Tek`in Seyri

Ahmed Hulûsi

TEK`İN SEYRİ !..

TEK`in seyredilişi !..

Öyle ise Seyreden’in, seyretmeyi murad ettiği şekiller ve mânâlar da O Tek`in eseri...

Bu açıdan baktığımızda tüm varlığı, Tek bir varlığın hayatı, ilmi, iradesi, kudreti, kelâmı, semi ve basarı olarak müşahede edeceğiz...

Ve, bütün bunları "Mükevvin`in kevni" olarak değerlendireceğiz...

Mutlak kudret sahibi olan O yüce Varlıkta, var olmayan yegâne şey "acz"dir. Mükevvenatta herşey ise acz ile malûldür, O, mükevvini meydana getiren mutlak kudret sahibine göre...

Bu yüzdendir ki, İnsan-ı Kâmil;

"İnsan zâlim ve câhildir."

Âyetinde anlatıldığı üzere, acz`in eseri olan bir ifade ile tavsif edilmiştir. Çünkü, tüm varlık birer âzâsı olan İnsan-ı Kâmil`in sınırsızlığa göre ifade ettiği sınırlılıktır.

Mükevvin, yani kevnde sayısız mânâları izhâr eden, bütün bu âlemleri acz içinde yaratmıştır. İnsan-ı Kâmil, bâtını itibarı ile, Gayb-ı Mutlak itibarı ile sınırsız; fakat izhâr ettiği mânâların bâtınına göre de de âcizdir... Bu acz`e işaret eden Muhyiddin-i Arabi :

"Bildim ki, en yüksek mertebe "Abd-ı Âciz" mertebesidir." demiştir...

Abd-ı Âciz ifadesi ile işaret edilen mânâ, İnsan-ı Kâmil`in müşahede âlemidir.

Sakın bu anlattıklarımı bireysel aklınızla yorumlamaya çalışmayın!.. Çünkü, beşer yargılarına düşer yanlış fikirlere kapılırsınız...

Bilin ki, İnsan-ı Kâmil boyutundan, ne kadar mânâ izhâr olunursa olunsun, izhâr olunmayana göre sınırlılık içindedir. Sınırlılık ise, o izhâr olunanın acziyetinden veya acziyeti olarak tavsif olunur.

İşte bu mânâda ele alınırsa, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm :

"Ben, günde yetmiş defa istiğfar ederim." der...

Buradaki, İnsan-ı Kâmil`in istiğfarından murad, sonsuz-sınırsız olan varlığın mânâlarını, sonsuz-sınırsız şekilde ortaya koymaktaki acz`ini yani yetersizliği hissediş hâlidir...

Senin anlayacağın, sonsuz-sınırsız mânâlarını, "kulluğumun gereği olarak ortaya koymakta acizim!.." diyerek, "O yüce Varlık`ın Âlemlerden Ganî"lik vasfını itiraf etmektir bu...

Bunlar, İnsan-ı Kâmil`e has olan bazı mânâlar...

Ama Allah, bu kemâlâtı bildirme sadedinde bizim gibi bir fakîri kullanır, bizim dilimizden bunları âşikar eder; o da gene kendi lûtfu takdiridir... O, Yüce Sultan`ın keremine had, sınır yoktur!.

Diler sultana verir, diler fakire verir. Biz, ne fakirin ne sultanın üzerinde duralım!. Alıp bu mânâları değerlendirmeğe çalışalım. Elbette, bu mânâları alıp değerlendirebilmek bize kolaylaştırlmış ise!...

Yoksa;

"HER BİRİ KENDİ PROGRAMLANIŞI DOĞRULTUSUNDA FİÎL ORTAYA KOYAR" (17-84)

Âyetinde, işaret edildiği üzere, bunları anlamak üzere meydana gelmemiş isek, bunları anlamak bize kolaylaştırılmamış ise;

"Her biri kendine kolaylaştırılanı yapar."

Hükmünce, bize kolaylaştırılanın peşinde koşacak; ve maâ-alesef bu gerçekleri yaşayamayacağız!...

Esasen bu anlattıklarımızın gerçekten iyi bir şekilde değerlendirilebilmesi için "KENDİNİ TANI" ile "AKIL ve iMAN" isimli kitaplarımızın çok iyi anlaşılması gerekir.

Ondan sonradır ki, bu konu, "Tek`in Takdiri" isimli sohbet kasetinde anlattığımız bir biçimde ele alınmalı; ve de Tek varlığın yarattığı sûretlerin ve mânâların, daha doğrusu mânâ sûretlerinin ne gaye ile ve niçin ve nasıl oluştuğu idrâk edilmelidir..

*  *  *