Sistemin Seslenişi -2

Ahmed Hulûsi

CENNET

Kimi istiyor cenneti… Kimi istemiyor!…

İstemeyenler, cehennemi tercih ediyor. Zîrâ, orada olacakmış bütün ülkelerin güzelleri, dansözler, şarkıcılar… vs…vs…

Bazıları da, cenneti bu türden tahayyül ettiklerinden; “ne yapayım ben cenneti, bana seni gerek” demiş… De, o “seni” kelimesi ardındakini elbette ancak kendi bilir… Bilemiyoruz o kelimeyle neyi amaçladığını…

Peki nedir cennet yaşamı?…

Bostan, bahçe anlamında kullanılan “Cennet” kelimesiyle sembolize edilen ortam veya boyut nasıl bir şey?

Kimler o ortama girecek?… Nasıl girilecek?… O ortam nerede?… Orada nasıl yaşam var?… Sorular pek çok!. Cevap…?

İrdelersen, ya kâfir derler, ya münkir!.. İnsan olarak, düşünen beyin sahibi bir ferd olarak, merak etme ve araştırma hakkın yok çünkü!.

Sana yasaklamış bunları sorgulamayı, cevap verme cehli ve acziyeti içinde olanlar!.

Ama bizde merak var ya!… Serde araştırmacılık ruhu var ya! Geçmişte de bu konuyla ilgilenmiş pek çok ermiş var ya…

Ben de kurcaladım bu konuyu onlardan… Sonra, aldıklarımı, biraz da bu devrin ilmi gelişmeleriyle sentez yapıp yorumladım… Şimdi algıladıklarımı, içinde bulunduğum ortam elverdiğince, anlatmaya çalışacağım… Adımı dikkatli atmak gerek; tahtalar hayli koflaşmış zira!

Tekrar edeyim… Bunlar benim kişisel yorumlarımdır… Yorumlarımı diler değerlendirirsiniz; dilerseniz güvenilmez bulur; böyle de düşünen varmış deyip, bir yana koyar; fırsat bulunca da doğru bildiğinizi bize yazarsınız. Elbette bu konuda soracaklarımızı da kabullenmek kaydıyla!.

Önce şu tasnifi yapalım…

Dünya yaşamının cennet kavramı var; kendi şartları içinde…

Kabir âleminin cenneti var; kendi şartları içinde…

Mutlak mânâda cennet var… Kendi şartları içinde…

Bazıları “Cennet” kavramını, bunlardan yalnızca biri için kullanınca, olayın anlaşılmasında çok güçlükler yaşanıyor…

“Dünya Cenneti” denince, bundan kişinin tabiatına uygun gelen, zevklerini tatmin edebildiği bir ortam anlaşılıyor genelde… Yanı sıra, içinde bulunduğu mânevî âlemdeki huzur da anlaşılabiliyor. Tabii, bu kısa süreli de olabiliyor; uzun süreli de…

Kabir âlemi cenneti” ise, bir hayli farklı “Dünya cenneti”nden!. Kişi mezarda yaşanan maddesel algılamalı boyuttan, kabir âlemine geçtikten sonra… Eğer, âkıbeti cennet olacak ise, yaşamı “Kabir Cenneti” denen bir biçimde gelişme gösteriyor.

Kişi, kâbir âlemine geçtiği andan itibaren, cehennem ve cennet boyutlarını algılamaya başlıyor, ruhânî algılama sistemiyle!. Burada, beş duyu yok artık… Onun yerine, kendisine ulaşan dalga boylarını dünyada edindiği kapasiteye göre algılayıp, değerlendiren bir ruhî algılama sistemi var… İsterseniz buna, “ruhun beyni” adını verelim, anlatımda kolaylık olsun diye…

Kabir âleminde yaşamakta olan kimse, bir yandan cehennem boyutunu seyrederken ve bundan büyük korku duyarken; diğer yandan da, cennet boyutunu seyretmekte; bunun özlemini çekmekte; bu arada kendi türünden ve boyutundan ruhânî varlıkları ve ruh boyutuna tenezzül etmiş melâikeyi de algılamaktadır.

Rüyada, nasıl belli duygular ve düşünceler belirli sembollere bürünerek kişi tarafından seyredilmekte ise…

Kâbir âleminde de kişi, bir tür rüya gibi, dünyada edindiklerinin getirisini otomatik olarak seyretmekte ve yaşamaktadırlar. Bazen zevkle, bazen kabûslar şeklinde!

Artık dünya ile iletişimi kesilmiştir… Yalnızca, dünyadakilerin kendisi hakkındaki yönlendirilen düşüncelerini ve dualarını, anladığı kadarıyla Kurânsal mesajlarını almaktadır… Fakat bütün bunlar onu uzun süreli meşgul etmemektedir. Bu tıpkı, tek yönlü çalışan bir receiver(alıcı) gibi olmaktadır. Ruhun beyninde oluşan dalgalar, bizim beynimizin alma kapasitesinin çok üstünde olan yüksek frekanslı dalgalar olduğu için, onların alınması insanlar tarafından mümkün olmamaktadır. İnsan beyinleri bazı şartlarda, en fazla cin boyutundakilerin dalgalarını değerlendirebilmektedirler.

Kabir âlemi yaşamında, uykuda yaşadığınız duyguları, çok daha fazlasıyla ve çok daha yoğunluklu olarak yaşayacaksınız.

Bu durum “Sistemin kıyâmetidediğimiz, Dünya’nın Güneş tarafından yutulması evresine kadar devam edecektir.

Güneş, Dünya’yı yutmaya başladığında; Dünya’nın manyetik alanı ortadan kalktığında, bütün insan ruhları, otomatik olarak kendilerini bizim anlayışımıza ve yapımıza göre “Cehennem” olarak tanımlanan, Güneşin, dalga boyutlu yapısı içinde bulacaklardır…

Bu evre, “insanların kâbirlerinden çıkması” olarak tanımlanmıştır.

Dünyada “ibadet” adı verilen (hakikatları olan Allah’a ait özelliklerin kendilerinde açığa çıkması) çalışmalara gereken önemi vermiş olanlar; bu çalışmalar sonucu edindikleri NUR ile, enerji ile, kendilerini cehennemin ve içinde yaşamakta olan canlılarının ortamından kurtarıp, cennet boyutuna geçiş yapacaklardır. Sahip oldukları NUR oranının getirdiği hız nispetinde...

Cehennemden kaçış, Ruh bedenlerin cehennem ortamında terk edilmesi ve NUR bedenle yeni bir boyuta geçilmesi sûretinde olacaktır!.

Nasıl madde beden dünyada bırakılıp, ruh bedenle kâbir âlemi ve cehennem boyutunda geçildiyse; ruh beden de cehennem boyutunda terk edilerek, NUR bedenle cennet boyutuna geçilecektir!.

Esasen âlemdeki her yapıda, ruh ve nur boyutları mevcuttur!. Meselâ Güneşin dahi ruh ve nur boyutu vardır. Gözümüzün algıladığı ise, Güneşin madde-gaz boyutudur. Bu yüzden de Güneş içinde yaşamakta olan “ruh boyutu ve nur boyutu canlıları”nı algılayamamaktayız!

Ruh gözü görenler o boyutu; Nur boyutunu algılayabilenler ise, elbette ki, o boyuta dair algılamaları yapmaktadırlar.

Nur boyutunda, ruh boyutunda olduğu gibi bir sabit beden görüntüsü, şekil yoktur!. Burası salt bilinç boyutu olup, bilinç tahayyül ettiğini canlı olarak anında yaşar!. Rüyada algılanan maddemsi yaşam duygusuyla!.

Cennetteki kişinin kudreti, kendindeki vehim kuvvesini kullanabildiği miktardadır.. Bu esasen dünyada dahi böyledir!.

Ruh boyutundaki beden görüntüsü, şekli genelde, kişinin dünyadan ayrıldığı andaki son görüntüsü üzerinedir.

Nur yapılı birimler ise bir beden veya şekille bağımlı olmayıp, dilediği beden şekline bürünebilir…

Nur boyutundaki cennette yaşayanların tümü, gerçekte nur yapılı şekilden beri bilinç varlıklardır; algılayanın veri tabanına göre görüntü verirler.

Kabir âlemindeki sorgu meleklerinin, herkese değişik gelmesinin de nedeni budur.

Cennet boyutunda, o kişinin ilmiyle sınırlı olmak şartıyla, Allah isimlerinin özellikleri açığa çıkacak; o boyutta yaşayanlar; Allah’ın kuvvet-kudret ve yaratıcılığıyla, diledikleri her şeyi istedikleri anda, istedikleri şekilde yaşayabileceklerdir!.

19.4.1999