Sistemin Seslenişi -2

Ahmed Hulûsi

KUANTSAL BOYUT VE GENLER

Kafatası içindeki organik teybine yüklediği “Kur’ân” metnini defalarca çalmış!…

Bu yüzden “hâfız” demişler adına!.

Ama, bir kez bile “OKU”yamamış O metni!.

Bırakın “OKU”mayı tüm metni; daha bir kaç âyetini bile “OKU”yamamış!

Belki de, “OKU”nması lâzım geldiğini ya da “oku”manın nasıl olacağını bile duymamış!

Ezberci ve nakilcilerin “âlim”lerden sayıldığı; hikâye, masal, menkîbe anlatanların “evliyâ”dan kabul edildiği bir fetret devri sürüp gidiyor!.

Bir olay ve konuyu açıklamaya çalışıyorsun; “ben anlayışı kıtın biriyim” anlamına gelen şu soruyu soruyor:

-Ama Kur’ân da şöyle bir âyet var; hadiste şöyle buyuruluyor!”

Bu ifade, düşünebilme kâbiliyeti yoksunu ezberci beynin, kalelerini yâni şartlanma yollu ezberlediklerini savunma güdüsüyle söylediği sözler!.

Hayatında düşünmemiş; bırak tefekkürü, tezekkür bile etmemiş o âyetlerin Allah kelâmı olarak ne amaçla “nâzil” olduğunu; kaç anlamı olabileceğini, nelere işaret edebileceğini?

Tüm yapabildiği şu, o gelişmemiş organik teybin:

-Tamam tamam senin dediğin gibi… Öyleyse söyle şimdi bana, ben ne yapayım?”

Git yeşillik ye!

Bana sorma ne yapacağını anlayışı kıt!… Ne istersen yap!.

Eğer beynin biraz çalışsa; “OKU”yabilsen Kur’ân’ı, ne yapman gerektiğini elbette kendin anlarsın ve gerekeni uygularsın!.

Soruyor:

“-Seni ne zaman görebileceğiz?”

Hiç bir zaman!.

Yazdıklarımı “oku”yamıyorsan, “beni nasıl görebilirsin ki?

Et-kemik görmekle eline ne geçecek, beynini çalıştırmasını, tezekkür etmesini öğrenemedikten sonra!.

Aradığın “sen”de; diyorum… Bana, “seni görsek”, diyorsun!.

-Ben, “sen”deyim, “sen”im; diyor!…

Sen hâlâ, “BANA(?)” görün diyorsun!.

Ne zaman Yahudi’likten, Hıristiyan’lıktan çıkıp, “İSLÂM DİNİ”ni kabullenenler arasına gireceksin?

Ne zamana kadar, dışarıda aramaya devam edeceksin!?.

NANKÖR!

Bu kelime kendisine verileni değerlendirmeyip, eline geçeni tepen, kadir kıymet bilmeyenler için kullanılır. Bana denildiği gibi!

Nankörlerin alacağı en büyük ceza, nimetin ulaştığı kapının kapanmasıdır!… Kapıyı kapatan da o nimeti veren değil; o nimeti önemsememesi, değerli bulmaması sebebiyle kendisidir!.

Nankör, kendine eder!.

İlmi değerlendirmeyen nankörler, kendi kendilerini, o ilimden ebeden mahrum kalarak cezalandırırlar!.

“Kur’ân” en büyük nimettir bize, Allah Rasûlü tarafından ulaştırılan!.

Kur’ân ’ı, anlamını düşünmeden, yalnızca teyp çalar gibi seslendirerek, tekrar etmek; içindeki evrene geçmemek en büyük nankörlüktür!.

Kur’ân, “Halife” olan “insan”a “indirilmiş(?)”=”nâzil olmuş” evrensel sırları açıklayan; ve o varlığın kendini tanımasına vesile olan Yüce Kitaptır!.

Sen hâlâ, kendini et-kemik sanarak, bu et-kemik boyutuna ait konularla ömrünü tüketiyorsan; etin bol olsun!. Yolun açık olsun!. İnsanların yaşamlarını ve sonsuz geleceklerini cehennem etme özgürlüğü vardır!.

Zaman ve mekân kayıtları ötesindeki “insan”!…

Evrensel değil, Galaktik boyuta göre et-kemik ömrü birkaç saniye olan “insan”ın bundan sonraki yaşamı acaba nerede ve nasıl?

Ne diyor KUR’ÂN?

“-Biz her şeyi çift yarattık; umulur ki tezekkür edersiniz!”

“-Bütün çiftleri yaratan, gemi ve hayvanlarınızı yaratan…”

“-Subhandır O ki, hepsini çiftler hâlinde yarattı; yerin bitirdiklerinden, nefislerinden, ve bilmediklerinden!”

“-Onları ve zürriyetlerini dolu gemilerde taşıyoruz!”

1970 yılında yazdığım “RUH İNSAN CİN” isimli kitap ile 1995 yılında kaleme aldığım “TEK’İN SEYRİ” kitapta Kuantum fiziğinden evrenin holografik yapısından söz etmiştim bir miktar…

Kur’ân’ın, bu konulara nasıl işaret ettiğini elimden geldiği kadarıyla anlatmaya çalışmıştım özellikle “TEK’İN SEYRİ” isimli kitabımda; bilmem okumuş muydunuz?

Algıladığımız madde boyutunun ve her “şey”in orijini ve hakikati, aslı olan Kuantsal boyutta-evrende, her parçacık ÇİFT olarak vardır.

Şimdi önce şunu hatırlayalım…

Allah” kelimesi bir “isim” kelimesidir ve bir işaret kelimesidir.

Atan Allah’tı” âyetinde olduğu gibi, her şey, aynı orijin ve hakikatten meydana geldiği için, madde, et-kemik kol boyutunda olay bu kelimeye bağlanmakta olduğu gibi; “nokta” diye târif edilen “Kuantsal boyut”uyla TEKİL bir yapı olan evren de, elbette “ALLAH kelimesiyle işaret edilen”e bağlanır.

Ancak ne var ki, gene “ALLAH İsmi ile İşaret Edilen”in, yaratmış olduğu her “şey”den münezzeh-beri olduğu da başka bir gerçektir.

Yâni…

Kuantsal boyut olan, “RÛH” ya da “Rûh-u Â’zâm” ismiyle tasavvufta işaret edilen mertebe, tüm algıladığımız ya da algılayamadığımız her şeyin hakikati olan TEKİL bir yapıdır; ve Vitriyet” mertebesidir; ki, bundaki bilinç “her an yeni bir şân`dadır”; kuantların her anki değişkenliği dolayısıyla!.

Tüm Kuantlar bir çift hâlinde ve algılayana göre foton ya da dalga biçiminde yaşamlarına devam etmektedirler… Her an birbirleriyle iletişim hâlindedirler biri galaksinin öbür ucunda olsa bile!

Kuantsal evrenin kuantları, bizim algıladığımız hayvan boyutun (bedensel boyut) genleri gibidir!.

“GEN”ler, Kur’ân’da, “gemi” olarak sembolize edilmiştir!. Çeşitli anlamları Kuantsal boyuttan madde boyutuna “taşıyıcı” olarak “gemi”!

Öyle “Uzay gemi”leridir bunlar ki; “kuantsal uzay”dan ışık hızıyla madde boyutumuza “anlam” yolcularını taşır!.

Çiftler hâlindeki “gen”lerden, hayvanlarınızı-bineklerinizi yâni madde bedenlerinizi yaratmıştır. Kromozomlar da hücre stoplazması içinde taşıdıklarıyla yüzmektedir “gemi” olarak!.

Nefislerinizden, yâni varlığınızı oluşturan genlerinizin –çiftlerin- eseri olan bilinç dalgalarınızdan da, gene çiftler hâlinde kişisel ruhlarınızı yani ebediyet bineklerinizi yaratmaktadır… Ve daha bilmediklerinizi!

Kuantsal boyutta her şey tek bir şuur hâlindedir.

Bu tekil şuur, “ilk akıl”=“Aklı Evvel” diye tanımlanmıştır.

Kuantsal boyut, “Hayat” sıfatının ta kendisidir!.

Var olan tüm melekler, bu “RÛH” adlı tek melekten, yâni bizim “kuantsal boyut” olarak nitelendirdiğimiz, orijinimiz boyuttan meydana gelmiştir!.

Yani, Kuantsal boyut tekilliğinde meydana gelen melekî katmanlar(?) ile, algıladıklarımız ve algılayanlar oluşmuştur.

Esasen her şey, Kuantsal boyutun kendi kendisiniseyr”inden ibarettir!.

Bu boyutta zaman ve mekân kavramı yoktur!.

İnsan” kendi hakikatine yolculuğunu tamamlarsa, kendi derûnu doğrultusunda; “ben” kalmaz, seyreden “Kendi” olur Kendini!.

Yaşamı ve kavgası et-kemik ile cüzdanındaki paradan öteye geçemeyen nankörlerin bu yazılardan alacağı ne olabilir ki?

7.7.1999