Sistemin Seslenişi -1

Ahmed Hulûsi

UZAY

Hava, yoktur uzayda!…

Su da, yoktur!.

Yerçekimi de!

Karanlıktır uzay!… Soğuk!… Duygusuz!.

Can”lıdır uzay!…

Şuur”lu…

Dalga”lı!.

Kuşatmıştır Cehennemi; hiç kalır indinde Cennet!…

Kucaklamıştır Cennet`i, sütüyle besler, hünerlerini seyreder!.

Uzay kapsamlıdır… Varlığıyla var etmiştir insi cinni, melâikeyi… Seyreyler onlarda kendini…

Havada, ateşte, toprakta suda!. Bunlardan meydana gelen tüm varlıklarda…

Varlığıyla “can”lı kılar hepsini!…

Havayla yaşarız biz; suyla yaşarız; toprakla, ateşle yaşarız biz!. Beşinci elementimiz, uzaydır bizim!.

Uzaydan geldik; uzaya gideriz, varabilirsek!.

“Esmâ”dır uzay!… Mazharı sıfattır uzay!.. Hayâldir uzay!.

Sükûndur; barıştır; hoşgörüdür uzay!.

Kozasız yaşayamazsın uzayda!. İçinde yok olup kozasız kalamazsın uzayda!.

Gerçeğiyle yüzyüze gelemezsin uzayın… Çünkü sen, insanısın dünyanın!..

Çamurdan yaratıldın; toprakla gıdâlandın, suyla beslendin, ateşle yaşıyorsun!.

Yiyorsun, yeniliyorsun, bir fâsid daire içinde yaşamını sürdürüyorsun!.

Sen ey beşinci element…

Bilir misin kendini?.. Sudan, topraktan, havadan, ateşten öte benliğini? Uzay kökenliliğini!.

Uzayın bölünmez parçalanmaz tekilliğini!.

Sanırsın ki uzay bir havasız boşluktur… Karanlıktır… Cansız, şuursuz bir varlıktır!

Oysa uzay, nefesi Rahman; saltanatı Subhan’dır!.

Onunla vardır, boyutlar; onunla kâimdir dünyalar… Onunla dâimdir bitmez tükenmez yaşamlar!.

Cennetin onunladır; kozan onunla!… Yemeğin onunladır, suyun onunla… Nefretin onadır, sevgin onunla!.

Kurtarırsan beşinci elementini dördünün kaydından; algılarsın ki, her şeyindir uzay!.. Dalgalarıyla kâim her şey… Dalgalarıyla açığa çıkmada… Dalgalarıyla seyretmede… Dalgalarıyla “ben” olup yaşamada yine kendinde!.

Ne biliriz biz kozalılar, uzayı!..

Suyu biliriz… Kâh, pınar olur kaynar, diplerden gelip açığa çıkar… Kâh, Gayzer olur, derinliklerden, kızgın fışkırır yeryüzüne!.. Kâh, akar yol boyuna hayat dağıtır, ırmak olup; kâh toplanır göl olur, canlı yetiştirip sular insanları… Bazen toplanır büyük büyük; deniz olur, okyanus olur; ötesinde nice bilmediklerimizi barındırır, ayrı dünyalar yaşatır… Bazen artezyenle açılmış kuyu olur, kovayla çıkıp yeryüzüne insanlara derman olur!.

Bazıları gidip okyanus ötelerine, görürler yaşarlar ayrı dünyaları; farkederler derin sular ötesindeki bambaşka değer ve yaşamları… Bazıları, kör, sağır, mukallit, köyünde-mahallesinde, derin suların ardındaki dünyalardan bîhaber…

Ayırır insanları başka dünyalardan, sular!..

Toprak suyla evlendi, sen doğdun!. Bilmez misin anan topraktı, baban su!.

Bedenin topraktır, içindeki su!. Yaşamın toprakladır, yeşerteni su!.

Ya nasıl, topraktan ateş doğdu da, seni sağlıklı kodu!. Organlarında, damarlarında ısısıyla seni korudu!. Beyninden tüm hücrelerine akıp, onları gene sahibine bildirdi!… Uzaya yayılıp beyninden, seni içyüzünle yüzleştirdi!.

Ak ateş kara ateş birbirini dengeler!… Sonunda, bakalım hangisi diğerini elemine eder!

Hava!.. Dünyanın yaşamını koruyan nesne…

Hücrelerin onunla yaşar, beynin onunla!.. Ateşin onunla yanar, suyun vardır onunla!. O sevdiğindir duygulandığın; bazen de düşmanındır kaçtığın!. Tanımadığın, ya da tapındığın!.

Toprak ondan meydana gelmiştir, ateş ondan; su ondan meydana gelmiştir, varlığın ondan!

Toprağın toprağa gidecek; suyun havaya!.

Ya sen nereye gideceksin, havan gidince havaya?

Tenezzül etti hava oldu; tenezzül ateş oldu; tenezzül etti toprak oldu, su oldu; tenezzül etti “sen” oldu; ya sen nereye gideceksin beşinci element?

Toprağı mı mekân tutacaksın, suyu mu; havayı mı mekân tutacaksın ateşi mi?

Yoksa uzay mı mekânın olacak, mekânsızlıktır mekânım, diyerek!.

Sen ey beşinci element…

Sen ey maddeden doğma, beşinci boyut varı!…

Bil ki, vatan sevgisi îmândandır.. Gel dön vatanına!… Mekânsızlık otağına; DOST katına!…

Can”la canlanmış olarak… “Rûh”la, ruhlanmış olarak…

Tanı kendini, aş bedenini; seviyorsan özün olan “Ben”ini..

Uzayı tanı, uzayı bil!.

Uzaydır, Rahim; uzaydır Halîm; uzaydır Kerîm, uzaydır Azîm!.

Yansıdı aynaya, uzay koydu, adını; yarattı mahlûkatı, “adı”yla ayrı koydu varlığını…

Gel dostum, urûc eyle… Yaşamını mi’râc eyle…

Salât eyle, selâm eyle; salât ile rahmet eyle!.

Gayzer oldu Celâliyle, pınar oldu Cemâliyle; okyanustan Kemâliyle, ilmi irfân saçtı bize!.

Değerlendirmezsek bu nimeti; aldığımız bu nefesi; dünyamızın tüm ziyneti, yarın hepten vebal bize!.

Gelin canlar, “cân” olalım… Hak’ta, hâk olalım!. Varlığımızı uzaya salıp; deryada bir dalga olalım!.

Sevelim, sevilelim; sevindirip, bölüşelim; yaşam O’nun içindir, her dem O’nunla seyredelim!.

Kin tutma, ardından konuşma; hakkın olmayana el uzatma; yaban gözle bakıp ta, özünün-uzayın gazâbını alma!.

Beden sanma boyutunu; gökte sanma konutunu; “sen” mekânsız varlıksın, çıkar artık, poturunu!

Rasûl gelmiş uzayından; haber verir Yâr’ından; dersin, bana dünya gerek, neyleyeyim ben o Yâr’ı …

Bak dostum, bunca sözün kısası…

Hep, gönüller BİR olası…

Uzay bağı, HAK bahçesi!…

Erenleri, gül goncası!.

Sanma uzay gayrıdır!… Hak ayrıdır, Uzay gayrıdır!… Sen seni bilmezsen, HAK, zannında ayrıdır!.

Bil ki sözün amacı…

TEK’liği bilmeyen; RASÛL’e kulak vermeyen; Kur’ân`a yönelmeyen, “uzay” nedir bilesi değil!.

8.11.1998
New Jersey U.S.A