Tek`in Seyri

Ahmed Hulûsi

"ÜSTMADDE"!.

"Üstmadde" tâbiriyle anlatmak istediğimiz şey ne?...

Bu güne kadar ki sohbetlerde, "Evrenin gerçek yapısını değil, kesitsel algılama araçlarımıza göre olan yapısını", değerlendirebildiğimizi açıklamaya gayret ettim...

Ayrıca yine bu konuyu detaylı olarak "Evrensel Sırlar", "RUH İNSAN CİN", "Hz. MUHAMMED`in açıkladığı ALLAH" ve "Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU" isimli kitaplarımda elimden geldiğince îzâha çalışmıştım...

Maddeden enerjiye doğru, yani madde-hücre-atom-atomaltı ve nihayet enerji yapı boyutu sıralamasını defalarca izah ettik.

Yalnız, bunun bir de "Üstmadde yapı" yanı var!. Ki buna pek değinmemiştik..

"Üst madde" var derken, "bir madde var, bir de bunun üstü var" şeklini anlamayalım!.

Madde, bizim algılama organlarımıza göre varsaydığımız yapı!. Fakat, bir de bunun bir "Üst Boyut"u var!...

Bu "üst boyut"u, bu güne kadar algılamamış, hattâ üzerinde düşünmemiş bile olduğumuz için, direkt olarak anlatmam mümkün değil!.

Bunu misâl yollu anlatmaya çalışayım :

Şimdi, bir insanın vücudunu, bedenini ele alalım...

Bu bedende trilyonlarca hücre var. Bu hücreleri biz bugün, çok yüksek büyütme kapasitesi olan mikroskoplarla görebiliyoruz. Ve, esasında vücudumuzdaki bu hücrelerin milyarlarcasının faaliyetinden haberimiz yok. Farkında bile değiliz...

O hücreler ne yapıyor?. Ne tür ilişkiler içinde? Nasıl yaşıyor, nasıl ölüyor? Yerine yenileri nasıl meydana geliyor?.. Bunların hiçbirinden haberdar değiliz..

O hücrelerin her biri, belli bir canlılık ve kendi yapısal özelliği içinde de bir faâliyet halinde. Ama, dediğim gibi, biz bunun farkında değiliz!.

Trilyonlarca hücreden meydana gelmiş beden, aslında tek bir hücreden oluşmuş!... Bu tek hücrede mevcut kromozomlardaki genler, sayısız bilgileri ihtiva ediyor. Bu sayısız bilgileri ihtiva eden genlerin önerdiği doğrultuda hücreler çoğalmağa başlıyor. Ve, değişik bileşimlerle, terkiplerle bir böbreği, bir karaciğeri, bir mideyi, kalbi, beyni meydana getiriyor!.

Tümüyle apayrı görevler yapan organlar, o tek hücreden meydana gelme!. Ve, her bir organın kendine has bir bilinci, bir görevi ve bir çalışma sistemi var.

Ama, biz dışarıdan baktığımız zaman, "insan bedeni" diyoruz. Ve bunu, bir tek yapı olarak ele alıp değerlendiriyoruz.

Nasıl ki, biz hücreleri göremiyorsak, biz kendi algılama boyutumuza ve kendi algılama araçlarımız olan organlarımızla bedendeki bu faaliyetleri değerlendiremiyorsak; kütlesel bir isimle, karaciğer, kalp, böbrek gibi tanımlamalarla kaba bir biçimde olaya yaklaşıyorsak; şimdi bunun aynını bir "üst boyut"ta ele almaya çalışalım:

Tüm Galaksiyi, yaklaşık dört yüz milyar yıldızdan oluşan galaksiyi bir beden olarak ele alalım... Bu galaktik bedenin hücreleri gibi düşünelim yıldızları!. Galaktik bedenin organları veya hücreleri gibi...

Nasıl ki, karaciğerin kendine has bir yapısı, bir çalışma sistemi, bir kendi bilinci, organik bilinci ve bu bilinçle yaptığı bir görevi varsa; aynı biçimde Galaktik bedenin de organları veya hücreleri gibi olan yıldızların canlılığı söz konusudur...

Eğer uzaydan, belli bir mesafeden dünyaya bakarsanız, dünyanın üstünde doğru dürüst, ne bitkileri, ne hayvanları ve ne de insanları görürsünüz!. Dünya, tek başına bir kütledir.

Ama, dünya üzerinde bir insanlık âlemi var, hayvanlar âlemi var, sayısız nebatlar var. Bunlar da kendi içlerinde sayısız türe ayrılırlar. Herbirinin kendine has özelliği vardır..

İşte galaktik yapı da, aynı şekilde dışarıdan bakıldığı zaman, bir beden, bir birim, bir kişilik hüviyetiyle var olan bir yapıdır!.

Bu galaktik yapı, bizim "Samanyolu" adını verdiğimiz, batının İngilizcede, "Milkyway", diye adlandırdığı galaktik yapı, gerçekte bir canlı birimdir, bir canlı varlıktır... Ancak, bir başka galaktik bilinç tarafından, bu galaktik yapı bir canlı birim, bir canlı yapı olarak algılanır; bizim yapımız tarafından değil...

İnsanlık denen yapının bilinci olduğu gibi; aynen dünyanın da kendine has bir bilinci vardır. Dünya ismi ile işaret ettiğimiz bu planetin de kendine özgü bir şuuru vardır!...

Dünya`nın bir şuuru olduğu gibi, Güneş`in de bir bilinci vardır!... Güneş`in bir şuuru olduğu gibi, Galaksi`nin de bir şuuru vardır!.

Bu Galaktik bilinç indinde güneşin bilinci, bizim yapımızın şuuru yanında bir hücremizin bilinci mesâbesindedir. Galaktik yapı, aynen, bir insanın bilinci gibi, evren içinde bir bilinç sahibi birim olarak mevcuttur!. Ve böylece milyarlarla galaktik birimler mevcuttur!...

Evrende milyarlarla galaksi var, diyoruz ya!. Aslında bunun anlamı, evrende galaktik boyutlarda mevcut, milyarlarla birim var demektir!...

Bizim yapımıza göre, bize oranla bir hücrenin bilinci ne düzeydeyse; Galaktik bedene, Galaktik kişiliğe nisbetle de, bu Güneş Sisteminin, Güneşin bilinci odur. Galaktik birime, benliğe göre bir yıldızın, bir güneşin şuuru ne ise, dedik...

Şimdi o güneşin yanında dünyanın, dünyanın üzerinde bir birimin yerini düşünün!... Hafsalanız acaba alabiliyor mu?.

Bir yıldızın yanında bir insanın yerini; ve de o yıldızın, Galaktik beden boyutunda yerini... Bunu anlatabilmek çok güç!...

Çünkü biz, beş duyu dediğimiz yalnızca kesitsel algılama organlarıyla ve yardımcı araçlarla hep "maddealtı"na girdik; "maddealtı" dediğimiz enerjiye giden boyutta mikrokozmosa gittik, makrokozmosu hiçbir zaman değerlendiremedik...

Neye benzer bu?...

Bir hücrenin çekirdeğinden veya bir kromozomdan, insan bedenine bakmaya benzer!.

Bir hücrenin çekirdeğindeki bir gen, bu bedene, bu bilince, bu ana yapıya bakabilir mi?. Hayır!...

O gene göre, bir organı dahi idrâk etmek, hafsalasına sığdırmak mümkün değildir!. O hücre çekirdeğini kapsayan mevcut stoplazma, sonsuz bir deniz gibi görünür, o gen`e!...

Biz de diyoruz ki;

"Bizim yaşadığımız gezegenle, falanca gezegen ile falanca yıldız arasında boşluk var, hava var"(!)... "Boşluk" kelimesi boş!...

Burayı çok iyi anlamaya çalışalım!..

Daha önceki konuşmalarımızda dedik ki :

Her şey atomlardan oluşmuş bir yapı. Ve, aslında biz, bileşik bir kütleyiz. Benim vücudum da atomlardan oluşmuş, bir başka madde de...

İşte bu nedenle, biz eğer bu gerçeği farkedebilecek bir ilme sahipsek, algılarız ki atom boyutunda bileşik bir kütleyiz.

İşte bu, "bileşik, bir kütleyiz" realitesi, bir alt boyuta, atom boyutuna indiğimiz zaman, "yıldızlar arası boşluk" kavramını ortadan kaldırıyor... Bir Tümel Yapıyı, bir tekil yapıyı farkettiriyor bize, atom boyutu itibariyle Galaktik boyutta!...

Biz, kopuk kopuk, biribirlerinden ayrı yıldızlar tasavvur ediyoruz ya gözbebeğinin verilerine GÖRE; bir yıldız burada, bir diğeri bilmem kaç ışık yılı ötede, diyerek!... Oysa gerçekte, şu bedende hücreler biribirinden ne kadar uzaksa, bunu üst boyuta aktardığımız zaman farkedeiz ki, galaktik boyutta da, o yıldızlar biribirlerinden o kadar uzaklıkta!...

İki yıldızın arasındaki boşluk, esasında boşluk değil, doluluk!...

Ama biz, bu doluluğu, gerek ilmimiz, gerekse algılama araçlarımız kısıtlı olduğu için yeterince değerlendiremiyoruz; ve onun için de o muhteşem dev galaktik bedeni farkedemiyoruz. Ve, elbette o Galaktik bedende mevcut bilinci!.

Nasıl, şu bedende mevcut bir benlik kavramı ve bilinç mevcutsa, bu bedendeki benlik ve bilinç gibi, o galaktik bedende de bir benlik ve bilinç var; her ne kadar genelde algılıyamıyorsak da!....

Diyoruz ki:

Evrende, bir yerel gökadalar grubu içindeki Samanyolu`nun dış çeperinde, kenarda kıyıda bir yerdeyiz... 30`a yakın galaksi var civarımızda bizim!.işte bu otuza yakın galaksi esasında, otuza yakın, "Bilinçli Galaktik Varlık"tır!. Belki de bir aile!!!.

O otuza yakın Galaktik bilinç varlığın bir tanesinin bedenindeki bir "hücre" bile değiliz biz!... Belki bir hücre, Güneş!... Biz, o Güneş Sisteminin uydularından birinin üzerindeki milyarlarla insandan bir tanesiyiz!...

İşte, din terminolojisinde, "melek" kelimesi ile kastedilen varlıkların bir türü de bu galaktik boyutlardaki "Ruh"tur, galaktik şuurdur, galaktik bilinçtir...

Nitekim geçmiş Öz`e Ermişlerden birisi diyor ki:

"Biz, öyle bir melek tesbit ettik, öyle bir varlık tesbit ettik ki, O`nun bizden haberi bile yok!... Bizim varlığımızdan haberi bile yok."

Ve, onun büyüklüğünü çeşitli misâllerle anlatmaya çalışıyor... Detayına girmeyeceğim.

Tıpkı bizim boyutlarda olduğu gibi... Bizim bedenimizin herhangi bir yerindeki hücrenin beynimizden, beynimizdeki bilinçten haberi olmayışı gibi; beynimizin ve beynimizdeki şuurun da o hücreden haberi yok!.. O hücre, vücutta doğuyor, büyüyor, gelişiyor, çoğalıyor, ölüp gidiyor.

İşte bu yapıyı "üstmadde" adını vererek anlatmaya çalışıyoruz.

Zîrâ her boyut, kendi yapısının varlıklarına veya algılayıcılarına göre "madde"dir!.. Tıpkı rüya içinde yaşarken, rüyada geçen olay ve yapıların bize "madde"ymişçesine gelmesi gibi!.

Varlık skalasını 100 cm.lik bir cetvel gibi ele alırsak, enerji, salt enerji dediğimiz noktayı sıfır noktası olarak kabul edersek, daha sonra, kuantları, kuarkları, iyonları, atomları, molekülleri, hücreleri, algıladığımız maddeyi, 50 cm.ye doğru böyle yer yer koyarsak; içinde bulunduğumuz ve bize göre madde kabulettiğimiz bu boyut, bu 50 cm.de yer alırsa; bunun daha ötesinde de evrensel boyutlara doğru, makrokosmoza doğru sayısız varlıklar vardır.

Ve biz, o varlıkların yanında, "hiç" hükmündeyiz!.

O varlıkların sonsuz - sınırsızmışçasına değerlendirebileceğimiz yapısını hafsalamıza sığdırmamıza imkan yok!...

Ancak, bunu farketmek ve düşünmek de zorundayız!..

Eğer varlığı gerçek şekliyle tanımak istiyorsak, hafsalamızı zorlamak ve bu gerçeklerin farkına varmak; en azından bunları bilmek zorundayız!.

Nasıl, atomdan hücreye, hücreden bedene bir sıralama mevcutsa; her biri bir diğerinin içinde milyarlarca defa küçük, ama kendi yapısına ve varlığına göre bilinçli ise, aynı biçimde bizim, yanında milyarda bir veya trilyonda bir oranında kaldığımız ana dev yapılar da mevcut!...

Ve biz, o bedenlerin içinde, bir "hiç" mesâbesindeyiz...

Galaksi`nin, Galaksi adını verdiğimiz varlığın bilinçli bir birim, belli bir yaşamı olan, bir bedeni olan bir canlı tür olduğunu farketmeğe çalışalım!...

Bizim yaşadığımız dünya ve bu dünyanın devamı olan, "Âhiret" adı takılan, ölümötesi yaşam platformu... Cehennem veya Cennet hep o bedenin içinde bir organ!... Belki bir organ bile değil!...

Ve, büyüklüğünü, ihtişâmını, azâmetini anlatmağa çalıştığım Galaktik büyüğümüz, Kâinattaki milyarlarla bu tür birimden bir tanesi!... Galaksimizin dahil olduğu evrenin bu köşesindeki otuz kişilik grup veya aileye mensup biri!... Neyi konuşuyor, neyi tartışıyor, neyi düşünüyorlar?... Bunlardan bîhaberiz!...

Bedende bir hücre; Galakside bir Güneş Sistemi!...

Ne hücrenin şuûrundan, yapısal özelliklerinden, duygularından haberdarız!... Ne de "Güneş`in Ruh"undan!...

Peki, bunlardan tüm insanlar bîhaber olarak mı geçip gidiyor?.

Hayır!...

İşte, işin püf noktalarından, öz noktalarından biri burası...

Ana yapı ne kadar küçülürse küçülsün veya ne kadar büyürse büyüsün, ister mikrokosmoza inelim, gen boyutuna gidelim, bakteri boyutuna gidelim, muon, kuanta boyutuna inelim... İster Güneş veya sâir yıldızlar boyutuna çıkalım, Galaktik birim, Galaktik varlık boyutuna çıkalım...

Hepsinin, "Öz"ü ve "Zât"ı itibariyle, "hologramik" esasa göre aynı varlık ve aynı cevherden meydana gelmesi nedeniyle; skalanın her hangi bir boyutundaki birim, "Öz"üne, "Zât"ına doğru bir yolculuğa çıkabilirse; veya bir diğer ifadeyle, "Zât"ına doğru bir sıçrama yapabilirse, o Nokta`da, kendisinden sayısız defa mikro veya sayısız defa makro plandaki birimlerle iletişim kurabilir!.

Bu iletişim, Zâtî iletişimdir... Ama bunun için de kişinin ilk önce kendi Zât`ını bilmesi gerekir...

Kendi Zâtını bilmekten murad nedir?

Önce, kendi bilincini, bulunduğu boyutun bir bilinci olma, kaydından soyutlayacak, bu blokajdan kurtulacak!. Şartlanmalar, değer yargıları, duygular, birimsel kabuller gibi tüm hâllerden uzaklaşacak!. Bilincini arındıracak!.

Çünkü, evren, kâinat biliyoruz ki, Sonsuz-Sınırsız Tek`in ilminden hasıl olmuş bir yapı... Bu yapıda Evrensel Öz, Zât, İlim, her nokta`da ve zerre`de mevcuttur!...

Dolayısıyla, sizin gerçek "Öz Şuurunuz", Öz`ünüz, Zât`ınız, mikro plândaki veya makro plândaki, bir atom şuuru veya Galaktik bilinçle aynıdır..

Ama bir bedende onun şartları içinde oluşmuş "Bilinç", olmamız nedeniyle, çeşitli var kabullerle, var sayımlarla, gerçekten kopmuş, kalıplanmış, bedenlenmiş, bloke olmuş ve "birimsel bilinç" haline gelmiştir...

Oysa, bilinç dediğimiz şey, eni boyu ağırlığı, şekli olan bir şey değildir!.

Bilincin sınırları, kayıtları, blokajı kendisine yüklenen yanlış bilgilerle meydana gelir.

Bilinç bu yanlış bilgilerden arındığı oranda da, mikro ve makro plândaki varlıklarla zâtî boyuttan iletişim kurabilecek hâle gelir.

Bizim altımızda, yani bizim altımızda derken; Maddeden hücreye, atoma doğru giden boyutta, çeşitli varlıklar var olduğu gibi; bizim, içinde sanki bir hücre gibi kaldığımız sayısız çeşitlikte varlıklar da mevcuttur; ve onlarla iletişim kurma imkânı dahi bazı kişiler için mevcuttur...

Belki bu anlatmaya çalıştıklarım, hafsalanızın alamayacağı boyutlarda bir konu ama bu bir gerçektir!... Ve, bilinmelidir!...

Dünyayı, Evreni, her şeyi, sadece bu gördüğümüz, algıladığımız, var kabul ettiğimiz maddeden ibâret kabul etmek son derece büyük bir gaflettir!.

Beş duyu verilerinin oluşturduğu, kesitsel değerlerden bilincimizi arındırıp, gerçek boyutlarıyla âlemi, âlemleri ve âlemlerdeki varlıkları tesbit etmek zorundayız!.

Kelimede; kelimenin şeklinde, isimlerde kalmayalım!.

Bilelim ki, şuurumuzu örten, bilincimizi örten, en büyük perdeler; Kelimeler, kelimelerin sûretleri, o kelimelerin hayâlimizde meydana getirdiği imajlardır!.. Biz o imajları gerçek sanarak, onların ardındaki mutlak gerçeklerden perdeli yaşıyoruz.

Ondan sonra, dünyamız daralıyor, basıyor üstümüze!.

Bütün davamız; yedik içtik, aldık verdik!... Niye verdik, niye alamadık?.. Neden kaybettik?...

Bunların hepsi, bu dünyada olup biten şeyler. Maddenin dar ve ilkel değerleridir bunlar...

Biliyoruz ki, çok kısa bir süre sonra, şu madde kabul ettiğimiz ortamından geçip gideceğiz... Ve, oranın zaman boyutu az önce de açıklamaya çalıştığım gibi milyonlarla, yüz milyonlarla seneleri içine alıyor.

Ve de maalesef o boyutun varlıklarından üç beş kelimeyle söz ediliyor!...

"Melek" ismiyle geçiştirilen çok büyük varlıklar mevcut o boyutta!. Mikro boyutta var olan melekler gibi, çok büyük kuvvetlere sahip makro boyutta yaşayan canlılar da var!... Ama, hep tek bir "melek" kelimesi ile bahsedilip geçilmiş!. Oysa bunlar, hep yüksek bilinç düzeyindeki varlıklar...

Eğer biz bugün, bunları farkedemezsek, yarın hiç anlamayacağız!... Görüp geçeceğiz; ama, ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz!.

Bu bedende nasıl, hiç görevi olmayan bir varlık, bir birim yoksa; her organın, her hücrenin, her birimin nasıl belli bir vazifesi varsa; bu bedenin içindeki mikro dalga bedenin görevi vazifesi, şuuru olduğu gibi; görev şuuru ve bilincinin getirdiği görevi olduğu gibi, makro planda da böylesine şuurlu, bilinçli varlıklar ve onların îfa ettiği görevler mevcuttur...

Ne diyoruz...

Güneş, Samanyolu`nda bir turunu, 255 milyon senede tamamlıyor... Güneş var oldu olalı, bu güne kadar, ancak sekiz tur atmış merkez çevresinde, yani 8 yaşında... Biz o Galaktik bedenin, merkezinden 32 bin ışık yılı mesafedeyiz!.

32 bin ışık yılı ne demek?... Saniyede 300 bin km... 300 bini 60 ile çarp dakikasını, 60 ile çarp saatini, 24 ile çarp gününü bul!.. 365 ile çarp, neticede çıkan ışık yılı... 32 bin ışık yılı mesafedeyiz, merkezden!...

Düşünün ki o galaktik bedenin kalbi, galaksinin merkezi ise, biz tepesindeki bir hücrenin içindeki bir elektronuz belki de!

Bu Galaktik varlığın boyutlarını hafsalanızda canlandırabiliyor musunuz?... Hiç Sanmıyorum!...

Ve, böyle milyarlarla galaktik dünya... Son bir sene, bir buçuk sene içinde yapılan araştırmalara göre yeni bir galaksinin doğuşu tesbit edildi.

Yani, doğan, büyüyen sonra da dönüşen galaktik birimler mevcut. Nasıl insan doğuyor, büyüyor, ölüyor; hücre doğuyor, büyüyor, ölüyorsa, aynen galaktik birimler de doğuyor, büyüyor, ölüyor...

Ama bilinç boyutu itibariyle "yok" olmuyorlar!. Bilinçler yaşam boyutlarını değiştiriyor sadece1.

Öyleyse, dünyanın dar sınırları içinde, kazandığına sevinip, kaybettiğine üzülüp, gördüğün rüyadan uyandığın andaki hâl gibi, yaşadığın günü boşa geçirme!... Çok güzel bir rüya görürsün, uyandığında "vah vah ne güzel rüyaydı" dersin... Elinde ne kalmış?...

Aynı şekilde, bu dünyadan gittikten sonra da, o geçtiğin boyutta, "dünya şöyleydi, dünya böyleydi, şuna sahiptim, buna sahiptim, şu vardı şu yoktu"nun derdine tasasına düşeceksin; o ortama göre belli bir hazırlığın yoksa, çok büyük sıkıntılara, azaplara da mâruz kalacaksın!...

Zira o içine girdiğin boyutun yaşam şartları senin bugünkü ortamına hiç benzemeyecek!. Bunun misâli rüyadır...

Rüya âleminde sen hep varsın; karşında çeşitli varlıklar var. Rüya âleminde bu bedenin kâh parçalanır, kâh bozulur; eni boyu değişir, deforme olur, sonra bir anda eski hâline girer, fakat asla ortadan yok olmaz!...

Rüyada bedene ne olursa olsun, senin "benlik" bilincine hiçbir şey olmaz!... Çünkü rüyada gördüğün beden, ruh türünden bir bedendir; ve ruh cüzlerden oluşmamıştır; parçalanmaz da!.

Aynı şekilde, ölümötesi yaşamda da, nelerle karşılaşırsan karşılaş, ne büyük azaplar veya zevkler yaşarsan yaşa, benlik bilincin ve Ruh`un hiç bir zaman yok olup kaybolmayacak!...

Ama, bu benlik bilincinin ve ruhunun kapasitesi ne olacak?...

O benlik bilincinin kapasitesini ve ruhunun kuvvetini şu anda dünyada yaşarken ne düzeye getirebilirsen, artık sonsuza dek öylece kalacak!.

Bu dünyada idrâk edemediğin şeyleri daha sonra idrâk etmen mümkün değil!...

Bu dünyada elde edemediğin ruh kuvvetini, daha sonra orada elde etmen veya geri dönüp telafi etmen kesinlikle mümkün değil!.

Anlayamadığın, değerlendiremediğin, hafsalanın alamadığı şeyleri daha sonra değerlendirebilmen, alabilmen, hafsalana sığdırabilmen mümkün değil!. Bunun açıklamasını da bir çok defa yaptım. Burada detayına girmeyeceğim.

Esas anlatmak istediğim konu şu...

Bilelim ki biz, yalnızca mikrokozmozun makrosu değil, aynı zamanda makro varlıklarında mikrokozmosundayız!... Makro varlıklar, canlı şuurlu öyle makro varlıklar ki bizim yaşadığımız sistemlerden bile haberleri bile yok, çoğunun!...

Bunu, bakın!.. Din`de, Allah rasûlü nasıl söylüyor :

"Allah`a yakîn sahibi bir takım melekler var ki, onlar dünyanın ve insanın varoluşundan bile haberdar değillerdir."

Tıpkı, senin, vücudundaki hücrelerin doğuşundan, büyüyüşünden, çoğalışından ve yok oluşundan haberdar olmadığın gibi...

Eğer biz, bu dünya yaşamında bilincimizi genişletip, hafsalamızı genişletip, hatta bunların ötesinde Zât boyutunda kendimizi tanımak sûretiyle, bu yüce varlıklarla iletişim kurup evrensel gerçeklere vukûf elde edemezsek, "ölüm" dediğimiz olayla birlikte yeni bir takım özelliklere kavuşarak o boyutu değerlendirebilmemiz asla mümkün olamayacaktır!.

İşte bu yüzdendir ki, şu dünya hayatını yaşarken, yarın zâten zorunlu olarak bırakıp gideceğimiz şeylerin kavgasıyla, derdiyle, sıkıntısıyla, üzüntüsüyle günümüzü boşa harcamayalım!...

Malımızı, mülkümüzü, çocuğumuzu, her şeyimizi burada bırakıp gideceğiz başka bir âleme...

Üstelik o âlemin değer yargıları buradakilerden son derece farklı, apayrı!...

Senin yapına göre bir hücre ne ifade ediyorsa; o Galaktik varlığa göre güneş sistemi ne ifade ediyorsa; gittiğin ortamda da, şu dünya ve dünyanın içinde olan her şey onu ifade ediyor!... Tıpkı, uykudan uyanan bir insana, rüyada gördüklerinin bir şey ifade etmemesi gibi...

Öyleyse, bunları anlamaya çalışalım, idrâk etmeye çalışalım. Aksi takdirde,

"Bu dünyada kör olan, öbür dünyada da kör olacaktır." (17-72)

Hükmü, bizim için geçerli duruma gelecektir.

Elbette burada bahsi geçen "körlük" gözlerin değil, "basiretlerin" yani algılama ve değerlendirme kapasitelerinin yetersizliği anlamına gelen "mânevî" körlüktür..

"Kör"lükten kurtulmanın da yegâne yolu, önce bilincimizi, gereksiz ve yanlış bilgilerden arındırmaktır.

Bu gereksiz ve yanlış bilgilerden bilincimizi arındırıp, o gerçekleri idrâk edemezsek; o gerçeklerin gerektirdiği biçimdeki yaşam düzenine giremezsek, bilincimizi yarın bizim için hiç bir şey ifade etmeyecek şeylerle harcarsak, doldurursak, bloke ederek perdelersek, ölümden sonra bu perdelerden asla ve asla kurtulamayacağız...

Onun için de, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm diyor ki :

"Kişi ne hâl ile yaşarsa o hâl ile ölür. Ne hâl ile boyut değiştirirse, o hâl ile yaşamına devam eder."

Dünyada yaşarken, bu gerçek değerleri, bu gerçek âlemleri anlayıp kavrayalım; veya hiç olmazsa o âlemleri kavrayabilecek hâle gelelim ki orada bu nimetten ebediyyen mahrum kalmayalım... Bunu yapamazsak çok yazık olacak!...

Öyleyse, konuyu özetlemeye çalışayım :

Biz, sanki bir ara boyutta yaşıyoruz!. Enerji`den, bulunduğumuz madde boyutuna kadar olan boyut katmanları ve bizim bulunduğumuz noktadan evrensel büyüklüklere kadar uzanan boyutsal katmanları...

Her boyutun kendine has birimleri, o birimleri değerlendiren algılama sistemleri; ve bu algılama sistemlerinin değerlendirmesine göre var olan kendi madde boyutları...

Hücre boyutu, hücrenin kendine göre var olan madde boyutu...

Atomun kendi şuuruna göre var olan madde boyutu...

Bedenin ve beynin algılama sistemlerine göre var olan algılama boyutu... Galaktik birimin, algılama sistemine göre var olan madde boyutu...

Ve, bunun ötesindeki algılayamadığımız sayısız katmanlar boyutu!...

Ama, özü itibariyle, orijini itibariyle hepsinde mevcut olan bilinç, Tek bir "NEFS"ten geliyor!. Tasavvufta, hüviyetine "İnsan-ı Kâmil"; bilincine de "Aklı Evvel" denmiş...

İşte biz, bulunduğumuz yeri, yapımızı, makro veya mikro plândaki âlemlerin ve bunlarla olan ilişki şeklimizi çok iyi anlamak zorundayız...

Ya bunu yapacak, ya da bunu yapamadan giden milyarlar gibi bu dünyadan geçip gideceğiz.. Görenler, bunları göremeyenlere bakacak, "Biri daha gitti!.." diyecekler... Onlar bize bakıp belki de, "vah!.." bile demeyecekler!. Daldan bir yaprağın kopması size göre neyse; o gerçekleri idrâk eden, o âlemleri yaşayanlara göre de bir birimin dünyadan gitmesi odur.

Öyleyse, şu dünyayı boşa geçirmeyelim!.. İlme sarılalım!.. Bilincimizi, ilim ile, şartlanmalardan, değer yargılarından ve bu değer yargılarının getirdiği duygulardan arındırıp, blokajdan ve sınırlarından kurtulup, "sınırsız bilinçli" varlık olmaya çalışalım!...

Umarım ki, bu, bize kolaylaştırılmıştır...

Bu bölümde, dünya bilincine göre "üstmadde" adını verdiğim makro varlıklara bakış açımızdan sözetmeye çalıştım..

Bir başka anlatımla, "ÜSTMADDE" bölümünde "Melekût" âlemine dikkatleri çekmek istedim...

Şimdi de "Ceberût" âlemine bir pencere açmaya çalışacağım "ÖZÜN SEYRİ" ve "TEK`İN TAKDİRİ" bölümleriyle...

Evet, bundan sonra bilincin arınması, "nefs"in "saf"laşması hâlinde "Zât"ın ilim sıfatıyla varlığı değerlendirme hâlinden bize ihsan olunan ilim nisbetinde bir şeyler açıklamaya gayret edeceğim...

*  *  *