Tek`in Seyri

Ahmed Hulûsi

HOLOGRAF`IN MATEMATİK AÇIKLAMASI

İlk defa 18. yüzyılda Fransız Fourıer herhangi bir modelin ne kadar kompleks olursa olsun basit dalgalarla ifade edilebileceğini ve bu formların orijinal modele dönüştürülebileceğini metamatik olarak ispatlamıştı.

Bunu tv kameralarının görüntüyü eloktromanyetik frekanslara, tv cihazının da bu frekansları tekrar görüntüye dönüştürmesi şeklinde örnekliyebiliriz. (Fourıer Transforms)

1960 ve 70`lerde birçok araştırmacı görme sisteminin, dalgaların saniyede ne kadar salınım yaptığını saptayan bir frekans analizörü gibi çalıştığını ispatladıklarını Pribram`a söylediler; ve beynin bu işlemde holografik işlev yaptığı görüşüne vardılar.

1976 da Berkeley`de, Russell ve Karen de Valois meseleyi keşfettiler.

Görme merkezi üzerinde yaptıkları çalışmalarda bazı hücrelerin yatay çizgilerin algılanmasında, diğer bazı hücrelerin de dikey çizgilerin algılanmasında devreye girdiklerini buldular; karakter algılayıcı dedikleri çok özel hücrelerin bizim göresel olarak algıladığımız dünyayı gösterdiğini belirttiler.

Deneyi ispatlamak için de Fourier denklemlerini kullanarak örnekleri dalga formlarına çevirdiler ve beyin hücrelerini kontrol ettiler. Buldukları, beyin hücrelerinin orijinal örneğe, değişik Fourier denklemlerine uygun tepki gösterdikleri idi.

Sonuç, beynin görüntüleri Fourier denklemine uygun olarak dalgalara çevirerek algıladığı oldu!.

Bu deneyler bir çok ülkede tekrarlandı, beynin holograf olarak çalıştığı henüz tam olarak ispatlanamasa da, bu yolda yeterli kanıt sağlandı.

Böylece görme merkezinin, gördüğü değil; kendisine ulaşan frekanslara göre karar verdiği; ve buna göre de, diğer duyuların dahi araştırılması gerektiği ortaya çıktı!.

Bu keşiften sonra Alman Herman Von Helmholtz, kulağın da frekans analizörü gibi çalıştığını buldu.

Bekesy`in çalışmaları da derinin titreşim frekanslarına duyarlı olduğunu gösterdi.. Kokuların osmik frekans sistemi ile, hatta tat alma duyusunun da frekans analizi kanalıyla olduğunu gösteren deliller bulundu.

Bekesy ayrıca deneklerin, titreşim frekanslarına Fourier Generasyonu denklemleri ile tepki verdiğini keşfetti.

En heyecan verici deney ise 1930 larda Rus bilim adamı Nikolai Bernstein`a aitti.

Bernstein siyah bir fon duvar önünde, siyahlar giymiş dansçıların, eklem yerlerine, beyaz noktalar koyarak filme aldı. Dansçılar dans ettiler, yürüdüler, zıpladılar, daktilo yazdılar, çivi çaktılar. Film banyo edildiğinde beyaz noktaların oluşturduğu kompleks ve akan bir hareket gözlendi.

Bernstein bunları Fourier analizi ile inceledi ve dalga formlarına çevirdi.

Şaşırtıcı olan daga formuna uygun olarak gelecek hareketin cm`nin oranları nispetinde tahmin edilmesiydi.

Pribram bu deneyden, beynin hareketleri komple olarak algıladığını ve Fourier`e uygun olarak dalga formlarına çevirdiğini düşündü.

Bu da öğrenmede, sistemin hızının önce bütünün algılanmasından olduğunu, tek tek parçaların birleşmesi ile olmadığını gösteriyordu.

Bütün bunlardan hareketle şu sıralarda bilim, beynin fonksiyonlarının açıklanmasında, kesin olmasa da en iyi modelin "hologram" olduğunu kabul etmekte.

Pribram 1970`lerde teorisinin doğruluğunu ispatlayacak yeterli delil elde etmişti. İlâveten beynin motor merkezlerinin belli bantlardaki frekanslara tepki verdiğini bulmuştu. Fakat onu rahatsız eden mesele, beynimizde görüntü değil de hologram oluşuyorsa neyin hologramı oluşuyordu?... Gerçek ne idi?..

Örneklemek gerekirse bir masa etrafındaki topluluğun polaroid filmini çekip, resimde birbirlerine girmiş dalgalar yığını görseniz acaba hangisi gerçektir?

Gözlemcinin gördüğü dünya mı?... Beynin algıladığı dalgalar mı?

"Holografik beyin" modelinin mantıksal sonucu şu:

Objektif gerçek diye gördüğümüz dağ, deniz, ağaçlar, evler, lâmbalar, fincanlar mevcut değil; veya en azından, bizim algıladığımız gibi mevcut değil!...

Belki de mistiklerin, sûfilerin asırlardır söyledigi gibi, gerçek, sadece bir hayâl âleminde yaşadığımızdır; ve asıl olan dalgalardan meydana gelen bir senfoninin nağmeleridir. (Frequency Domain)

Nöro-fizikçi Pribram, burada takıldı; konunun kendi dışında olduğunu düşünüp araştırınca da fizikçi David Bohm`un çalışmalarını buldu!..

Böylece hem kendi sorusunun cevabını aldı, hem de "tüm evrenin hologram yapıya sahip olduğunu" öğrendi.

*  *  *