Sistemin Seslenişi -2

Ahmed Hulûsi

KANDIRAMADIM

Yutturamadım bilgisayarıma!.

PC’de yazarken, yaptığım harf hatâlarını düzeltme görevini yapan bir dosya var… Bu dosya, bir kelimeyi yanlış yazarsam, hemen ana programın devreye girip, kelimenin yanlış olduğu yolunda îkaz etmesini sağlıyor… Bende ise o dosyanın çalışmasını sağlayan “mssp2_tr.lex” dosyası kayıp!… Bu yüzden, yazarken yaptığım hatâları, otomatik olarak görme imkânım yok…

Sordum bilgisayarcı arkadaşlara, onlar da bulamadı ki, bana yollasınlar!.

Ben de hemen Türk zekâsını devreye sokup olaya çözüm getirmeye çalıştım…

mssp_tr.lex” dosyasının adını değiştirdim “rename” ile ve oraya “2”yi ilâve ettim… Oldu “mssp2_tr.lex”!..

OLMADI !.

PC`ye yutturamadım! Kandıramadım PC`yi!…

Lisânı hâl ile bana şöyle cevap verdi PC:

-Et beyinli sende!… Bol sıfırlı enflasyon beyinli!.. Zekân sıra beni kandırıp, çıkarına ulaşacağını sandın değil mi?

İsim değiştirmekle, içerik değişmeyeceğini ne zaman anlayacaksın?

İçerikte benim aradığım olmadıktan sonra, ne kadar isim değiştirirsen değiştir, arzuladığına kavuşamayacağını ne zaman anlayacaksın?

Hiç mi aklın yok!.

Ne kadar zeki olursan ol, akıllı olmadıkça hiç bir yere varamaz; sürünmekte devam edersin!.

Sistemden akıllılar yarar sağlar!. Zekiler ise nal toplar!.

İsmini sûfi koymakla, adamın içi, şuuru sûfi mi olur?

İsmini “müslüman” koymakla, bilinci “İslâm’ı kabul etmiş” mi olur?

İsmini “mütevekkil” koymakla, adam “tevekkül sahibi” midir?

Adı “mümin” ise, “şuurunda iman mı vardır”?

İçinden çıktığın ülkenin nüfusu, yüzde 99 Müslüman, diyerek, insanlar, senin gibi beni de aldatmaya kalksa da; yüz binde kaç tane “îmân ehli” ve kaç tane “İslâm Dini’ni anlayarak kabullenmiş” insan vardır?

Senin yazdıklarını “oku”duğunu sandığın insanlardan kaçı, yazdıkların istikametinde yaşamlarına yön verecek şekilde “oku”yorlar?

Sonra da, “Biz Ahmed Hulûsi’yi okuyoruz”, diyebiliyorlar?

Sen hiç, gül denmekle, devedikeninin yapı; şeker denmekle sulfatanın tad değiştirdiğini gördün mü?

Sen bu zekânla, ellerinle ürettiğin benim gibi bir PC’yi bile kandıramazken; kendini Yaratanı nasıl aldatıp; adını, “mümin”, “müslim” koymakla cennete gireceğini sanıyorsun!.

Et beyinli!.

Hormon yemekten, beyninin devreleri altüst olmuş!.

Beyinsiz yaşam, genel yaşam tarzın olmuş!.

Okuduğunu anlamadan, gereğini yaşamadan, jimnastik yapar gibi namaz kılarak, tanrını kandırmaya çalışıyorsun!

Günde 36 defa ölü kardeşinin çiğ etini yerken, oruçlu olduğunu iddia ediyorsun!. Yamyamlık yaşam zevkin olmuşken, vahşileri eleştiriyor; onlara atıp-tutuyorsun!.

Hayatında bir defa “Kelime-i Tevhid”i fark etmemiş; “Kelime-i şehâdet”in ülkesinden geçmemiş insanlara, “evliyâ”dan, mürşit, diyorsun!.

Ne zaman anlayacaksın, içeriğin, kavramın önemli olup, ismin sonradan geldiğini?

Ne zaman idrâk edeceksin, isimlendirmekle, müsemmanın değişmeyeceğini?

Ne zaman kavrayacaksın, yaşam düzeninin içeriğe göre sistemde gelişme gösterip; her birimin içeriğine göre sistemde yerini alacağını?

Hâlâ anlamayacak mısın, “ben şuyum” demekle “şöyle olunmayacağını”?

Sen bu et beynini, en az benim inorganik beynim kadar bile çalıştırmadan, aklını kullanmadan, nasıl düşünebiliyorsun cennete girebileceğini?

İşin gücün başkalarını adam(!) etmeye uğraşmak, onların kılık-kıyafetlerine şekil verip, devleti Müslüman etmeğe çalışmak!!!

Behey gâfil! “İslâm”ın bahçesinden geçmemiş, “îmân”ın nelere nasıl olması gerekliliğinin ucuna değmemiş bu içeriğinle; ismin ne olursa olsun, hiç bir yere varamayacağını ne zaman anlayacaksın?

“Âhir zamanda adı mümin, müslim olan bin kişinin bir mescidi dolduracağı halde, içlerinden birinde bile îmân bulunmayacağı” yolundaki ALLAH RASÛLÜ işaretini hiç mi dikkate almıyorsun?

Dünya nüfusunda, Müslümanların ilk defa Hıristiyanları geçip, sayıları 1.5 milyara uzandığı yazıldıysa; sen, içeriğin mi bu sayıda, olduğunu düşünüyorsun?

Aldatma kendini!.

Kandırma kendini!.

İçler acısı pişmanlığa salma kendini!.

Tüm yaşamın, kelimede ve isimde geçti!.

O yüzden bir defa bile “OKU”yamadın Kutsal Kitabı!..

O yüzden “OKU”yamadın Kur’ân-ı Kerîm’i!.

Hep kelimeden yola çıktın ve bu açmazın içine düştün!.

Şunu anlayamadın!.

İsimler, kelimeler yalnızca birer işaret levhalarıdır… Sen o işaret levhalarını yüklenip, kendini zengin sandın!.

Ahmak, bilgi ezberleyip, kendini âlim, ârif, veli sandı!.

İçerik?… Bomboş!… Tamtakır!…

Amaç, içeriğe ulaşıp onu elde etmektir!.. İşaret levhası kolleksiyonu yapmak, değil!.

“Ribâ”, dedi; sen ise bunun hangi uygulamanın ismi olduğunu anlamadan, enflasyonun yüzde yüz olduğu ülkede, üç kuruşu olan ihtiyarı emekliyi, “FAİZ”ci diye değerlendirip, ateşle korkutup, ele muhtâc ettin!… “Kâr payı” ismiyle, önce “faiz” dediğine bu kez helâl elbisesi giydirdin!.

Harama bakma” dedi; gözüne gözlük, kafana örtü koyup, eve TV sokmadın!.. Oysa, “bakma”nın, “haram olanı arzulama!” içeriği taşıdığını anlamadın!.

Tüm yaşamın, denizin üstünde kelimeler teknesinde geçti, bir türlü kavram ve içerik denizine dalamadın!.

Kelime ve isimler perdesinden bir kere olsun geçemedin!..

“Allah”, dedi; Tanrı yaptın!.

“Rasûl”, dedi, peygamber ettin!.

“Semâ”, dedi, gök ettin!

“İslâm Dini”ni yâni “ALLAH Sistem ve Düzeni”ni kavra, dedi, “Müslümanım” diyerek işi bitirdiğini sandın!.

Şuurunda zerre kadar Hazreti Muhammed’in tebliğ ettiği “îmân” anlayışı yokken; “müminim” diye kendini etiketleyerek, “îmân” içeriğine sahip olduğunu ZAN ve iddia ettin!

Daha beynin mikrovoltun üstüne çıkmamışken, evrensel aydınlatıcı “mürşid” olduğunu sandın!.

Zavallı et beyinli, isim ve kelime perdeli, hayâl kulu!.

Şuur olduğunun bilincine ermemiş; “yukarda Allah var” diyen, tanrı kulu!

Sen bu bol sıfırlı kafa kağıdınla, ülkende, değerliyim diye kendini aldatırsın; ama, her rakkamı değer olan “ötekiler”in ülkesine gittiğin zaman; sıfırlarının sıfır olduğunu gördüğünde, hâlin nîce olur bilemem!.

Haydi var git, kendini aldatmaya devam et!… Kendini, âlim, ârif, velî, mürşid, müceddid, mehdî diye aldatmaya devam et; ve bu arada birazcık akıl bulursan, bir akıl hastahanesinde kendine oda ara!.

Belki sana orada, önemli olanın isim ve kelime değil; içerik ve kavram olduğunu fark ettirebilirler! Seni kelime ve isimle uğraşmak yerine, onların işaret ettikleri, olayları ve kavramları irdelemeye yönlendirebilirler!.

Umarım bundan sonra, içerik değiştirmeden isim değiştirerek bir yere varamayacağını anlamış; beni boş yere oyalamaktan vazgeçmiş olursun!”

Tövbe, estağfirullah!.

Bir harf ile oynayıp, zeki Türk milletinden bir fert olarak, soruna bir çözüm bulayım, dedim; işitmediğim lâf kalmadı!. PC, benden akıllı çıktı!.

Kahrol, gerçekleri acı acı yüzüme vuran PC!… Çernobil virüsü gelsin hakkından!…

Doğruları hazmedemediğimiz yerde, biz de işte böyle kaba güçle örteriz onları!. Yaşasın virüsler, virüslüler!. Onlar gelir gerçeklerin hakkından hepsini imha ederek; ve de sonuçlarına katlanarak!

Elbet bir gün, seninle başa çıkacak üç paralık bir akıl bulabilirim bir yerlerde…

Bunun için de, bugünden tezi yok, bizim “Wayne”deki “Homedepot”dan aldığım, kripton ampullü el feneriyle dolaşmaya başlayacağım, yağmursuz bulutsuz güneş altında, açık havada dolaşmaya, aklı aramaya!..

01.5.1999