ile saatlerini harcama.

Sual

- Bu dediklerine kafam çalışmıyor?

Cevap

- Öyle ise sadece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem`in dediklerini tatbik etmeye çalış; başkalarına da ayakbağı olmamaya gayret et!..

Sual

- Kaderimde varsa ilme çalışmak çalışırım. Ama, kaderimde varsa o ilme ermek, zaten çalışmasam da bana gelir!?..

Cevap

- Her şey bir sebeple halk olmuştur. O şeye erişeceksen, önce sana onun sebebine tutunmayı nasip eder ve sonra da o şeyi nasip eder!.. Yok zaten kaderinde o şeye ulaşmanı yazmamış ise, bu takdirde o şeyin sebeplerine yapışmak sana güç gelir, çalışmazsın ve neticede de o şeyden mahrum kalırsın.

Sual

- Peki bir kısım âyet ve hadîslerde kişinin yaptıklarının karşılığını alacağını anlatıyor. Yapmazsan alamazsın diyor, bu kişinin elinde bir şeyler olduğunu göstermez mi?..

Cevap

- Kişi kendisinden çıkan fiillerin neticesine erecektir. Müsbet ya da menfi!.. Ama kendisinden çıkanlar da Tek ve Mutlak varlığın takdir ettikleridir, bu da başka bir gerçek!..

Sual

- Ben ne yaparsam, onun neticesine erecek miyim?..

Cevap

- Hakkında ne takdir edilmiş ise, o neticeye ulaşacak fiilleri ortaya koyacak ve ona ulaşacaksın!..


AHMED HULÛSİ
08 Nisan 2007
www.ahmedhulusi.org