Sistemin Seslenişi -1

Ahmed Hulûsi

ÇOK KALABALIK

Dışarısı çok kalabalık; farkında mısınız?

Ayrıca, çok da gürültülü!.

Dışarısı” sözcüğü ne ifade ediyor size?

Sizi bilmem ama, inanın ki algıladığım “dışarısı” çok kalabalık ve de çok gürültülü!.

Gergedana benzer bir hayvan, fakat başı karınca yiyen gibi!. Sırtı kat kat!. Hayli yüksek büyütme oranlı mikroskoplar, ancak görebiliyor onları!. Biz normal 1 atmosfer basınç altında yaşamaktayken… Onlar şu an için bildiğimiz, yaşamlarını en yüksek basınç altında sürdürebilen canlılar… Dört bin (4000) atmofer basınç altında yaşamlarını sürdürebiliyorlar.. Canlılar okyanusunda bir damla olan tür onlar…

Kirpiğimizin altında; gözümüzün içinde, onlara benzer yaşayanları… Kulağımızın içinde, koltuk altlarımızda veya ne kadar girilebilecek yer varsa bedenimizde, bunların tümünde, kendi şehirleri olarak doğup büyüyüp ölen canlıları bir yana koyarsak…

Bakteri, virüs dediklerimizi de bir yana koyarsak…

Kısacası, beş duyu ile algıladıklarımızı bir yana koyarsak…

Bizim, hiç haberdar olmadıklarımız yanında, katında, ya bizler?

Gerçekten boşlukta, dünya üzerinde mi yaşıyoruz? Yoksa, göremediğimiz bir başkasının gözünün ya da kulağının içinde mi!?

En azından, görüp algılayamadığımız, ne cesamette, hangi hacımda ya da her ne ölçü birimi ise, onunla ölçülebilen; ne kadar canlı türü var, aralarında olduğumuzun farkında bile olamadığımız?

Yalnızca madde beden algılayıcılarıyla, değerlendirme yapmamız çok kötü kesiyor bizi!.. Tıbbın bilmediklerini bir bilsek!.

Mikronun mikrosu canlı-şuurlular noktasından makronun makrosu olan galaktik canlı-şuurlular noktasına kadar uzanan skalada yerimiz neresi ve kimlerin-nelerin arasında bir yere sıkışmışız düşündünüz mü hiç?

Kimler bize ne göz, hangi düşünceyle bakıyorlar… Kimler-neler bizim hiç farkımızda bile değiller!… Hiç farkımızda bile olmayanları, hiç farketmemiş olanlar kimler!?…

Ana rahmindeki spermi buyur etmiş yumurta denen tek hücrenin neresinde yazılı, benim gözümün, kulağımın, saçımın nasıl olacağı? Neresinde yazılı, ses tellerimin nasıl oluşturulacağı ve sesimin nasıl çıkacağı?… Beyin hücrelerimin ne kadarının, hangi programlara göre, ne işlevler yaparak, çevresindekiler tarafından nasıl değerlendirileceğini neresine yazmışlar o tek hücrenin?

Aptal, “Kader”i kavrayamaz!.

Ahmak veya cahil ise “kader”i reddeder!.

“Echel-i cühelâ” diye bir tâbir vardır.. “Cahillerin en cahili” gibi bir anlam taşır… “Kader”i inkâr edenler için söylenmiş bir sözdür bu sanırım!.

“Genetik” bilimi, adı altında keşfedilen, öyle bir “yazgı” sistemi günışığına çıkmıştır ki günümüzde, “kader”i inkâr, ancak “echel-i cühelâ”ya özgü inkâr kavramı, olarak bu türü sergileyen özellik hâlini almıştır.

Tanrı” kavramından arınamayan yeterince gelişmemişler, yukarda kaliteli bir tahtta oturanın; yanındakilere verdiği komutlarla; özel kalemlerle belki de sedefli(!) mürekkeple yeryüzündeki garibanların “yazgı”sını, yazdırdığını hayâl etmekteler… Hatta dahası, kendilerine misâl-mecaz yollu anlatılanların bu özelliğini öylesine farketmemekteler ki; Allah Rasulünün,yazan kalemin çıtırtısı” işaretini dahi, kalemin “kamış”(!?) olmasına bağlamaktalar!.

Allah Nur’u Muhammed Mustafa aleyhisselam nurumuz olsun!.

Allah Rasulünü anlamak bize kolaylaştırılsın… İşaretlerini, misâllerini, sembollerini farkedebilir hâle gelelim.

Evren içre evrenlerin “Bâtın”ı olan Allah ilminin, kuvveden fiile çıktığını mı; yoksa, bu ilmin algılayanla algılandığını mı, kavrayabilelim.

“Seyreden ol kendi oldu”; işaretinin, ne anlama geldiğini düşünelim.

Beş duyuya dayalı algılamanın tesbit ettiği genetik yazgının, neyin madde planındaki uzantısı olduğunu düşünelim…

Madde planındaki genetik yazgının, maddeyle tesbit edilemeyen ve maddemizle algılayamadığımız, neyin veya hangi bir tür “genetik yazgının” sonucu olduğunu sezmeye çalışalım…

Boyutsallık derinliği nerede?

“İlm-i ezel” nerede?

Yazan kalem ne?

Yazılan veya yazılmış olan nesne ne?

Madde ötesi “ervâh” boyutunun, “genetik” zincir ve bu zincirin halkaları ile ilişkisi ne ve nasıl?

Nerede başlayıp nerede bitiyor bu zincir ve biz hangi halkasındayız?

Bir yumurta hücresi iken, bu yaştaki özelliklerim, orada belli de…

Peki, O hücre oluşmadan önce, tüm yazgım nerede yazılıydı ki; benden (bize göre) asırlar önce yaşamış olan biri, meselâ benim, dünyaya gelip, işlevimin ne olacağını nasıl biliyordu?

Peki ya Nostradamus bazı, bilgileri nereden alıyordu?

Kaynakları neydi veya nasıl birşeydi; nasıl, neyle, nereden ediniyordu?

Dışarıdaki veya “dışarımız”daki “Ötekiler” kimler? “Dışarısı” nire?

Yarın bu boyutu terkedince, “kimler”in arasında veya içinde yer alacağız? O zaman “dışarısı” veya “dışarımız” nire olacak?

Bu “ötekiler”, eskiden “cin” diye adlandırılmış olanlar mı yalnızca?… Yoksa, bu isimle, çok geniş bir skaladaki canlı-şuurlu varlık türleri anlatılmak isteniyor da; biz, anlayış sınırımız dolayısıyla, bu ismi, özel bir türe mi hasrediyoruz? Öyle ise “dışarıda” daha kimler var?

Milyonlarca dünyamızı, içine alıp buhar edecek olan cehennemin içinde yaşayan, “ötekiler” kimler, yapıları nasıl? Şu anda, her yönümüzle içlerinde, aralarında yaşadığımız diğer “ötekiler” kimler?…

Galaksideki yüzmilyonlarca, cehennemde yaşayan “ötekiler”!…

Ve daha… İnsanların cennetleri ötesinde; bu kavramlar kendileri için bir değer ifade etmeyen “ötekiler”!.

Dostlarım… Yarın, anı kırıntısı kadar dahi değer taşımıyacak bir dünya yaşantısından geçip, hayalinizin kapsayamıyacağı kadar sonsuzluğa uzanan yaşam biçimi içine doğru yolculuk etmekteyiz… Ne geldiğimiz âlemin başını kavrayabiliyoruz, ne de geçeceğimiz boyutun sonunu!. Tüm bağlı oldukların, kopamadıkların, uğruna tüm yaşamın boyunca herşeyini feda ettiklerinden ayrılarak, bambaşka bir boyutta bambaşka “ötekiler” arasında yerini alıp; dünyada edindiğin sermayeye göre yaşamını sürdüreceksin…

Şimdi iyi düşün bu gerçekler ışığında… Ne kadar hazırsın Bu yaşama?..Yazgın” sana neleri kolaylaştırmış? Bu şartlara hazırlanmayı mı; yoksa aksini mi? Hazırlanmayı kolaylaştırmış ve hazırlanabiliyorsan; ne mutlu sana said dostum!… Hazırlanamıyorsan; o takdire de diyecek bir sözüm yok!

18.3.1999