Sistemin Seslenişi -2

Ahmed Hulûsi

"O"

- Kıyâmet alâmetisin sen!.

Derdi bana rahmetli anneannem Cenan hanım!… Mekke Posta müdürü Hüsameddin Efendiyle evlenip; dördüncü kızı annem rahmetli, Adalet`i (şimdi Silivrikapı’da yatıyor), Mekke’de doğurduğunda; âdet üzere Kâbe’nin kapı eşiğine koymuşlar; orada onun hayırlı evlâd olması için dua etmişler… Bunları anlatır, sık sık tekrar ederdi hep anneannem…

Rahmetli babası Mekke eşrâfından Seyyid Hasan efendi o zamanki Mekke Emiri Şerif Hüseyin’le kavga edip, sülâlenin şeceresini yakmış bir tipmiş!. “Allah’ın bildiği bana yeter, sen bana vız gelirsin” diye kafa tutmuş Şerif Hüseyin’e… O yüzden de, annem küçükken Türkiye’ye geldiklerinde anneannemle dedem “Yeşilbağ” soyadını almışlarmış… Zîrâ seyyidler yeşil bağ sararlarmış kafalarına o zamanlar…

İşte anneannem, beni, o, kafası kızınca şecereyi yakan babasına benzetirdi!… Ama daha da ötesi, İstanbul’da yetişen ateist çocuk beni bir türlü hazmedemez, sorularımdan bunalır, “kıyâmet alâmeti bu çocuk” deyip dururdu… O, 80 küsurunda öte boyuta intikal ettiğinde, ben 17 yaşındaydım ve bir âni dönüşle, evimizin karşısındaki Cerrahpaşa Camiinde, çocukluk hevesi, gudubet sesimle sabah ezanları okumağa başlamıştım!

İnsanları uyandırmaya çalışıyor; bu arada da kimbilir kimlerden ne küfür yiyordum! Buna rağmen, gene de “kıyâmet alâmeti” olarak kaldım O’nun gözünde!.

Bundan, neredeyse bir asır öncesi Mekke’nin hayat şartlarını yaşamış bir insan için, 1945 doğumlu İstanbul çocuğu, elbette ki anlaşılmaz geliyor ve kıyâmet alâmeti olarak nitelendiriliyordu…

Oysa şimdi ben de, gençlerin konuşmalarına ve ilgi alanlarına bakınca, onlar da bana kıyâmet alâmeti gibi gelmeye başladı!.

Neredeyse kırk seneye dayanan geceli-gündüzlü araştırma ve çalışmalarımın mahsulünü, yaşça yakındaşlarıma anlatmakta her gün âczi yaşarken; onbeş-yirmi yaşında gençler konuyu anlayıp, bir-iki sene içinde beni öyle zorlayan sorular sormaya başlıyorlar ki; bir yandan onlara cevap yetiştirmeye çalışırken, bir yandan da içimden söyleniyorum…

-Kıyâmet alâmeti bunlar!.

Kıyâmet alâmetleri(!) oldukça kolay anlıyorlar, gökte bir tanrı olmadığını!.. Hele taassub sahibi bir ailede yetişmemişlerse!..

Anlıyorlar da tanrının varolmadığını, iş, “ALLAH adıyla anılan”ı fark etmeye; hele hele hissetmeye gelince, sarpa sarıveriyor!.

Evrenin ölçülerini, hiç olmazsa fikir yollu anlıyorlar da; iş boyutsallığı fark etmeye gelince, çakılıp kalıyorlar!.

Bizim, “ALLAH ismiyle işaret edilen”i açıklamaya çalıştığımız kitap, internet yoluyla çok çok geniş bir alanda okunmaya başlandı son zamanlarda… Bunu okuyanlardan biri de burada, New Jersey`deki bir araştırmacı olan Bill Donahue.

Her hafta 45 dakikalık televizyon sohbeti yapan Bill, dört-beş konuşmasını “Allah” kitabının açıklamasına ayırmış… Bana da video kasetleri ulaştı… Adam ben yaşlarda… Belki biraz yukarı… Bir anlatıyor ki Tanrı kavramının geçersiz olduğunu; yalnızca "Allah"ın var olduğunu; görmeye değer!...

Evet buraya kadarı hoş da; iş başlıyor bundan sonra zorlaşmaya.. Anlatıyor hep Bill; “gökte değil, içimizde” diye…

Tıpkı bizim tasavvuf sonradan görmeleri gibi!.

Oysa…

İçimizde” değil!.

İçte” de değil!.

“AHAD” ve “SAMED” O!.

İç ve dış kavramları geçersiz “O”nun için!… Öyle bir “O” ki; “ben” ve “sen”siz bir “O”!.

Sen tutup da, “ben” düşünüp, hele hele “içinde” sanıyorsan “O”nu, bu çiftlikte yaşamaktır.

“HÛ” dediğinde, “ben”siz ve “sen”siz bir “AHAD” ve “SAMED” hissedemiyorsan; dikkat et, tanrı yaratıp, sonra da kurabiye niyetine yeme onu!. Anla bunu!… Tanrı değil “O”!.

“Allah âlemlerden Ganî’dir” işaretini farketmek yetmez; hissetmek lâzım… Ki hisseden de Kendisi olur ancak!.

Binlerce yıllık “Zen” öğretisinden nakil yaparak “ölmeden evvel ölürsen, ölünce ölmezsin” diyen Bill; kendini tanımanın yolunun, tanrı kavramını terkederek “ALLAH”ı anlamaya dayandığını anlatırken, sık sıkinside diyor; “içimizde”!

İşte sorunun çok iyi anlaşılması ve çözümlenmesi gereken yanı burası…

Neresi “”imiz?

İÇİMDE” diye düşünürken; “içim” olarak neyi veya nereyi düşünüyorum?

Bireysel bir “” mi, “kolektif” bir “” mi?

İkisi de yanlış!. Zîrâ, “ALLAH” hatırlayalım ki “AHAD”!..

İç” ve “dış” kavramı yaratılmışa GÖREdir!. Zâhir ve Bâtın oluşu da GÖREdir!… Bunlar yaratılmışa göre olan tanımlama vasıflarıdır!.

Mutlak gerçek, “AHAD” ve “SAMED” oluşudur!.

“Allah”ı düşündüğünde aklına gelen her vasıf ve özellik ve fikir; “O”nun “Ahadiyyet”i yanında yok olur!.. “O”, her fikirden “Ganî”dir!…

“Sen”de kendini seyrettiğinde, sen kalmazsın!.. Fikir de kalmaz!… “İç” ya da “dış” dahi kalmaz!.. “İçimde” veya “içimizde” düşüncesi de kalmaz!.

“O”, öyle kendini bilir ki; kendinden başkası asla ”var” olmamıştır!.

“O”, öyle kendini bilir ki; “iç” ve “dış” kavramlarından münezzehtir!.

“O”, öyle kendini bilir ki; yaratılmışların tümü zaman kavramsız olarak “yok”tan ibarettir!.

Ve “O”, öyle “Allah”tır ki; tanrılık ve tapınanları kavramları geçersiz olarak yalnızca kendisi olan “O” yani “Allah” vardır!.

Bak sen “kıyâmet alâmetine” neler yazıyor!.

Gün geldi, “kıyâmet alâmeti”, seslenişi oldu Sistemin!. Müezzini oldu minârenin!

Nîce dillerde terennüm etti bu gerçek, nîce zamanlarda!…

Kâh ateşten hitâp etti, kâh ağaçtan!… Dinleyen gene “ol kendi” oldu!.

Ateş, ağaç neyse ama; etten-kemikten gelince hitâbı, iş çetrefil oldu!.

Yazdığı senaryoda oyuncu olup, senaryoyu beğenmez oldu!.

Kâh çıktı gökyüzüne, yerdekileri tutmadı… Kâh indi yeryüzüne, göktekini takmadı!… Oyun bu ya, çarkı felek, ezel ebed dönedurdu; döndürenin elinde bir hayâl balon oldu!

Evet dostum, ben şimdi “kıyâmet alâmeti” olan gençlere anlatmaya çalışıyorum ki…

Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselâm efendimiz’in açıkladığı “Allah”ın ne olduğunu çok çok iyi anlayıp hissetmeye çalışın!… Belki her an bunu hissedemezsiniz; ama hiç değilse belli zamanlarda bunu hissedip yaşamaya gayret edin!.

Sakın unutmayın ki; “O” ne “dış”ınızda, ne de “”inizde!.

“ALLAH Adıyla İşaret Edilentüm bu kavramlardan münezzeh!.

Âlemler, “O”nun indinde asla “var”lık kokusu almamış bir hayâl!.

Ben” ise, “O”nun yarattığı âciz, garîb, var sanılan bir “yok”tan ibaret “kulu”!…

Umarım rahmetle anarsınız beni, şu toprak mezarımda!.

1 Nisan 1999 New Jersey