Sistemin Seslenişi -2

Ahmed Hulûsi

ZAMAN

Fena işgalci!.

Kötü yerleşmiş dünyamıza!.

Aklımızı esir almış; düşüncelerimizi kilitlemiş; fikrimizi istediği gibi yönetiyor…

Zaman!.

Biz ölümlüler, düşünce sistemimizin efendisi etmişiz onu!… Onsuz düşünmesini bile beceremiyoruz!. Onsuzluğu, hayâl bile edemiyoruz!.

En fazla yapabildiğimiz, lâkırdısını tekrarlamak… “Zaman izâfîdir, gerçekte yoktur”; falan gibilerinden!…Tıpkı gri papağanlar gibi!.

Falanca yaştayım… Filanca zamanda… Ne zaman?… !!!

Et-kemikle yaşayıp, etle düşünenden, ne kadar bekleyebilirsiniz ki etin olmadığı boyuta ait gerçekleri ve kavramları?

Et alanlar… Et satanlar… Eti etle tartanlar!

Etle yatıp, etle kalkan; et peşinde koşanlar!

“İnsan”ı, et sanan; et için yaşayanlar!

İnsan”a, etiyle değer biçip; “zaman”la kayıt altına sokanlar!.

Yok”un, yokken, varsaydığı; aslı “yok” olan yaşam kriteri!.

Biz ise, halâ soruyoruz; “eee ne zaman”?

Allah Rasûlü, olacak olaylardan söz etmiş… Gün gelecek, kıyâmet yaklaşınca kadınlar erkekler gibi giyinecek; saçlarını deve hörgücü gibi yapacak; demiş… 1400 küsur sene önce!!!… Ama†bunları bildirirken zaman vermemiş…

Daha nice “kıyâmet” alâmetleri saymış; ama yine onlarda da “zaman” vermemiş!.

Bir nîce ermiş de gelecekten söz etmiş; ama onların da çoğu zaman vermemiş… Yalnızca olacak olaylardan bahsetmişler…

Niye bu böyle?

Çünkü onların, yaşamakta oldukları etsiz boyutlarında, “zaman” kavramı yok da ondan!… Bütün bu olan biteni, etsiz boyutlarıyla yaşıyorlar ve etsiz bir boyutta algılayarak bize indirgiyorlar da ondan!…

Derlerse, bizim ısrarımız yüzünden, bir zaman; çoğunlukla yanılmış olurlar!… Çünkü, zamansızlığı zamanla yorumlamak, büyük ölçüde yanıltıcı bir iştir…

Zaman”sızlıkta seyredilir-yaşanılır olaylar dizisi; dalga dalga!.

Tıpkı peşpeşe görülen rüyalar gibi!.

Her ne kadar, rüyanın içinde olana, bir zaman kavramı varsa da, kendi hissiyatına göre; bu da, daha önceden beynine yerleşmiş verilerden kaynaklanır bir şeydir; gerçek değil!.

Bu sebepledir ki, rüyalarda görülen olaylardan zaman tespit etmek mümkün değildir!… Olacağı görebilirsin; ama zamanını kestiremezsin!.

Bu gerçek, Allah Rasûlleri’nin, takipçileri olan ermişlerin boyutunda biraz daha farklıdır…

Onların algıladıkları boyutta, rüya türünden görüntü de yokmuş!…

O boyutta, yalnızca görüntüsüz bir algılama, sezgi; ve bunun idrâkta açığa çıkışı söz konusuymuş!.

Çünkü o boyut, zaman ve mekân kavramının mevcut olmadığı salt bilinç boyutu imiş!.

Bu boyutun altında, vizyonların söz konusu olduğu; uyanıkken rüya görme, diyebileceğimiz bir ikinci algılama boyutu daha varmış… Bunun misâli, bildiğimiz rüya imiş!..

Az önce anlatmaya çalıştığımız, gerçek, yâni görüntüsüz algılama ise, Allah Rasûlleri’ndevahiy”, takipçilerinde “ilham” denilen bir şekilde açığa çıkarmış…

O algılamanın söz konusu olduğu boyutta, algılanan olaylar, şekilsel mahiyet arzetmezmiş… Sıralamanın getirdiği zaman kavramı da geçersizmiş o yüzden!.

Duyduk ki… Bir farklı imiş onların yaşadıkları(?) o boyut bizim etsel dünyamızdan!..

Sanki “burak”la, “refref”le giderlermiş o şekilsizlik, zamansızlık boyutuna onlar; ve bilinçlerinde, bir anda bulurlarmış bulduklarını!…

Sonra “tenezzül” ederlermiş bizim etli dünyamıza…

Konuşanı olursa, dillendirirmiş algıladıklarını, ete-kemiğe bürüyerek… Bazı acemileri de, bu bürünmüş olanları “zaman”la paketleyerek!.

Zaman”la paketlenenler çoğunlukla adresi bulmazmış; zîrâ etle bürünenler, “zaman”la paketlenince, ne zaman açığa çıkacaklarını bilemezmiş!!!…

“Dedi ama çıkmadı işte”; “bilemedi bak”; gibi etsel muamelelere muhâtap olurlarmış!.

Ders alanı, yanlışını anlayanı artık “zaman” kullanmazmış!…

Kullananı ise, yanlışını farketmesi için; “uyduruyor”, “atıyor”, “palavra sıkıyor”, “felâket tellâlı” sopasıyla terbiye edilirmiş!..

Ve bir gün gelir, fark ederlermiş ki “zaman”la paketleyenler, yaptıklarını yapmamak gerek!… Düzeltirlermiş bu yanlışlarını…

Onun içindir ki, geçmişten pek çoğu “zaman” vermemiş; yalnızca olaylardan ve dizinden sözetmişler… İleri gidip “zaman”la paketleyenler de sopayı yemişler!.

Bilmek gerek bu gerçekleri; ondan sonra yapmalı değerlendirmeleri!..

Şayet yanlış yaparsak değerlendirmeleri?

Kendimize en büyük zararı vermiş oluruz!… Kimsenin veremeyeceği kadar!. Çelik örgülü kurşun kaplı beton duvarlar içine hapsetmiş oluruz kendimizi ve kilidini de imha etmiş oluruz!.

Hattâ daha da ötesi!.

Ete hapsetmiş oluruz kendimizi!

Etle yatar; etle kalkar; et peşinde koşar; etli düşünür, etli yaşar… Sonunda da zaman kozasında kurur gideriz!.

İnsan”, zamansızlık ve mekânsızlık boyutunda, o boyuttan, o boyut için yaratılmıştır!.

Bu sözünü ettiğim boyuttaki varlığı itibariyle bir “ruh” bile değildir!… Ama buna karşın varoluşunun “ruhu” vardır!. O “ruhu”nun gereğidir ki, kendi hakikatini arar; bunu bulup eremediği sürece de “ruhu”nun huzur bulup tatmin olması, sükûna ermesi mümkün olmaz!.

Dünyadan yaratılan, dünya peşinde koşar… Sonunda dünyaya döner!.

O boyuttan yaratılan da boyutunun özlemiyle yanar; sonunda boyutuna erer!.

Her şey aslına dönücüdür!.

NJ – USA 5.4.1999